Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 3. Dünya Savaşı Başladı da Bizim mi Haberimiz Yok?

3. Dünya Savaşı Başladı da Bizim mi Haberimiz Yok?

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu tarafından kaleme alınan bu metin, İran, İsrail ve ABD arasında patlak veren askeri gerilimin küresel bir hesaplaşmaya dönüşme ihtimalini kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Yazar, çatışmaların sadece askeri boyutta kalmadığını, ekonomik lojistik ve bölgesel koalisyonlar üzerinden geniş bir coğrafyayı etkisi altına aldığını vurgulamaktadır. Özellikle Batılı güçlerin askeri desteği ve Körfez ülkelerinin bu süreçteki stratejik konumlanmaları, savaşın çok taraflı yapısını gözler önüne sermektedir. Metinde ayrıca, İran’daki olası bir rejim değişikliğinin Türkiye’nin sınır güvenliği ve bölgesel Kürt jeopolitiği üzerindeki kritik risklerine dikkat çekilmektedir. İstihbarat zafiyetleri ve iç toplumsal dinamiklerin savaşın seyrindeki belirleyici rolü incelenirken, krizin yeni bir dünya savaşı niteliği taşıyıp taşımadığı sorgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Ortadoğu’daki mevcut kaosu stratejik bir perspektifle değerlendirerek gelecekteki jeopolitik kırılmaların ipuçlarını sunmaktadır.

Ortadoğu’da son günlerde yaşanan gelişmeler birçok insanın aklına aynı soruyu getiriyor: “3. Dünya Savaşı başladı da bizim mi haberimiz yok?”

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın üzerinden tam 7 gün geçti. Bir haftalık süre, modern savaşlarda kısa görünse de aslında çok şey anlatır. İlk günlerde ortaya çıkan tablo; savaşın kapsamını, tarafların niyetlerini ve çatışmanın nereye evrilebileceğini gösterir. Bugün ortaya çıkan gerçek şu: Bu savaş artık yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değildir. Cephe hızla genişlemiş ve bölgesel bir krize dönüşmüştür.

İran, ilk günlerde yalnızca İsrail’i değil, aynı zamanda ABD üslerinin bulunduğu ülkeleri de hedef aldı. İsrail’in yanı sıra Güney Kıbrıs, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman, İran saldırılarının menziline girdi. Körfez ülkeleri ve Güney Kıbrıs böyle bir karşı saldırıyı beklemiyordu; bu nedenle birçok ülke savunma açısından hazırlıksız yakalandı.

Savaşın etkileri yalnızca askeri alanda değil, ekonomik ve lojistik sistemlerde de kendini gösterdi. Dünyanın en yoğun hava ulaşım merkezlerinden biri olan Dubai Havalimanı’nın kapatılması, bölgedeki uçuşların iptal edilmesi ve hava sahalarının kapatılması bunun en açık göstergesi oldu.

Batı cephesinde ise saflaşma hızla belirginleşiyor. İngiltere ve Fransa’nın ABD’nin yanında yer alacağı kesinleşmiş durumda. Fransa’nın Charles de Gaulle uçak gemisini Doğu Akdeniz’e göndermesi, çatışmanın Akdeniz hattına da yayılabileceğini gösteriyor. Eğer savaş uzarsa, 2003 Irak işgalinde olduğu gibi yeni bir uluslararası koalisyonun oluşması şaşırtıcı olmayacaktır.

Öte yandan Körfez ülkeleri de kendi pozisyonlarını güçlendirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan’ın öncülüğünde İran’a karşı bir koalisyon oluşturulması için hazırlıklar yürütülüyor. Aslında bu gelişme Washington’un uzun süredir hedeflediği jeopolitik düzenin bir parçası: İran’a karşı birleşmiş bir Körfez hattı.

Savaşın ilk günlerinde en dikkat çekici gelişmelerden biri ise İran’ın siyasi ve askeri liderliğine yönelik operasyonlar oldu. İran’dan toplam 48 üst düzey siyasi ve askeri liderin öldürüldüğü iddia ediliyor. Bu ölçekte bir kayıp, herhangi bir devlet için komuta zincirinde ciddi boşluklar yaratabilir ve karar alma süreçlerini zayıflatabilir.

İsrail’in beklentilerinden biri de İran içinde toplumsal ayaklanmaların başlamasıydı. Ancak ilk haftanın sonunda bu hedef henüz gerçekleşmiş değil. İran’da beklenen iç karışıklık ortaya çıkmayınca saldırıların şiddetinin artırıldığı görülüyor.

Körfez ülkeleri açısından en dikkat çekici gelişmelerden biri ise ABD’nin önceliklerinin netleşmesi oldu. Birçok Körfez ülkesi, topraklarında bulunan Amerikan üslerinin kendilerini koruyacağını düşünüyordu; ancak Washington’un önceliği İsrail’in savunması oldu. Böylece ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeler kendilerini beklediklerinden daha yalnız hissetmeye başladı.

Sahada yaşanan ilginç olaylardan biri de Kuveyt hava sahasında düşürülen üç F-15 savaş uçağıdır. Daha sonra bu uçakların Kuveyt tarafından yanlışlıkla vurulduğu ortaya çıktı. Oysa modern ordular dost-düşman ayrımını yapabilen sistemlere sahiptir. Ancak savaşın karmaşası, teknolojinin bile hatasız olmadığını gösteriyor.

Türkiye açısından en kritik gelişmelerden biri ise İran’ın batısında ortaya çıkan yeni siyasi yapıdır. “İran Kürdistan Siyasi Güçler Koalisyonu” adı verilen oluşumun içinde PKK’nın İran kolu PJAK da bulunuyor. Bu yapı ABD ve İsrail’in yanında İran’a karşı savaş ilan etti ve İran’daki Kürtlere aynı yönde çağrıda bulundu. Eğer İran rejimi çökerse, İran’ın batısında Türkiye ve Irak sınırına yakın bölgelerde bir özerklik ilan edilmesi ihtimali oldukça yüksek. Böyle bir senaryo gerçekleşirse Irak ve Suriye’den sonra Kürt jeopolitiğinde üçüncü halka tamamlanmış olacak. Bu nedenle Türkiye açısından bu gelişme yalnızca bir dış politika meselesi değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesidir.

Artık Washington ve Tel Aviv yönetimleri İran’da rejim değişikliği hedefini açık şekilde dile getiriyor. Bu nedenle İran’ın özellikle deniz kuvvetleri ve savaş gemileri yoğun biçimde hedef alınıyor. Ancak İran’ın en zayıf noktası askeri kapasiteden çok istihbarat sızıntıları gibi görünüyor. CIA, MOSSAD ve MI6’in İran içindeki ağlarının kritik noktalara kadar sızdığı konuşuluyor. Buna ek olarak toplumdaki siyasi kutuplaşma, İran’ın iç cephesini zayıflatan önemli bir faktör.

Bir başka gerçek ise savaşın basit matematiğidir: Mühimmat sonsuz değildir. Atılan her füze, kullanılan her mermi aslında stokların azalması anlamına gelir.

Peki savaş ne kadar sürecek? Trump’a yakın çevreler savaşın 5-6 hafta içinde biteceğini iddia ediyor. Ancak ABD ve NATO içindeki bazı askeri uzmanlar, İran’ın savunma kapasitesine bağlı olarak çatışmaların Mayıs ayına kadar uzayabileceğini söylüyor. Ancak savaşın bitmesi bile bölgenin istikrara kavuşacağı anlamına gelmeyebilir. Çünkü İran gibi büyük bir ülkenin zayıflaması ya da parçalanması, Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerini uzun yıllar boyunca sarsabilecek sonuçlar doğurabilir.

Son olarak unutulmaması gereken bir gerçek var: Savaşlarda algı çoğu zaman gerçeğin önüne geçer. Bu nedenle teyit edilmemiş bilgilerin yayılmasından kaçınmak gerekir. Çünkü modern savaşlar yalnızca cephede değil, bilgi ve algı alanında da yürütülür.

Belki henüz resmi olarak kimse “3. Dünya Savaşı başladı” demiyor. Ama dünyanın birçok noktasında aynı anda büyüyen krizlere bakınca insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten başlamadı mı, yoksa biz henüz adını mı koymadık?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!