Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yumurtanın Sarısı

Yumurtanın Sarısı

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın bu yazısı, yumurtanın besleyici değerini ve toplumsal yaşamdaki yerini nostaljik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Metin, yumurtanın geçmişteki ekonomik erişilebilirliği ile günümüzdeki yüksek maliyetini kıyaslayarak, dar gelirli ailelerin ve öğrencilerin yaşadığı geçim sıkıntılarına dikkat çekmektedir. Yazar, beslenme çantalarındaki eksiklikler üzerinden toplumsal bir dayanışma çağrısı yaparken, konuyu kültürel ögeler ve kişisel anılarla harmanlamaktadır. Yumurta simgesi aracılığıyla hem piyasa koşulları hem de unutulmaya yüz tutmuş halk türküleri ile tekerlemeler hatırlatılmaktadır. Sonuç olarak eser, temel bir gıdanın sadece mutfaktaki değil, sosyo-ekonomik ve kültürel hafızadaki derin izlerini yansıtmaktadır.

 

Yumurta beyaz, yumurta sarı…

Beyaz…

Sarı…

Yumurtayla kavga etmek, değildir akıl kârı…

Yumurtanın beyazı mı daha kıymetli sarısı mı?

Bu sorunun cevabı beyazında saklı; özellikle sporcular için…

Kaynamış yumurtanın beyazı altın değerinde…

“Yumurta bulmuşum…

Hesaplı da almışım…

Kahvaltıda tam üç tane kırmışım…”

diye hava atanlarımız olduğu gibi…

“Benim için yumurta yumurtadır; sarısı da bir, beyazı da” diyenler de yok değil.

Ne diyelim?

Bir dörtlük de biz ekleyelim:

“Yumurtanın beyazı / Yedik yine ayazı / Bize az çektirmedi / Düşse de bazı bazı…”

***

Bundan on beş sene önce yumurtanın viyolü, yani 30 adedi, marketlerde on lira

Pazarlarda sekiz…

Yirmi tanesi de altı buçuk liraydı.

İnsanın “hey gidi günler hey” diyesi geliyor.

Yumurta, besin değeri açısından anne sütünden sonra değeri en yüksek olan yiyecek olunca…

Kahvaltıların vazgeçilmezi…

Öğrencilerin beslenme çantasına konulamayanı…

Aileleri en fazla zorlayanı…

Hele birden fazla okula giden çocuk varsa, beslenme çantasına selam dahi vermeyeni…

Tavukların gerçekten altın yumurtladığı bir dönem…

“Her gün bir yumurta yenmeli” demek işin belki de en kolayı…

Yumurta ile bir küs bir barışık günler geçiriyoruz.

Öğrencilerimize günde bir öğün yemek veremedik, ana babaların yükünü hafifletemedik.

Beslenme çantaları yumurtasız, katıksız bir halde…

Çantanın boynu bükük; ana babanın da öğrencinin de…

***

Hayat her şeye rağmen devam ediyor.

Kolayca çözebileceğimiz bir meseleyi çözemiyoruz.

“Öğrencilerin yumurtaları benden” diyen babayiğitler ortada yoklar.

İstatistiklere göz atarsanız zengin sayımız da bayağı artmış.

Sepet sepet, yani koli koli yumurta alabilecekler bayağı var yani…

Var olmasına varlar da yumurtanın beyazı, sarısı derken laflar uzadıkça uzuyor, Üsküdar’da sabah oluyor…

“Olur” diyenlere, “ben hazırım” diyenlere, hadi dendiğinde ortalarda görünmeyenlere o meşhur tekerlemeyle nazire yapalım:

“Sepet sepet yumurta / Öğrenciyi unutma / Unutursan küserim / Selam sabah keserim”

***

O yıllarda bile “günde ikişer tane yiyin” diyen, ekranlarımızda konuşanlar vardı.

“Bunları dinlersen ocağımız batar” diyenleri duyan oldu mu bilmem.

Nereden nerelere geldik?

Yumurta; Konya gibi, Afyon’un Başmakçı ilçesi gibi yumurta fiyatlarının belirlendiği, yumurta borsası oluşturulan merkezlere sahip.

Yumurtanın kulpu var mı? Yok elbette…

Kıymetli olduğu kadar kırılgan…

Ucuz mu?

“Gezen tavuk yumurtası” diye takdim edilenlerin ara ara on lirayı da aşmadığı değil.

Bugünlerde normal bir seyir izliyor.

Bir viyol yani 30 adedi; yüz elli liranın altında, yüz liranın üstünde.

“L” denilen büyük boylarının yanında, “M” denilen orta boyları daha hesaplı.

Marketler arası rekabet arada bir tüketiciye “M” yazılı viyolleri doksan ila yüz lira arasında alma imkânı tanıyor.

O zamanda vatandaş iki üç viyol birden alıyor.

***

Yumurtaya türküler yakmışız.

Bedia Akartürk, sahneleri inim inim inleten sesiyle;

“Yumurtanın kulpu yok, gözlerinde uyku yok / Sür gemici gemini, hiç kimseden korkum yok…” diye okurdu o güzel türküsünü…

Rahmetli babam Emekli Emniyet Müdürü Vedat Sunat’ın, komiserliğe terfi ettiği yıl şark hizmeti çıkmıştı.

“Üç yer tercih ettim” demişti: Elazığ, Gümüşhane ve Adıyaman.

Emniyet Genel Müdürlüğü Adıyaman’a tayin etmişti.

1965 yılı yaz başında Kayseri Bünyan’dan çıktık, geldik Adıyaman’a…

Şehir içinde kısa süreli iki ev değiştirdikten sonra, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcılığı da yapan Hüsnü Yaylagül’ün iki katlı evinin üst katına taşındık.

Oğlu Celal Yaylagül, Adıyaman Lisesinde sınıf arkadaşımdı.

1963 yılında Yeni Türkiye Partisinden Adıyaman’a Belediye Başkanı seçilen Mahmut Bilginer’in milletvekili adayı olmak için 3 Haziran 1965’te istifası üzerine, Adıyaman’da Belediye Başkanlığı seçimleri 8 Ağustos 1965’te yenilendi ve Adalet Partisi adayı Mithat Harıkçı 2.029 oy alarak Belediye Başkanı oldu.

Ev sahibimizin hanımı, “Başkanın karısı” dedi; kocası başkan seçilince,

“Yumurtanın sarısı / Yere düştü yarısı / Otuz beşinden sonra / Oldum Reis karısı” diye türkü söyledi diye anlatmıştı.

“Yumurtanın kulpu yok” türküsüne nazireyi belki de Adıyaman’da ilk kez Reis Beyin hanımı yapmıştı…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!