Yazar, küresel güçlerin ve Siyonizm’in Orta Doğu üzerindeki stratejik oyunlarını analiz ederek Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekmektedir. Metne göre, Büyük Kürdistan vaadi bölge halklarını İsrail’in Arz-ı Mevud hedefleri doğrultusunda taşeron olarak kullanmak için kurgulanmış bir aldatmacadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin vekalet savaşları aracılığıyla terör örgütlerini hem İran hem de Türkiye aleyhine silahlandırdığı ve bu yapıların emperyalist emellere hizmet ettiği savunulmaktadır. Ayrıca, uluslararası şantaj dosyalarıyla siyasi liderlerin yönlendirildiği ve Pakistan gibi müttefiklerin de bu karmaşık satranç oyununun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığı vurgulanmaktadır. Yazar, iç siyasetteki gaflete karşı uyarıda bulunarak, milli değerlerin korunması ve on beş hamle sonrasını görebilen ferasetli bir stratejinin gerekliliğini ifade etmektedir.
Üç Ayları kapsayan manevi fırtına sona erdi. Fırsatı değerlendirip kurtuluşa yaklaşan veya erenlere ne mutlu. Hiçbir şeyin farkında olmadan zillet içinde debelenenlere de yazıklar olsun. Bu zamanlara geri dönmenin mümkün olmadığını bilmezler mi… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Gene düştük mü siyasetin kucağına. Bari adımız kötüye çıkmasa. Her neyse; bundan sonra iyiye de çıksa, kötüye de çıksa değişecek bir şey yok… İran işine bulaşmayacağımı, sonra teferruata gireceğimi haftalar öncesinde söylemiştim. Artık sözümüzü tutma zamanı geldi. Gerçi ufak tefek şeylerle olayı üstü kapalı olarak da olsa haber vermiştim ya neyse, tekrar edelim… Hatırlayın, Epstein Dosyası ortalığa saçıldığında ne demiştim. Kimse bunları kamuoyu bilgilensin diye açıklamıyor. Esas sebep, şantaj yapılacak kişilere “Her şey elimizde, esas kısmı açıklamak an meselesi, bitersin, ayağını denk al” demekti… Mesaj alındı… Trump durumun vahametini kavrayarak İsrail’in, bir bakıma Netanyahu’nun emrine girdi… Bu konuların (şantajın) vahim sonuçlar doğuracağını, teslimiyetten başka bir şey olamayacağını en iyi Trump biliyor. Bunu birinci döneminde bir Asya ülkesinin liderine yapmış ve çok mükemmel netice almıştı. O lider şu an bile kuzu gibi, gıkını çıkaramıyor… İşte İran hareketinin başlaması bu olaylar dizisinden sonra oldu… Yani, canı gönülden – kerhen.
Bu bir kenarda dursun. Gelelim başka bir olaya.
Hatırlayın; ABD’nin Kuzey Suriye’de (SDG-YPG) oluşturduğu 70-100 bin dolayındaki ordu için ne demiştik… Bu askerler (eşkıyalar) şimdilik İran’daki karasal savaşlarda ABD askerleri ölmesin diye ve vekalet savaşları yürütsün diye eğitildi… Hatırladınız. Durum değişmedi; Ali-Veli yerine Veli-Ali oldu… Bu gücün, yani PKK tabanlı sistemlerin en büyük düşmanı ve her an yok edebilecek tek bölgesel unsuru Türkiye idi. Burada, ABD derin devletinin en önemli adamı devreye sokuldu ve “Terörsüz Türkiye” adı altındaki aldatmaca sistem devreye alındı. Bu ihanet süreci, Kuzey Irak’ta sıkışan ve Türkiye içi hareket kabiliyetini kaybeden PKK’ya can suyu oldu. Bizlerin iyice elini kolunu bağlamak için de Suriye’deki PKK’lılar şimdilik Şara ile anlaştırıldılar. Yoksa Türkiye, Suriye ile birlikte ucube sistemi yok etmek üzere idi. Peki, bunların neticesi mevcut durum ne oldu… PKK, birkaç bozuk silahı yaktığı mangal partisinden sonra, bütün unsurlarınca, tasmanın bir ucu ABD’nin elinde olmak üzere İran içindeki PJAK-Kürt oluşumuna dahil oldu. Yani ABD adına, İran’daki vekalet savaşına hazır hale geldi. Halkın işin içine girmesi ve ayaklanması başladığında, bu güç aktif olarak devreye sokulacak ve ABD adına savaşa girecek. Henüz böyle bir durum yok. Sokaklar hâlâ bu oyuna gelmedi. Kimse doğal haklarını ABD adına ayaklanarak elde etmek istemiyor… Suriye’de ise ABD adına daha mükemmel bir sonuç ortaya çıkmış oldu… SDG oluşumu, tugaylar halinde, sözüm ona devlet güçlerine bağlı olarak en ufak bir zayiat vermeden, efendisi ABD’nin köpekliğini yapacağı zamanı beklemeye başladı.
Daha fazla uzatmak istemiyor, anlayışınıza bırakıyorum. En büyük anlayışı ise içerideki durumda yapmanız gerekecek. Amerikan uşağı ihtiyar bunağın ABD adına Türkiye aleyhine sağladığı kandırmacayı anlamanız ve isyan etmeniz gerekiyor. Şu an bu ihanet ile PKK ve türevlerinin ileride bize de yapmaya çalışacakları olayları müdahale edemeden sadece seyretmeye başladık… Bu da bir yerde dursun…

Geçtiğimiz günlerde ezelden ebede dostumuz Pakistan, problemler yaşadığı Hindistan ile savaşa tutuştu. Bu sefer Türkiye ve Çin’in de desteğiyle muhatabını çabuk pes ettirdi… Aradan birkaç ay geçtikten sonra, Afganistan’ın tacizlerine dayanamayarak savaş ilan etti… Radikal İslamcı Afganların en büyük destekçisi Budist Hindistan’dı. Onlar adına vekalet savaşlarını başlattı. Peki, perdenin önünde Hindistan vardı ama arkadaki kimdi… Biraz daha geriye gidelim… İsrail’in Davut Kalkanı dedikleri altı köşeli sistemin; Yunanistan, Kıbrıs Rum ve BAE gibi devletlerin yanı sıra en büyük müttefiki Hindistan idi… Hindistan zor duruma düşünce, efendi kim olursa olsun vekalet savaşı yapmaya alışık olan Afganistan, hemen Pakistan’ın başına bela edildi… Peki, Pakistan’ın bizim için ne demek olduğunu biliyor musunuz… Bilinen yüz yetmiş adet nükleer bomba aynı zamanda Türkiye’ye de ait. Niye yüz yetmiş… Dünyayı yok etmeye bu kadarı yetiyor…
Ben eteğimdeki taşları döktüm. Bunları yerli yerine oturtmak da sizlere ait. Her şeyi, Dünya Siyonizmi‘nin kendi istekleri ve menfaatleri uğruna oluşturduğunu anlamak zor olmasa gerek. Nihai hedef olan Türkiye ile her alanda rekabet de devam ediyor. Somali’deki ve Sudan’daki durumları da bunlardan uzak tutamayız.
Son olarak, ahmak Kürde diyecek birkaç lafım var. “Büyük Kürdistan” aldatmacası sadece senin köpekliğin için ortaya atılmıştır… İsrail’in en önemli adamlarından biri olan ABD büyükelçisi ne dedi… Vadedilmiş topraklardan bahsetti… Ey beyinsiz, haritaya bak; o topraklar, sana “Büyük Kürdistan” diye pazarlanan topraklar. Türkiye’den, İran’dan vs. yerlerden almak kolay olmayacağı için ilk önce size emanet edilecek ama sonra… Ama sonra… İşte bunu iyi düşün…
En az beş yüz sayfa kitap yazacağım konuları sizler için özetin özeti hale getirdim. Bu ve bunun gibi ayrıntı görünen ama şeytanın gizli olduğu meseleleri kavrayamazsan, bunları değerlendirecek kabiliyetin yoksa, gider bilmem ne belediyesinin toplantılarına, iftarına katılıp ikbal avcılığına soyunursun. Hiçbir şey elde edemezsiniz ama kapasiteniz gereği elinizden başka bir şey de gelmez… Hayatın her safhası satranç oyunudur. Savaşlar dahil her alanda 10-15 hamle ilerisini göremiyorsan yaşama hakkın olamaz, biline… Kime mi dedim: Yarım hamle bile önünü göremeyenlere…
Finalde Nevruz‘la ilgili birkaç laf etmek istiyorum… Dış ağalarından aldığı talimatlarla bize “İç Cephe” masalları anlatan Ca-Ce’ye, “al sana iç cephe” diyeceğim… İstanbul başta olmak üzere diğer illerdeki kutlamalarda gözünüzden kaçmamıştır… Bir tek yahu, kazara bile Türk Bayrağı yoktu… Kameranın önünden geçen, kadraja girmeye çabalayanlar dahil hepsi zafer işareti yapıyordu; bu yaş bakkallar kime karşı zafer kazandı… Bu sizce neyin zaferi… İhtiyar bunağa sorun… İnşallah zaman gelir, o eller vücutlarının başka bir yerine monte edilir.
Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…