Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, doğadaki kusursuz uyum ile insanlığın sebep olduğu yıkım ve karmaşa arasındaki derin çelişkiyi sorgulamaktadır. Yazar, bir üzüm asmasının dallarının birbirine tutunarak sergilediği dayanışma ve yapıcı tavrı, insanların bencilce sürdürdüğü çatışma ve bozgunculuk kültürüyle kıyaslar. Doğadaki tüm varlıkların birbirini destekleyen doğal bir düzene sahip olduğu belirtilirken, en akıllı varlık olan insanın akıl ve iradesini doğru kullanmayarak bu dengeyi bozduğu vurgulanır. Metinde yer alan “taban sahibi olma” kavramı, bireyin özündeki iyiliği koruması gerektiğini ifade ederken; toplumsal huzur için yöneticilerin ve bireylerin bu doğal dürüstlüğe dönmesi gerektiği savunulur. Sonuç olarak yazar, insanlığı bitkilerin sessiz dayanışmasından ders çıkarmaya ve yıkıcı değil, yapıcı bir irade sergilemeye davet eder.
Bugün insanlar kötü düşünce ve haksızlıklardan, zulüm ve kavgalardan rahatsızlar. Evren böyle mi var edildi, dünyayı bu hâle insanlar mı getirdi? Düşünelim.
Evrendeki cansızlarda (toprak, sıvı, hava) mükemmel bir uyum var. Bitkiler de öyle. Hayvanlar aleminde biraz sıkıntı var.
İnsanlar aleminde sıkıntı çok. İnsanların yaşadığı yerlerin dengesi bozuk; yeşillikler kuruyor, mevsimler değişiyor, hayvanlar yok oluyor, katliam ve savaşlar yaşanıyor. Dünyanın en yetkin, en akıllı varlığı insan olduğuna, insan başlangıçta zararsız olduğuna göre, insan insanlığının gereğini yapmıyor demektir. Tüm beşerî ve ilahi hukuk sistemlerinin muhatabı insandır, diğer varlıklar değil. Bir gülün dikeninden, bir kartalın pençesinden şikâyetçi olamayız, olursak gülünç oluruz.
Doğayı izledikçe bitki, ağaç ve hatta birçok hayvanın yapıcı, insanların yıkıcı olduğu anlaşılır. Niye böyle düşündüğümü bir örnek üzerinden açıklayayım.
Evimin bahçesinde birkaç üzüm ağacı var. Onları budarken, üzüm ağacının dallarından çıkan liflerin (ip diyelim) başka bir ağacın dalına tutunup sarıldıklarını görüyorum. Bu tutunmalar, üzerinde yaprak ve üzüm salkımı olan dalı koruyor; rüzgâr vb. etkenler karşısında dalın dipten kopmamasını sağlıyor. Asma ağacındaki bu yapı (sevki tabii) insan ve diğer hayvanlara hayat veriyor. Dahası o daldaki yeşil yapraklar havayı temizliyor, o dallar yakıtımız bile oluyor. Üzüm ağaçlarının bu durumu, diğer ağaç ve canlılarla dayanışma (uyumlu, barışık) içinde olduğunu da gösteriyor.

Doğadaki uyum, barış, dayanışma gibi erdemler sırf üzüm ağacında değil, tüm ağaç ve bitkilerde de var. Bunlar birbirleriyle kavga etmiyorlar, birlikte yaşıyorlar, birbirlerini ayakta tutuyorlar. İnsan bunları gördükçe, düşündükçe derin düşüncelere dalıyor, sonra kendine dönüyor ve diyor ki: İnsanoğlu niye bitki ve diğer hayvanlar gibi davranmıyor da bozgunculuk yapıyor, vermek için değil; almak, çalmak, ezmek için uğraşıyor?
Hani varlıkların en seçkini insandı? Üzüm, elma, fındık gibi ağaçlar insandan daha yararlı desek doğru söylemiş olmaz mıyız? Bitkiler ve hayvanlar olmasaydı, dünya çekilmez olurdu.
Her canlı yaşamak için uğraşıyor. Her insanın kendine göre bir düşünce ve yapısı var. İnsan, akıl ve iradesini kullanarak yaşasa dünya çok daha güzel olur. Üzüm ağaçları, hayvanlar ve tabii ki bitkiler insanları kuruyup kaybolmamak için uğraş verirlerken, dünyanın azgın insan ve yöneticileri insanlara zulmediyorlar.
Bu Türkiye için de geçerli. Böylesi bir süreçte birbirimizi boğma yerine —üzüm çubukları kadar olsun— birbirimize destek vermek, tutunmak gerekmez mi? İçgüdülerimiz ve bilgi kaynaklarımız insanların iyi, barışçıl, tabiatla uyumlu yaratıldığını gösteriyor. Biz buna “insanın tabiatı, taban sahibi olma” da deriz. Doğallık iyi, doğallığı bozma “tabansızlık” kötüdür.
Taban (temel yapıyı) kişilerin aklını kullanmamaları, irade sahibi olmamaları yüzünden bozulur. Ülkemizde yaşanan olumsuzlukların çoğu tabansız yöneticilerden kaynaklanıyor. Tabansızlara karşı sağlam ve güçlü bir taban oluşturmak, o tabana tavan yaptırmak zordur ama en kutsal bir görevdir. “Herkesin böyle bir görevi var” dense yanlış mı olur?