Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik artan saldırıları ve bu hakaretlerin hukuki sonuçsuzluğunu eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, Atatürk’ü Koruma Kanunu üzerinden yürütülen tartışmalara değinerek, mevcut yasal düzenlemelerin aslında yeterince uygulanmadığını savunmaktadır. Metinde, Atatürk’e yönelik hakaretlerin cezasız kalması ile mevcut iktidar döneminde Cumhurbaşkanına yönelik eleştirilere verilen sert tepkiler arasında çarpıcı bir kıyaslama yapılmaktadır. İfade özgürlüğü ve hakaret arasındaki ince çizgiye vurgu yapan yazar, siyasilerin eleştiriye açık olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, bahsi geçen koruma yasasının tarihsel kökenine değinilerek, bu yasanın Demokrat Parti döneminde çıkarıldığı gerçeği hatırlatılmaktadır. Sonuç olarak kaynak, toplumsal saygı ve hukuki çifte standartlar meselesini toplumsal bir sitemle dile getirmektedir.
Gün geçmiyor ki birileri çıkıp Atatürk aleyhine bir şeyler demesin, hakaret etmesin, anıtlarına saldırmasın. Nedense bu saldıranlar; “meczup”, “akli dengesi yerinde değil” denilerek arka kapıdan salınıyorlar çok kez. Atatürk’ü Koruma Yasası kaldırılmalıymış; sanki uygulanıyormuş gibi. Ya sözde serbest olsaydı kim bilir neler söylenecekti. Son günlerde adına öğretmen denen “iki ayaklı oksijen israfları”, iktidarın gözüne girip yüksek makamlara gelme yarışındalar. Son olarak bir “iki ayaklı oksijen israfı”, okulda Atatürk’e hakaret ediyor ve hiç ceza almıyor. Nedeni; kapalı alanda söylediği ahlaksız küfürler suç sayılmazmış, açık alanda olsa suç sayılabilirmiş. Cumhuriyet tarihinde aleyhine laf edildiği iddia edilenler için açılan suç dosyaları ilk kez Erdoğan döneminde 10.000’leri aştı. Bu kişiler ellerinde megafonla açık alanlarda Erdoğan’a nasıl hakaret etme gaflet ve dalalet içinde olabilirler?

Bilmeyenler için yazalım: Atatürk’ü Koruma Yasası, CHP iktidarları zamanında çıkmadı. 1951’de DP’li Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın teklifiyle kabul edildi. Yasa varken bu kadar adice saldırılar varsa bir de olmadığını düşünün. Bu yasaya Eğitim-Sen’in karşı çıkması ve onu bir tehdit unsuru olarak görmesi, Başöğretmen Atatürk için ne kadar acı. Bugün Erdoğan için Koruma Yasası yok mu bilmiyoruz; fakat bir koruma ordusu ve her söylemleri suç unsuru olmaya aday binlerce insanın olduğu ortada. İktidarın devlet olduğuna inananlar açık ya da kapalı alanda söylemleri nedeniyle tutuklu yargılanıyorlar. Unuttukları; siyasete atılan herkesin eleştiriye açık olmasıdır. Unutulmaması gereken bir noktayı hatırlatalım: Hakaret boyutuna gelmeyen her eleştiri bir yol göstericidir, hatalarımızı ve kusurlarımızı bize hatırlattığı için. Tabii “küçük dağları değil büyük dağları da ben yarattım” diyen, kendini ilah görenler hariç.