Bu makale, 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve sonrasında gelişen Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında Kırım Tatar Türklerinin yaşadığı mağduriyetleri ele almaktadır. Yazar, Rusya’nın bölgedeki askeri müdahalesini ve gerçekleştirdiği referandumu hukuksuz bir siyasi oyun ve çifte standart olarak nitelendirerek eleştirmektedir. Mustafa Cemil Kırımoğlu gibi milli liderlerin öncülük ettiği direniş süreciyle birlikte, Tatar halkına yönelik uygulanan baskı, sürgün ve kültürel kısıtlamalar detaylandırılmaktadır. Kırım meselesi, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda Türk dünyasının jeopolitik birliği ve kültürel bekası için hayati bir sınav olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Rusya’nın yayılmacı politikalarının insan hakları ihlallerine yol açtığını ve Türk devletleri arasında daha güçlü bir dayanışma gerektirdiğini vurgulamaktadır.
Kırım Tatar Türkleri ve Kırım’ın Rusya’ya İlhakı, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı
Ukrayna Devlet Başkan’ı Yanukoviç’in Avrupa Birliği karşıtı tavırlarından dolayı ortaya çıkan gerilimin sonucunda Ukrayna Mecilisi Yanukoviç’i devirmiş o da ülkeyi terk etmiştir. Batı ile Rusya’yı karşı karşıya getiren olaylar zincirinin başlanması ile birlikte, durumdan vazife çıkaran Putin ‘bölgedeki güveni korumak’ bahanesiyle askeri birliklerini Kırım’a indirmiştir. Kırım Parlamento’su, havaalanları Rusların kontrolü altına alınmış, uluslararası uçuşlar iptal edilmiştir. Bilindiği gibi, 2 milyonluk Kırım nüfusunun %58,32’sini Ruslar, %24,32’sini Ukraynalılar ve sadece %13’ünü Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Nüfusunun %58,32’sini oluşturan Ruslar, Kırım Parlamento’sunda da büyük çoğunluktur. Kırım Parlamento’su 8’e karşı 78 oyla Rusya’ya bağlanma kararını almış ve 16 Mart 2014 tarihinde referandum yapılmıştır. Kırım Tatar Türklerinin boykot ettiği referanduma katılım oranı %83,1[1] olup, katılımcıların %96,77’si Rusya’ya, %3’ü Ukrayna’ya katılma yönünde oy kullanmıştır. Referandum sonucunun çıkmasının hemen arkasından Kırım’ın bağımsızlığı ilan edilmiş ve Rusya’ya katılma başvurusu yapılmıştır. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki, sanki Ruslar yıllarca bu günü beklemişti; önceden hazırlıklı oldukları belliydi. Putin’in Kırım’ın Rusya topraklarına katılmasını öngören anlaşmayı onaylarken yaptığı konuşma bunu doğrular nitelikteydi. İmza töreninde Kremlin’den ulusa seslenen Putin, “insanların kalbinde ve aklında Kırım’ın hep Rusya’nın bir parçası” olduğunu, “tarihi adaletin yeniden sağlandığını” söylemiştir. Kırım’ın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olageldiğini belirten Putin, 16 Mart tarihinde gerçekleşen referandumun “fazlasıyla ikna edici” olduğunu savunmuş, Kırım halkının da “bu tarihsel adaletsizliğe katlanmak zorunda olmadığını” söylemiştir. Putin’in sözlerinden de anlaşıldığı üzere, hem Ruslar hem de Kırım’da çoğunlukta olan Rus nüfusu, ilhakı, tarihi yanlışın düzeltilmesi olarak görmektedir. Putin, referanduma katılmayan, Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı kalmasını isteyen Kırım Tatar Türklerine de Tatar dilinin Rusça ve Ukraynaca ile birlikte resmi dil olarak kullanılacağı sözünü (!) vermiştir. Kırım’ın Rusya’ya ilhakını öngören anlaşma, Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı olan Duma’da tek “hayır”a karşı 443 oyla 20 Mart 2014 tarihinde kabul edilmiş, daha sonra parlamentonun üst kanadı Federal Konsey tarafından da onaylanmıştır. Burada göze çarpan ilginç nokta şudur ki, Rusya, 1992 yılının 21 Mart tarihinde Tataristan’da yapılan referandumu tanımayan Rusya’nın Kırım’daki halkoylamasını jet hızıyla tanıması Rusya’nın ikiyüzlü siyasetinin bir göstergesidir. Kırım’daki referandum yasal da, neden Tataristan’da yapılan referandum yasal değildir? Bu bir çifte standart değil midir? Gerçi Rusya için dünya kanunları geçerli değildir, Rusya’nın kendi orman kanunları vardır ve Putin de ülkeyi kendi kanunlarına göre yönetmektedir. Rusya’da tek devlet, tek millet, tek dil, tek din egemendir. O da Rusya Devleti (Rusya Federasyonu kelimesi sadece sözdedir), büyük (!) Rus milleti, Rus Dili ve Hıristiyan dinidir. Rusya Kırım ilhakını “resmileştirdikten” sonra, milliyetçilere karşı savaş bayrağını açmıştır… Bir tarafta milleti için canını feda etmeye hazır olan milliyetçiler, diğer tarafta ise Rusların ağızdan çıkan emri hemen uygulamaya hazır olan hainler. Tataristan’ın bağımsızlığını, referandum sonuçlarını dile getirenlere, Kırım’ın Rusya’ya ilhakının ihlal olduğunu söyleyenlere hemen “bölücü”, “terörist” damgası vurularak yargılanmaktadır. Hainler ise ödüllendirilmektedir. Hainleri ödüllere boğmak, Rusya’nın eskiden beri gelen bir geleneğidir. Bu Çarlık Döneminde de, günümüz Rusya’sında da geçerli bir yöntemdir. Hainler de zaten ödüllere bayılırlar… Kırım konusunda da Putin bu geleneği sürdürmüş, Kırım’ın kuşatılmasına katılanları madalya ile ödüllendireceğini söylemiştir…

Kırım Tatar milliyetçileri denince ilk akla gelen isim Kırım Tatarlarının efsanevi lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu’dur. Bugüne kadar direnişi ile birçok milliyetçiye ilham kaynağı olan Mustafa Cemil Kırımoğlu, SSCB döneminde “Benim milletimi tanımayan devlete ben askerlik yapmam” diye askerlik yapmayı reddettiği için 1968 yılında 15 yıla hapsedilmiştir. Sovyetler döneminde Sibirya hapishanelerini tek tek dolaşan Mustafa Bey kendini milletine adamış bir şahıstır. Kırımoğlu ödüllere kanmayan, dik duruşundan taviz vermeyenlerdendir. Kırım’da yaşanan olaylar sırasında Putin, Kırım Tatar Türklerinin liderinden yararlanmak üzere Kırımoğlu ile görüşme isteğini dile getirmiştir. Kırım olayları ortaya çıktıktan sonra çeşitli ülke liderleri ile temaslarda bulunarak destek arayan Mustafa Cemil Kırımoğlu, Tataristan’ın eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şemiyev’in daveti üzerine Kazan’a gitmiştir. Kırımoğlu-Şeymiyev görüşmesi sırasında Kırım’daki olayları, endişelerini dile getiren Kırım liderinin sözleri karşısında Şeymiyev, “ben bu dediklerini yapamam, sen bunu Putin’e anlat, onunla görüş” diyerek Putin’e telefon açmıştır. Görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmamış aksine Putin her zamanki tehditkâr tavrını sürdürmüş ve görüşme sonunda: “İcabında bazı süreçler, bazı durumlarda feda edilir! Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nden kopması da neticede gerçek manada ‘legal’ biçimde gerçekleşmemiştir…” Kırım’ın ilhakı sonrası tehditlerini resmiyete döken Putin, başta Mustafa Cemil Kırımoğlu olmak üzere Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, toplum eylemcileri İsmet Yüksel, Sinver Kadırov gibi birçok milliyetçinin 16 Nisan 2019’a kadar 5 yıl süreyle Kırım’a (Rusya topraklarına) girmesini yasaklamış, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcısı Ahmet Çiygöz tutuklanmıştır. Kırım topraklarında yaşayan Kırım Tatar Türklerine karşı uygulanan baskı ve zulüm devam etmektedir. Yapay davalar, sorguya çağırma, sivil toplum kuruluşlarının kapatılması, mevcut olanlarının faaliyetlerinin kısıtlanması, toplu eylemlerin yasaklanması, Kırım Tatar Türklerinin evlerinin gayri resmi biçimde gecekondu yapıldığı gerekçesini öne sürerek düzenleme yapılacağı bahanesiyle evlerinden kovulması, Kırım Tatar okullarının kapatılması, Kırım Tatar televizyon kanalı ATR’nin kapatılması uygulanan baskılardan bazılarıdır. Sorgulama sırasında yapılan işkenceler, Kırım Tatar gençlerinin ölüm haberleri, referandum sonrası bölgedeki Rusların Kırım Tatar Türklerinin evlerini bir savaş ganimeti gibi paylaştıkları, “bu Tatar buradan taşınınca bu ev senin, o ev benim olacak” şeklindeki konuşmalarına da yansıdığı bir gerçektir.
2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhakıyla başlayan ve 2022’de geniş çaplı bir işgale dönüşen Rusya–Ukrayna savaşı, 2023 yılı itibarıyla uluslararası sistemde derin siyasî, askerî ve jeopolitik kırılmalara yol açmıştır. Rusya, Kırım’ı Karadeniz’deki askerî ve stratejik varlığının merkezlerinden biri olarak konumlandırırken, bu bölge üzerinden hem Ukrayna’nın egemenliğini zayıflatmayı hem de NATO ve Batı blokuna karşı caydırıcı bir güç tesis etmeyi amaçlamıştır. Ancak 2023’te savaşın uzaması, Rusya’nın askerî kapasitesi kadar ekonomik dayanıklılığını da zorlamış; uygulanan yaptırımlar, enerji politikaları ve diplomatik yalnızlaşma Moskova’nın küresel konumunu tartışmalı hâle getirmiştir. Kırım, bu süreçte yalnızca bir askerî üs değil, aynı zamanda Rusya’nın yayılmacı dış politikasının sembolik ve ideolojik bir aracı olarak öne çıkmıştır.
2023 yılı itibarıyla devam eden Rusya–Ukrayna savaşı, Kırım özelinde yalnızca bölgesel bir egemenlik mücadelesi değil, aynı zamanda Türk dünyasının tarihsel, kültürel ve siyasî bütünlüğünü yakından ilgilendiren çok katmanlı bir mesele hâline gelmiştir. Kırım’ın stratejik konumu kadar Kırım Tatarlarının maruz kaldığı baskılar, Türk dünyasında ortak bir tarih ve kader bilincini yeniden gündeme taşımış; Türk Birliği fikrinin güncel ve somut bir zemin üzerinde tartışılmasına imkân sağlamıştır. Rusya’nın Kırım üzerinden yürüttüğü askerî ve demografik politikalar, Türk topluluklarının güvenliği ve kültürel varlığının korunması sorununu öne çıkarırken, bu durum Türk devletleri arasında siyasî dayanışma, diplomatik eşgüdüm ve ortak tutum geliştirilmesi gerekliliğini daha görünür kılmıştır. Böylece Kırım meselesi, Türk Birliği düşüncesinin tarihsel bir ideal olmanın ötesine geçerek çağdaş jeopolitik şartlar altında yeniden anlam kazandığı alanlardan biri olmuştur.
[1] Son bilgilere göre referanduma katılım %50–60 civarında olduğu belirtilmiştir.