Müyesser Yıldız’ın bu yazısı, devlet ile İmralı arasındaki görüşme trafiklerini ve hazırlanan yasal düzenlemeleri mercek altına almaktadır. Yazar, 2014 yılındaki çözüm süreci ile güncel gelişmeleri kıyaslayarak terör örgütü liderinin yasama süreçleri üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekmektedir. Metinde, DEM Partili isimlerin açıklamaları referans gösterilerek yeni bir yol haritası ve yasal çerçeve üzerinde çalışıldığı öne sürülmektedir. Özellikle Pervin Buldan’ın, Devlet Bahçeli’nin bu süreçteki tutumuna dair değişim ve dönüşüm iddiaları detaylandırılmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin iç siyasetindeki bu hassas müzakerelerin Meclis ve kamuoyu üzerindeki olası etkilerini sorgulamaktadır.
İçeride ekonomik kriz ve operasyonlar, dışarıda ABD-İsrail’in İran’a saldırısıyla gündem enikonu boğulmuşken, İmralı mutfağında yine epey şey pişiriliyor.
İlk açılım sürecindeki pazarlıklardan bir kesit sunalım önce.
O zamanki HDP heyetinin Mayıs-Haziran 2014’teki İmralı ziyaretlerinde; “yasalar ve anayasada yapılacak değişikliklerin yol haritası ve takvimlendirme” konuşulurken teröristbaşı, dosyadan iki kâğıt çıkarıp şunları söyledi:
“Elimde belge var, size okuyayım. Bu belge hayata geçmeli. Eğer uygulanırsa, bu çerçeve yasadır, devrim niteliğindedir. Orta Doğu devrimine de kapı aralayacak, o kadar önemlidir. Bana doyurucu geldi. Size okuyup ayrı ayrı fikirlerinizi alacağım.”
Teröristbaşının sözünü ettiği belge; “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa Tasarısı”ydı. Maddelerin tamamını okuyup HDP’lilere görüşlerini sordu.
Merhum Sırrı Süreyya Önder, “İlk bakışta doyurucu bir taslak. Yalnız bir sorun var” deyip, “muhataplık meselesinin tarif edilmediğini, bunun bir eksiklik gibi durduğunu” vurguladı.
Teröristbaşı da o hususun 5. maddede düzenleneceğini belirttikten sonra özetle şöyle konuştu:
“Bunlara takılmayın, daha önemli olan şey bunun zamanlamasıdır. Bizim bunu aylarca beklemeye tahammülümüz yok. Meclis ne zaman tatile giriyor? (Pervin Buldan’ın ‘bu ay sonu gibi’ cevabının ardından) Yani 20-25 gün var şurada. Şimdi siz hemen buradan çıkar çıkmaz Ankara’ya gidip Beşir (Atalay) Bey, Efkan (Ala) Bey ve diğer muhataplarınızla görüşeceksiniz. ‘Apo ile oyun olmaz, bunu aylarca bekleyecek halimiz yok’ diyeceksiniz. Bu haliyle bile kabul edebiliriz, ama Meclis kapanmadan bunun çıkması lazım, yoksa ben bilmem… Cumhurbaşkanlığı seçimi olmadan, öncesinde çıkması lâzım. Bunu Kandil’e de söyleyin, azami Haziran sonuna kadar çıkması lâzım. Çıkmazsa ben garanti veremem. Siz bunu görüşün ve bakanların bu konudaki düşüncesini alın. AKP tekrar uyduruk nedenlerle karşı çıkar ve bunu kabul etmezse tam bir savaş çıkar. Kandil’e de söyleyin: Bu son Lice olayları benzeri hadiseler durumu zorluyor. Biz ciddi bir çalışma içerisindeyiz…. Bu yasayla bütün sorunlar çözülecek, muhataplık falan hepsi çözülecek… AKP bunu da oyalamaya dönüştürürse demek ki, hile vardır… Bu konuları CHP ile de görüşün. Kılıçdaroğlu’na da anlatın. ‘Devlet bir dönüşüm geçiriyor, bunun dışında kalırsanız başarma şansınız yoktur’ deyin. İzah edin. Ona deyin ki, ‘Bu sizin için son şanstır’; bu son şansı iyi kullansın… Şunu da tekrar söyleyeyim: Orta Doğu’nun kaderi değişiyor. Bu düzenlemelerle sadece yeni Türkiye’nin değil, yeni Orta Doğu’nun temelini atacağız.”
İşte bu tehditlerden sonra teröristbaşının dediği oldu ve o yasa Meclis’e geldi, 10 Temmuz 2014’te de kabul edildi.
Yasanın Meclis’e gönderilmesi üzerine merhum Sırrı Süreyya Önder, teröristbaşına şu övgülerde bulundu:
“Bugüne kadar kimsenin başaramadığını siz burada başardınız. Müzakere ile devlete yasa çıkarttırdınız. Bence bu yasa tarihidir. Meclis’e de geldi. Bu topraklarda eşi benzeri yok. Ne Müslümanlar ne Aleviler ne de sosyalistler bunu başarabildiler. Siz başardınız… Bu yasa çıktıktan sonra bize sayfalar dolusu sövseler bile bence önemsememek gerekir. Bugüne kadar kim hangi mücadeleyle devlete neyi kabul ettirmiş, buna bakmak gerekir.”
Teröristbaşı da gururla, “Benim için çok basit bir yasadır. Önemli olabilir, ama bana göre bir devlet kendisini bu hale düşürmemeli, bir yasa çıkarmayı bu kadar farklı tablo içerisine koymamalıdır… Bu yasa devletin hayrı içindir, benim için değil. Ama onlar anlamıyorlar. Anlamadıkları için de bu yasayı çıkarırken bile Hakan Bey’i de heyeti de çok zorlamışlar… Müzakere pozisyonumuz önemlidir. Bundan sonra siz de yasayı uygulatmak için çabalayın. Hakan ve Beşir’le görüşün, yasayı uygulatın.” karşılığını verdi.
Bunların konuşulduğu görüşmede teröristbaşı; MHP’li Oktay Vural’ın Meclis’te, “Apo istedi, onlar yapıyor” demesine tepki gösterirken de MHP için şu ifadeleri kullandı:
“Bu MHP’nin paralel devlet olduğu da çok zaman geçmeden ortaya çıkacak. Hem de dış güçlerin denetiminde olan bir yapı olduğunu göreceksiniz… MHP açık bir CIA projesidir.”

YASALAR YİNE İMRALI’YA HAZIRLANIYOR
Artık “yerli, milli ve devlet aklıyla” yürütülen bir süreç varken, bunları niye mi hatırladık?
26 Mart’ta DEM Sözcüsü Ayşegül Doğan, “İmralı heyeti yarın Öcalan’la görüşmek üzere adaya gidecek” derken, bunun “çok önemli bir görüşme” olduğunu ve sürecin hızlanması gerektiğini vurgulayıp şunları kaydetti:
“Yasal düzenlemeler için Haziran ve Temmuz ayı işaret edildi. Buna dönük iddialar var. Şimdi eğer bir takvimlendirme yapılmazsa ve bu takvim kamuoyu ile ilgililerle, yetkililerle, ana muhataplarla paylaşılmazsa kimi tartışmalar yürür. Bunlar faydalı tartışmalar olmaz. Haziran ve Temmuz ayı çok geç çünkü… Yarın İmralı’daki görüşme kritik önem taşıyor. Hem Öcalan’ın koşullarına, statü tartışmalarına ilişkin önemli bir görüşme olacak. Hem de yasal zemine ve silahsızlandırmaya ilişkin hazırlanan ya da hazırlanması planlanan kanuni çerçeveye dair de kendisinin önerileri alınacak. Biliyorsunuz her zamanki gibi büyük bir titizlikle kendisi yasal düzenlemelere, sürecin gelecek planlamasına dair tüm başlıklara ilişkin yetkililerle, ilgililerle de görüşmeye, müzakere etmeye devam ediyor.”
Neymiş; yapılacak yasal düzenlemeler hakkında teröristbaşının önerileri alınacakmış. Zaten o da büyük bir titizlikle yasal düzenlemelere dair tüm başlıklarda yetkililer ve ilgililerle görüşmeye, müzakereye devam ediyormuş!..
DEM heyeti 27 Mart’ta İmralı’ya gitti, ne görüştüklerini de dört gün sonra açıkladı. Açıklamada; teröristbaşının bildik ve kamuflajlı “demokratik toplum, demokratik entegrasyon, Cumhuriyetin demokratikleşmesi, Kürtlerin devletle olan ilişkisini düzenleyen toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı” ile ”sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum” ifadelerinin dışında şu vardı:
“TBMM’nin bu süreçte üstlendiği tarihi görev ve sorumluluğa işaret edilmiş; Komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zamana yayılmaksızın kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde olduğu belirtilmiştir.”
Aynı gün DEM eş başkanı Tülay Hatimoğulları iktidara, “Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir.” çağrısında bulundu.
Peşinden DEM Grup Başkanvekili Sezai Temelli, teröristbaşıyla yapılan bu son görüşmeye üst düzey devlet yetkililerinin de katıldığını, “istişarelerin gerçekleştiğini” ve “süreç yasası” için bir taslak oluşturulacağını söyleyip, “Öcalan’la yapılan görüşme üst düzey yetkililerin katıldığı bir resmi müzakeredir.” dedi.
2013-2015’TEKİ GİBİ
Teröristbaşının Mısır Kraliçesi Nefertiti gibi gördüğü, İmralı heyetlerinin değişmez ismi, TBMM Başkanvekilliği koltuğunda oturan Pervin Buldan’la devam edelim.
Birkaç gün önce örgüte yakın bir televizyonda İmralı’daki son görüşmeyi anlatırken; teröristbaşının 10 gün önce ikinci bir katarakt ameliyatı geçirdiğini, sinüsleri dışında sağlık problemi olmadığını, 5 saatlik kapsamlı görüşmede sadece iki kez 10’ar dakika lavabo ihtiyacı için ara verildiğini söyledi.
Sezai Temelli’nin, “Görüşmeye üst düzey devlet yetkilileri de katıldı” iddiasına ilişkin soruya şu karşılığı verdi:
“Bütün görüşmelere, aslında, devleti temsilen yetkililer katılıyor… Bu seferki sayı biraz fazlaydı; ama ‘üst düzey’, ‘alt düzey‘ demek çok doğru değil bence… Geçmişte de aslında, biz 2013-2015 sürecinde de böyle yapıyorduk… bu sefer de aynı yöntem. Biraz sayı fazlaydı. Onun dışında fazla bir anlam yüklememek gerek.”
“Önemli” bir görüşmeydi ya; atmosferin nasıl olduğunu, gerginlik yaşanıp yaşanmadığını şöyle aktardı:
“Daha önceki yaptığımız toplantılarda, elbette ki, sayın Öcalan’ın bazen öfkelendiğini, bazen ses tonunun yükseldiğini görebiliyoruz. Bu da çok normal. Fakat bu son görüşme oldukça sakin… sesin yükseldiği bir ortamda geçmedi. Karşılıklı diyalogların, bilgilendirmelerin, beklentilerin olduğu ve bunun somutlaşması gerektiği noktasında bir muhabbetin gerçekleştiği bir toplantı diyebiliriz buna. Hem devlet heyeti hem sayın Öcalan beklentilerini ve olması gerekenleri söyledi.”
Ana gündem maddeleri hakkında şu bilgileri verdi:
“Sayın Öcalan’ın her görüşmede, toplantıda kendi taslağı vardır, 9-10 maddelik bir taslak. Başlıklar farklı olsa da içerik birbirine benziyor… Gündem ağırlıklı olarak atılması gereken somut adımlardı. Diyelim ki; yasa beklentisi, hukuki zemin, sayın Öcalan’ın konumu, durumu, pozisyonu. Bu sürecin içinde olan bir aktörün hâlâ belirsiz bir şekilde isminin tanımlanmaması, konulmaması; sayın Öcalan burada ne, kim – yasal düzenleme içinde nasıl bir yer verilecek… bunlar konuşulan meseleler. Fakat iki tarafın söylediği konular üzerinde netleşen bir şey yok. Ama şu var: bir yasa hazırlığı olacak. Bu yasa hazırlığı bir taslak haline gelecek. Aslında herkesin bir taslağı da var… Muhtemelen diğer partilerin taslağı vardır, henüz hiç kimse açıklamadı… Biraz daha olgunlaşması ve ortaklaşılması gerekir.”
”İLLA BÖYLE BİR YASA ÇIKMASI” GEREKİYORMUŞ… YOKSA…
Pervin Buldan, teröristbaşının “süreç kritik eşiğe geldi” söylemi ve iktidarın, “PKK’nın silah bıraktığının tespit ve tescilinden sonra yasal düzenlemelerin yapılması” politikası hakkında ise şunları söyledi:
“Evet, müzakereden karar aşamasına geçtiğimizi kastediyor. Artık her şey müzakere edildi. Hem devlet hem sayın Öcalan bunun müzakeresini yaptı… Biz aracı olduk, gittik geldik… Süreç uzadıkça enfekte olmaya açık hale geliyor, sayın Öcalan da bunu ifade ediyor. Artık zamana yaymanın, oyalamanın… Müzakereyi bitirip kanuni, yasal, hukuki bir zemine bu süreci çekmenin zamanı geldi. Şimdi bunun üzerinde tartışmalar yürütüyor. Bu tartışmalar; yasa nasıl çıkacak, kimleri kapsayacak, bir bütüncül yasa mı yoksa ayrı ayrı kategoriye göre mi olacak. Bize ve sayın Öcalan’a göre; bütüncül, müstakil bir yasaya yani herkesi kapsayacak geçici, bir sefere mahsus bir yasaya ihtiyaç var. Ama bu böyle mi olacak, devletin ya da iktidarın böyle bir hazırlığı mı var; bunu bilmiyoruz gerçekten… Bir taslağı bile görebilsek belki, birkaç tane daha somut adım atılabilinir. Fakat bu da yok ortada, şu an itibarıyla. Bunun için hızlıca Nisan ayı sonuna kadar bu taslakların artık hazır olması lazım. Karşılıklı – ve bu taslağı sayın Öcalan’ın görmesi lâzım. Niye? Çünkü sonuçta kendi örgütünü ikna edecek. Bu yasayı görmesi, onaylaması, kabul etmesi çok önemli… Daha sonra sayın Öcalan muhtemelen kendi örgütüne bu taslağı belli bir şekilde örgüte gönderir – ya da artık devlet heyeti mi gönderir, bilemeyiz. Bir şekilde onun oraya da gösterilmesi gerekiyor.”
Hükümet veya devletin, böyle kategorik bir düzenlemeden vazgeçmesi ihtimaline karşılık, “Biz uğraşacağız. İllaki, böyle olması gerekiyor; diğer türlü, sayın Öcalan’ın da bunu kabul etmeyeceğini biliyoruz. Bütüncül bir yasa olmazsa Öcalan ve PKK buna karşı çıkacak. Dayatmanın, ‘İster kabul edin ister etmeyin’ aşamasına getirmenin bir anlamı yok. Biz belli bir aşamaya geldik artık. Gerçekten bunun geri dönüşü yok, olmamalı da.” diyen Pervin Buldan, “Nisan sonrasındaki adımların da konuşulduğunu”, “meseleyi sadece getirip bir yasanın içine koymanın mümkün olmadığını”, “100 yıllık meseleyi çözmeye çalıştıklarını”, “faili meçhuller, dil yasağı… tüm bunlara çözüm arandığını” kaydetti.
Son olarak Pervin Buldan’ın, “MHP daha net. Hükümetin ise süreci yayan bir politika izlediğini görüyoruz. Aralarında görüş ayrılığı mı var, bir senaryoya göre mi hareket ediyorlar?” sorusuna verdiği cevabı aktaralım. Dedi ki;
“Biz bilemeyiz; kendi aralarında ne yaşanıyor, bir problem var mı yok mu. Bize yansıyan bir şey yok, ama şunu söylemek isterim: MHP’nin, özellikle Sayın Bahçeli’nin yüzde 100 değişip dönüştüğünü düşünüyoruz. Bu açık ve net olarak zaten görülüyor – ister açık yaptığımız görüşmelerde ister kapalı. Açık görüşmelerimiz dışında zaman zaman basına yansımayan kapalı görüşmelerimiz de oluyor… Hepsini kamuya açık yapmanın da doğru olmadığını, bazı şeylerin mahrem kalması gerektiğini düşünüyoruz, sürecin selameti açısından. Çok açık yaptığınız zaman herkes bir yere çekebiliyor. O yüzden bazen kapalı görüşmeler daha iyi oluyor. Ben Sayın Bahçeli’nin yüzde 100 bir değişim ve dönüşüm, AKP’nin yüzde 50 bir değişim dönüşüm içerisinde olduğunu düşünüyorum.”
Ez cümle; “açılım” yasalarının İmralı-Kandil hattında kotarıldıktan sonra TBMM’nin önüne konulacağı gayet net anlaşılıyor, değil mi?.. İyi ki, herhangi bir “pazarlık” yok… Ya bir de olsaydı?!