Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bahçeli teröristbaşına ne gibi bir ‘Statü’ istiyor?

Bahçeli teröristbaşına ne gibi bir ‘Statü’ istiyor?

featured
0
Paylaş

Makale, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin teröristbaşı için talep ettiği statü kavramını ve bu çıkışın bölgedeki geniş çaplı siyasi gelişmelerle bağını ele almaktadır. Yazar, Türkiye içindeki yeni açılım tartışmalarını; Suriye’nin kuzeyindeki SDG yapılanması, Irak’taki Barzani yönetimi ve İran’daki Kürt grupların birleşme çabalarıyla ilişkilendirerek analiz etmektedir. Özellikle Mazlum Kobani’nin uluslararası temasları ve “Büyük Kürdistan” projesine dair iddialar, Bahçeli’nin hamlelerinin arka planını sorgulamak için bir zemin olarak sunulmaktadır. Geçmişteki “paşalık” önerileri hatırlatılarak, İmralı’nın cezaevi statüsünden ziyade kişiye özel bir siyasi konum verilip verilmeyeceği tartışmaya açılmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin sınır ötesindeki diplomatik ve askeri hareketlilik ile içerideki yasal süreçler arasında kurulan stratejik denklemi sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu yeni açılımın denklemi; “teröristbaşı, PKK’yı feshedip silah bıraktırsın, umut hakkından yararlansın” idi. Yaklaşık 1.5 yıllık sürecin ardından; teröristbaşının istenen şartı yerine getirdiği öne sürüldüğü halde TBMM’deki PKK komisyonunun raporunda “umut hakkı” yer almadı. Dahası Erdoğan’ın kurmaylarına, “Kişiye özel umut hakkı olmayacağını vatandaşlara iyi anlatın” talimatı verdiği iddia edildi. AKP cenahı bu iddiayı yalanlamayınca çıtayı iyice yükselten Bahçeli bu defa da; “PKK kurucu önderliğinin statü sorunu olduğunu” belirterek, “İmralı’nın statü açığının kapatılmasını” istedi. Erdoğan’ın bu talebe tek cümlelik yanıtı; “İmralı şu anda gerekli olduğu şekilde Adalet Bakanlığımız tarafından işletiliyor” oldu. Yani teröristbaşının değil, İmralı cezaevinin statüsünden söz etti. Bahçeli’den henüz ses çıkmadı, ama DEM cenahı, konunun cezaevinin değil, teröristbaşının statüsü olduğuna işaretle şu hezeyanları dillendirdi: “Herhangi birinden, yalnızca PKK’nın liderinden bahsetmiyoruz. Milyonlarca insanın lideri olarak kabul ettiği bir gerçeklikten bahsediyoruz. Sosyolojik, tarihsel, siyasal bir gerçeklikten, Türkiye coğrafyasının da sınırlarını aşan bir hakikatten bahsediyoruz. Bu hakikate yaklaşım da bugüne kadar kendisinin ortaya koyduğu çabaya yakışır ve yaraşır bir şekilde olmalı.”

HERHALDE “PAŞA” YAPILMASI DEĞİL

Eski MHP’li Mümtazer Türköne’yi hatırlarsınız. Zaman’da yazıyor, Abant toplantılarına katılıyor, birinci açılıma öncülük edip Erbil’de Kürt konferansları düzenliyordu. 15 Temmuz’dan sonra darbeye destekten tutuklandı, 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 4 yıldır cezaevindeyken MHP Lideri Bahçeli, Türköne’nin Ülkücü şehit kardeşi olduğunu hatırlatıp “adil ve hakkaniyetli yargılamayla üzerine atılı isnatların netleşmesini” istedikten birkaç ay sonra Yargıtay kararıyla tahliye edildi. İşte bu Türköne; 2009’da şu öneride bulundu: “Türkiye bu açılım ile kendisini perişan eden sorunu çözecekse, Öcalan’ın gözlem altında tutulması, zorunlu ikamet gibi yöntemler düşünülebilir. Bu, bir isyan bastırma yöntemi eğer devlet açısından bakarsak… Bunun için devlet isyanın elebaşılarını affeder. Osmanlı çok isyan bastırmış bir devlettir. İsyanı bastırırken isyanı başlatanı affeder, çok uzak bir vilayete atar, sonra da maaş bağlar ona. Bir de ayrıca paşa rütbesi verir. Bunlara da ‘başıbozuk paşası’ derler. Osmanlı’da 3 tür paşa vardır: Askeriye paşası, mülkiye paşası, başıbozuk paşası. Yani Apo’ya paşa rütbesi verilebilir Osmanlı mantığıyla yaklaşırsanız… Osmanlı gibi büyük düşünülmesini öneriyorum. Bana kalırsa, Bodrum’a, Bodrum Türkbükü’ne gönderilmesini öneriyorum. Cevdet Paşa olsa, öyle yapardı diyelim.” 2011’de; teröristbaşının “gözetim altında bulundurulması” veya “ev hapsine” ilave olarak Cumhurbaşkanının hükümlülerin cezasını “sürekli hastalık” gibi gerekçelerle affetme veya hafifletme yetkisinden söz etti. 2013’te de; “Öcalan’ı ‘paşa’ yaptık. Öcalan şimdi ‘paşa’. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin muhatap olduğu, müzakere ettiği, onun üzerinden bir isyanı bastırmak üzere bir projeyi yürüttüğü bir adam. Benim paşa olmaktan kastettiğim de buydu” dedi. Herhalde Bahçeli’nin teröristbaşına “statü”den kastı, “paşalık” rütbesi verilmesi değildir. Öyleyse ne ola ki?!

 

SDG ANLAŞMASINDA GİZLENEN NE?

Bunu anlayabilmek için etrafımızdaki gelişmelere bakalım. Suriye PKK’sının başında olan ve Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı teröristbaşının “manevi oğlu” Mazlum Kobani’nin Colani/Şara ile anlaştığı, SDG/YPG’nin bu yönetime entegre olacağı söylendi. Ancak Mazlum Kobani 13-15 Şubat’ta yapılan Münih Güvenlik Toplantısı’na katılıp ABD Dışişleri Bakanıyla aynı masaya oturdu. Oraya nasıl ve neyle gitti? ABD’nin, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’ye “beraber gelin” demesiyle ve Neçirvan Barzani’nin uçağıyla… Peki Mazlum Kobani, “özerklik” talebinden vazgeçti mi? Münih’te de sonrasında da vazgeçmediklerini bangır bangır dillendirdi. Dahası Ankara’nın, “önemli bir handikapın aşılması” olarak değerlendirip içerideki süreç için gaza basma vesilesi yaptığı sözde entegrasyon anlaşması için, “Genel maddeler kamuoyuna açıklandı. Ama Suriye Cumhurbaşkanı ve benim imzaladığım anlaşmanın tamamını ileride açıklayacağız” dedi. Demek ki, gizli tutulan bir şeyler var. Kobani’nin geçtiğimiz 26 Nisan’da sözde “Kürdistan’ın dört parçasından” katılımla Kamışlı’da düzenlenen “Rojava’daki Kürt birliği ve tutumu ulusal konferansı”yla ilgili şu vurguladıkları da dikkat çekiciydi: “Gelecekte bu Kürt delegasyonu tekrar Şam’a gidip Kürt meselesini görüşecek. Bu net, önemli. Ama Kürtler için bundan fazlası gerekiyor. Kürtlerin birleşmesi ve ortak bir otoriteye sahip olması gerekiyor. Kürt siyasi güçleri birleşmeli… Kürtlerin genel çıkarlarını temsil eden bir liderlik olmalı. PYD de olabilir, ENKS de olabilir, başka partiler ve kişiler de.” Neticede Münih Konferansı’nın ardından açılımı destekleyenler, “Sanki tüm bunlar Türkiye’den habersiz ve onaysız yapılıyormuş gibi yorumlar yapanlar var… Rahatsız olsa MİT Başkanı’nın ne işi olurdu Münih Güvenlik Zirvesi’nde? Geriye sadece takım elbiseli SDG’nin Ankara’ya da gelmesi kaldı. Muhtemelen İlham Ahmed’i yakın zamanlarda Suriye Dışişleri Bakanlığı’nda bir pozisyonda göreceğiz” diye buyururken, DEM eş başkanı Tülay Hatimoğulları da şunu istedi: “Diplomasi masası sadece Münih’te kurulmamalı. Suriye’deki özyönetimin de dahil olduğu bir Kürtlerle diplomasi masası Ankara’da mutlaka ama mutlaka kurulmalıdır… Bölge barışı için inisiyatif alınacaksa, Kürt halkıyla dört parça Kürdistan’da stratejik bir barış antlaşmasının sağlanması lazım. Kürt halkıyla barış taktiksel değil stratejik bir şekilde yürütülmelidir. Suriye’de de Türkiye’de de Irak’ta da İran’da da Kürt halkıyla aynı çerçevede olmalıdır.” Daha önce Suriye “başarısını” Erdoğan’a mal eden PKK ve uzantılarının patronu Trump’a gelelim. Geçen hafta Şara’yı kendisinin başkan yaptığını açıkladığına göre, “Şara Trump’ı mı dinler Erdoğan’ı mı?” diye soralım.

 

ADAM “BÜYÜK KÜRDİSTAN”I KURUYOR

Hem Türkiye hem Suriye’deki açılımlarda başrolde olan Barzaniler ve Talabaniler kim; bizzat iktidar medyasının bir yazarının 10 gün önceki yazısından özetleyelim: “PKK’nın Irak’tan tasfiyesini tehdit olarak gördüğü için destekliyor, ama Suriye’de tam tersi pozisyon alıyor… ‘Dört parçalı Kürdistan’ söyleminin altını kalın bir şekilde çiziyor… Barzani ‘Kürtlerin bölgedeki lideri’ imajı oluşturmaya başladı… ABD ordusunu arkasında hissediyor… 2017’deki bağımsızlık referandumuna paralel bir özgüven söz konusu; 20 yıldır uygulanan anlaşmayı ters yüz ediyor, ilk kez bu seçimlerde Irak Cumhurbaşkanlığını da istiyor… Talabani yönetimi (Bilhassa Bafıl), Türkiye’ye karşı hasmane bir politika izledi.” Suriye’deki gidişatın mimarı, sömürge valisi Tom Barrack birkaç gün önce ne yaptı? Önce Mesut Barzani’yle buluşup Suriye ve Irak dosyalarını görüştü. Barzani, Cumhurbaşkanlığı makamının “Kürdistan’ın hakkı” olduğunu söyledi. Barrack da Barzani’yi “Efsanevi bir liderlik”, “harika bir bilgelik” diye övdü. Ardından Neçirvan Barzani’yle; “Kürdistan bölgesi de dahil olmak üzere ABD ile Irak arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi; Irak’taki iç siyasi süreç ve hükümet kurmadaki gecikme” konularının yanı sıra, “ABD arabuluculuğunda Kürtlerle ilgili siyasi geçiş aşamasına yönelik ateşkes ve anlaşmaların ilerletildiği Suriye’deki son gelişmeleri” ele aldı. Sömürge valisi son olarak da Süleymaniye’de Bafıl Talabani ve Mazlum Kobani ile bir araya gelip “Suriye ve Rojava’daki son siyasi ve askeri gelişmeleri” masaya yatırdı. Görüşmede Kobani, Münih Konferansı’ndaki temasları hakkında bilgi verdi. Bafıl Talabani de “Rojava’ya desteklerinin devam edeceğini” bildirdi. Bu arada Barzanilerin başkenti Erbil’e Türkiye düşmanlığı ve PKK/YPG’ye olan desteğiyle bilinen Trump’ın yancısı Senatör Lindsey Graham’ın heykelinin dikilmesi kararının alındığını kaydedip bu bölümü de şu notla bitirelim. Yine iktidar medyasının bir yazarının aktardığı iddiaya göre; Mazlum Kobani Münih’te yaşayan Kürtlerle buluşacakmış, ancak Kandil’den, “Birçok gücün önderlik yerine başka bir ismi ikame etmek istediği bilinmektedir. Mazlum Abdi’nin şu anda halkla toplantı yapması önderliğimiz üzerindeki anti-propagandayı güçlendirecek ve onun önderliğe bir alternatif gibi sunulmasına yol açacaktır” talimatı gelince, bu toplantı iptal edilmiş!..

 

İRAN’DAKİ ORGANİZASYON

Son olarak İran’daki ABD-İsrail organizasyonunu aktaralım. Uzun süredir bölünmüş olan PKK ve PKK’ya yakın partiler İran yönetimine karşı birleşik bir cephe oluşturmak için yeni bir siyasi koalisyon kurdu. “İran Kürdistanı siyasi güçler ittifakı” denilen bu koalisyonun birkaç gün önce yayımladığı deklarasyonda da, “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı” vurgulandı. Ez cümle; Barzani’nin adım adım “büyük Kürdistan”ın lideri “statüsüne” getirilip teröristbaşının “manevi oğlu” Mazlum Kobani’nin de bu yapının himayesine sokulduğu ortada. Bahçeli’nin bu projeye karşılık mı teröristbaşının “statü sorununu” gündeme getirdiği ve “Kürtlerin lideri/baş müzakerecisi” ilan edilmesi gibi bir “statü” mü istediği bilinmez, ama ülke içinde laiklik ve laiklere savaş açılmışken, işte etrafımızda hiç konuşamadığımız bunlar oluyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!