Nurcan Yazıcı’nın bu metni, geçmişin ideolojik mücadelelerine katılan bir neslin yaşadığı hayal kırıklıklarını ve günümüz gençliğine yönelik stratejik uyarılarını içermektedir. Yazar, gençlik yıllarındaki yüksek enerjinin ve vatansever duyguların siyasi figürler tarafından nasıl kendi çıkarları için suistimal edildiğini samimi bir dille özetler. Geçmişte körü körüne sergilenen sadakat anlayışının yerini, günümüzde akılcı bir sorgulama kültürüne bırakması gerektiği vurgulanmaktadır. Metin, değişimin ancak sloganlardan arınmış, bilim ve liyakat temelli bir bilinçle mümkün olabileceğini savunur. Sonuç olarak eser, gençlerin başkalarının hayallerine yakıt olmak yerine kendi ahlaki ilkelerini inşa etmeleri gerektiğini hatırlatan derin bir muhasebe niteliği taşır.
Bir zamanların gençlerine büyük kelimeler verildi.
İçi ateşle doldurulmuş kelimeler…
“Dava” dendi.
“Vatan” dendi.
“Devrim” dendi.
“Bağımsızlık” dendi.
İnandık.
Çünkü gençlik inanmak ister. İnsan en çok yirmili yaşlarında dünyayı değiştirebileceğine inanır. O inanç da zamanla kimliğe, insanı tarif eden bir etikete dönüşür; Ülkücü, devrimci, milliyetçi… gibi
Zaman geçti. Perde aralandı.
Görüldü ki o büyük hayaller, kürsülerde büyüyenlerin; iktidar hesabı yapanların hayalleriymiş. Gençliğe verilen şey bir görevmiş. Düşünmek değil taşımak, sorgulamak değil sadakat beklenmiş.

Meydanlarda yürüyen, duvarlara slogan yazan, geceleri sabaha kadar ülke meselelerini tartışan o inançlı gençlik… Bizdik.
Coşkuluyduk.
Cesurduk.
Bedel ödedik.
Ama siyaset çoğu zaman bedel ödeyenleri değil, o bedelden güç devşirenleri büyüttü. Kimi zaman susturulduk, kimi zaman dışlandık. Ama asıl gerçek şuydu: Biz, siyasi hesapların en dinamik gücüydük. Gençliğimizin enerjisi projelerin yakıtı oldu. İnancımız birilerinin kariyer basamağına dönüştü.
Bugün altmışlı yaşlardayız.
Saçlarımızda ak, içimizde yarım kalmış cümleler var. Kürsülerin arkasını gördük. Liderlerin de insan olduğunu, insanın da zaafı olduğunu öğrendik. Belki bu yüzden sessiziz şimdi. Ama bu sessizlik teslimiyet değil; muhasebe.
Geriye dönüp baktığımızda en çok kaybettiğimiz yıllara değil, hayallerimizin istismar edilmiş olmasına yanıyoruz.
Bugün asıl tehlike ise şudur:
Bugünün gençliğinin hiçbir şeye inanmaması. İnanç yoksa direnç de yoktur. İlke yoksa sınır da yoktur. Gençlik susarsa, düzen konuşur.
İdealsiz siyaset çıkar düzenini büyütür.
Sorgusuz idealizm ise otoriteyi besler.
Bugün gençliğin yapması gereken, başkasının hayalini taşımak değil; kendi ilkesini, idealizmi inşa etmektir.
Kalabalık sloganlardan arınmış, lidere değil ilkeye bağlı; duygusal coşkudan değil ahlaki tutarlılıktan beslenen bir idealizm.
Aklı ve bilimi önceleyen…
İnandığı kadar sorgulayan…
Slogana değil bilgiye yaslanan.
Sadakate değil liyakate değer veren.
Coşkuya değil tutarlılığa güvenen.
Bu bir nostalji yazısı değil. Bu bir uyarıdır. Çünkü gençlik ya sistemi değiştirir ya da sistem gençliği kullanır. Ve biz artık biliyoruz: Değişim romantizmle değil, bilinçle olur.