Bu köşe yazısı, Azerbaycan ve İran arasındaki ilişkiler hakkında sosyal medyada yayılan asılsız savaş senaryolarını ve askeri gerilim iddialarını ele almaktadır. Yazar, Azerbaycan’ın komşusuna karşı saldırgan bir tutum sergilemek yerine, zor zamanlarında İran’a insani yardım tırları göndererek dayanışma gösterdiğini vurgulamaktadır. Dış güçlerin ve bazı çevrelerin oluşturmaya çalıştığı olumsuz algılara rağmen, Azerbaycan’ın dış politikasını devlet aklı ve milli çıkarları doğrultusunda, sağduyuyla yürüttüğü ifade edilmektedir. Metinde, gerçek diplomasinin provokatif yorumlarla değil, stratejik hamleler ve insani sorumluluklarla şekillendiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, Azerbaycan’ın bölgedeki sessiz ama güçlü duruşunun, çatışma bekleyen çevrelerin beklentilerini boşa çıkardığı anlatılmaktadır.
Son günlerde sosyal medyada ve bazı yorum çevrelerinde Azerbaycan hakkında çeşitli senaryolar dolaşıma sokuldu. “Azerbaycan İsrail ile birlikte İran’a girecek”, “bölgede yeni bir gerilim başlayacak” gibi iddialar günlerce konuşuldu. Sanki bölgede yeni bir cephe açılacakmış gibi bir hava oluşturulmaya çalışıldı. Oysa çoğu zaman gerçekler gürültünün arkasında saklanır. Gerçek ise oldukça farklıydı.
Azerbaycan, İran’a insani yardım gönderen ilk ülkelerden biri oldu. Cumhurbaşkanının talimatıyla gıda, yaklaşık iki ton ilaç ve çeşitli tıbbi malzemeden oluşan yardım tırları sınırı geçerek İran’a ulaştı. Yani bazı çevrelerin iddia ettiği gibi askeri bir giriş değil, tamamen insani bir dayanışma söz konusuydu. Üstelik bu gelişmeden kısa süre önce iki ülkenin cumhurbaşkanları arasında yapılan görüşme de diplomatik temasların sürdüğünü gösteriyordu. Diplomasi çalışıyor, komşuluk ilişkileri konuşuluyor ve kriz yerine iş birliği tercih ediliyordu.
Aslında bu tablo bize bölge siyasetine dair önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri çoğu zaman dışarıdan yapılan yorumlar değil, devletlerin kendi aklı ve halkların gerçek ihtiyaçları belirler. Azerbaycan’ın attığı adım da tam olarak buydu: Zor zamanında komşuya yardım eli uzatmak.
Ancak mesele yalnızca bundan ibaret değil. Türkiye’de de bazı çevreler bu gelişmeleri fırsata çevirmeye çalıştı. Azerbaycan üzerinden yeni bir algı üretme çabaları dikkat çekti. Kimi yorumlarda Azerbaycan’ın İsrail’den uzaklaştırılması ve yalnızca Türkiye eksenine çekilmesi gerektiği ima edildi. Kimi iddialar ise daha da ileri giderek Azerbaycan’ın İran’a karşı bir savaşa hazırlanıyormuş gibi bir tablo çizmeye çalıştı. Oysa bu tür yaklaşımlar, bölge gerçeklerini anlamaktan oldukça uzak.

Çünkü kardeşlik algıyla kurulmaz. Kardeşlik tarihle, ortak mücadeleyle ve paylaşılan kaderle kurulur. Diplomasi ise sosyal medyadaki tartışmalarla değil, devlet aklıyla yürütülür. Azerbaycan dış politikasını günlük tartışmalara, propaganda kampanyalarına ya da sosyal medya gündemlerine göre belirleyen bir ülke değildir. Tıpkı diğer güçlü devletler gibi kararlarını kendi milli çıkarları, bölgesel dengeler ve uzun vadeli stratejik hesaplar doğrultusunda alır.
Bazı çevreler bu gerçeklikten rahatsız olabilir. Çünkü onların siyasi dili çoğu zaman iş birliği üzerine değil, gerilim üretmek üzerine kuruludur. Türkiye ile Azerbaycan’ın bölgedeki rolünü tartışmalı hale getirmek isteyenler de her fırsatta yeni bir algı üretmeye çalışmaktadır.
Fakat bazen gerçekler bütün bu gürültüyü tek bir görüntüyle boşa çıkarır.
Azerbaycan İran’a girdi.
Ama tanklarla değil,
Yardım tırlarıyla.
Silahla değil,
İnsani sorumluluk anlayışıyla.
Ve bazen en güçlü mesaj,
Sessizce verilen mesajdır.