Rıza Tahir Yel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 59 Yaşında Çiftçi, 1,1 Trilyon Lira Borç: Kim Kaldı ki Toprağı İşlesin?

59 Yaşında Çiftçi, 1,1 Trilyon Lira Borç: Kim Kaldı ki Toprağı İşlesin?

featured
0
Paylaş

Tarım 2025’te yüzde 8,8 küçüldü. Çiftçinin yaşı 59’u geçti. Traktör satışları yüzde 40 düştü. Borç 1,1 trilyon lirayı aştı. Rakamlar rakam değil; bir medeniyetin sessiz çığlığıdır.

 

Bir ülkenin gücünü ölçmek istiyorsanız füzelerine değil tarlalarına bakın. Ordusuna değil çiftçisinin yüzündeki çizgilere bakın. Ekmekten önce silah geldiğinde de, silahtan önce toprak kaybedildiğinde de tarihin hükmü aynıdır: o millet er ya da geç dizlerinin üstüne çöker.

Türkiye İstatistik Kurumu Mart 2026’da açıkladı: Tarım sektörü 2025 yılında yüzde 8,8 oranında daraldı. Genel ekonomi yüzde 3,6 büyürken tarım yalnız kaldı, küçüldü, büzüldü. Rekor bir çöküş. Ama asıl mesele bu değil. Asıl mesele şu: biz bu rakamları okurken bile doğru soruyu sormuyoruz. Rakamın arkasında kim var? Kim küçüldü? Kim yoksullaştı? Kim pes etti?

59 Yaşındaki Eller

Türkiye’de ortalama çiftçi yaşı 59’u geçti. Bu bir demografik veri değil; bir ölüm ilanının ilk satırıdır. Çiftçi yetiştiremeyen bir ülke, ileride toprak işleyecek insan da bulamaz. Genç adam köyde kalmaz; kalması için sebep yoktur. Yüksek maliyet, düşük fiyat, belirsiz destek, ağır borç yükü. Kırda gelecek yok gibi görünüyor. O yüzden şehre gidiyor.

Ama şehirde de çözüm yok. Türkiye 84 milyonluk nüfusunun önemli bir bölümünü besleyecek kapasitede üretim yapmak zorunda. 2025’te meyve bahçeleri dondan yandı, buğday tarlası kuraklıktan çatladı, hayvancılık şap hastalığının gölgesinde kan kaybetti. Traktör satışları yüzde 40 düştü — çiftçi traktör almıyor çünkü alamıyor, gücü yetmiyor. Borç yükü kasım ayı itibarıyla 1,1 trilyon lirayı aştı. Bir çiftçi bu rakamla sabah uyanıyor ve yine tarlaya gidiyor. Bu fedakârlık değil, çaresizliktir.

Tarihin Aynasına Bakalım

Tarih boş söz değildir. Moğol istilasının ardından Anadolu’nun nasıl ıssızlaştığını, ovalarının nasıl çalılığa döndüğünü, bereket içindeki toprakların nasıl susuzlukla kavrulduğunu iyi bilenler bu tablodan ürperir. Toprağı işleyecek insan kalmayınca ne olur? Şehirler de çöker. Çünkü şehir, köyün fazlasıyla beslenir; köy kuruyunca şehir de solar.

Osmanlı iktisat tarihinde çiftçiyi toprağa bağlayan düzenlemelerin çoğu bu gerçeği bildiği için yapılmıştı. Tımar sistemi, çift-bozan vergisi, iskân politikaları… Hepsi aynı kaygıdan doğmuştur: Toprak işlenmeli, çiftçi korunmalı, üretim kesilmemeli. Bugün bu anlayışın yerinde yeller esiyor mu? Hayır. Ama politika saçılmış, dağılmış, koordinasyonu yitirilmiştir.

Ceza Yetmez, Yapı Lazım

Devlet bu yıl harekete geçti. 3 ve 7 Nisan 2026’da Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu toplandı; fahiş fiyat uygulayan 243 işletmeye 138,9 milyon lira ceza kesildi. Tüketiciyi korumak doğru bir refleks. Lakin bu ceza tarlada domates yetiştiren çiftçiye giden yolu uzatmaz. Marketler cezalandırılır, üretici hâlâ mağdur kalır. Çünkü sorun fiyat değil, fiyatı belirleyen yapıdır.

Gıda enflasyonu Mart 2026’da yıllık yüzde 32,36 seviyesinde. Tarımsal elektriğe yüzde 24,8, doğalgaza yüzde 25 zam geldi. Çiftçi hem üretim maliyetiyle boğuşuyor hem de ürününün karşılığını alamıyor. Bu makas kapanmadan tüketicide enflasyon düşmez, üreticide umut canlanmaz.

Su Sorunu: Görünmez Tehlike

Bir de görünmez tehlike var: Su. İstanbul barajları yılın başında yüzde 18’e geriledi. İç Batı Anadolu’da iki yıllık yağış açığı kronikleşti. Bilim insanları uyarıyor: Bu artık geçici bir kuraklık değil; kalıcı bir iklim gerçeğidir. Eskişehir, Afyon, Konya ovalarında toprak nemi kritik eşiğin altında. Aydın gibi bereket yurdu sayılan topraklarda tarım alanlarının yüzde 50’sine su verilemeyeceği ilan edildi.

Türkiye’nin sulama altyapısının yüzde 32’si hâlâ tamamlanmamış. Sulama randımanı yüzde 51’de takılı kalmış; kaynaktan tarlaya gelen suyun yarısı kaybolup gidiyor. Bu bir verimlilik sorunu değil, millî bir israftır. Damla sulama, modern havza yönetimi, dijital su takibi; bunlar lüks değil, zorunluluktur. Devlet ebed müddet anlayışı, bugün bunu gerektirir.

Ne Yapılmalı?

Sorun tespit etmek kolaydır. Çözüm üretmek iradeyi ve aklı birlikte ister. Şu temel adımlar atılmadan bu tablo değişmez:

Birincisi: Çiftçinin borç yükü mutlaka hafifletilmelidir. 1,1 trilyon liralık borçla üreten bir çiftçi yarın ne ekecek? Yapılandırma değil, af tartışılmalıdır; zira bir medeniyetin üreticisi borç batağında bırakılmaz.

İkincisi: Genç nüfusun köyde tutulması için somut teşvikler hayata geçirilmelidir. Ücretsiz arazi tahsisi, faizsiz ekipman kredisi, dijital tarım eğitimi. Tarım okulu mezunlarına cazibe merkezi oluşturulmalıdır.

Üçüncüsü: Su yönetimi acil millî güvenlik meselesi olarak ele alınmalıdır. Sulama altyapısı tamamlanmalı, damla sulama zorunlu hale getirilmeli, su israfı vergilendirilmelidir.

Dördüncüsü: Tarladan rafa uzanan zincirde aracıların tekelci gücü kırılmalı, üreticiden tüketiciye uzanan yol kısaltılmalıdır. Çiftçi ürününün gerçek değerini almalı; market onu sömürürken devlet seyirci kalmamalıdır.

Son Söz

Büyük Önder Atatürk, ‘Köylü milletin efendisidir’ demiştir. Bu söz bir iltifat değil, bir devlet felsefesinin özüdür. Efendi borç içinde bırakılmaz. Efendi susuz tarlada yalnız bırakılmaz. Efendinin çocukları köyü terk etmeye zorlanmaz.

Toprağı terk eden millet, önce ekmeğini sonra kimliğini kaybeder. Kimliğini kaybeden millet ise tarihe not düşer, sahneye çıkamaz.

Bu not düşülmeden önce bir şeyler yapmak, söylemek, haykırmak gerekiyor. Rakamlar sizi uyarıyor. Ben de.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!