Av. Mehmet Bacaksız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Heybeliada Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu

featured
0
Paylaş

1990’lı yıllardan bu yana AB ve ABD, azınlık hakları kapsamında okulun açılması için Türkiye’ye yoğun baskı yapmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Tekin’in açıklamaları, okulun açılmasının gündemde olduğunu göstermektedir. Ancak okulun açılması için iki farklı yöntem bulunmaktadır: Devlet denetiminde (imam hatip modeli) bir açılış hukuken mümkünken , Patrikhanenin talep ettiği tamamen özerk ve bağımsız bir yapı Lozan Antlaşması’na, mevcut yasalara ve Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırıdır. Patrikhanenin devlet denetimini reddedip özerklik ısrarı, “ekümeniklik” iddiaları doğrultusunda Vatikan benzeri bir dini devlet kurma çabası olarak değerlendirilmektedir. Devlet denetimi dışındaki bir açılışın, devlet egemenliğine karşı işlenmiş bir suç teşkil edeceği vurgulanmaktadır.

 

1990’lı yılların sonlarından beri AB ve ABD, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için ülkemize çok ağır bir baskı uyguluyorlar. Bu baskı,özellikle son yıllarda çok yoğun bir hal aldı.AB yetkilileri,hiç çekinmeden “AB’ye tam üye olmanızın temel şartlarından birisi Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmanızdır.Bu yapılmadan kesinlikle tam üye olamazsınız” diyorlar. Bu baskının gerekçesi: Türkiye’de yaşayan Ortodoks Rum vatandaşların dini özgürlüklerinin üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, bu kapsamda temel hak ve özgürlüklerden sayılan din ve inanç özgürlüğünün sağlanması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Eylül’de ABD’de Başkan Trump ile yaptığı görüşmede Trump’ın konuyu gündeme getirmesi üzerine “Üzerimize düşeni yapmaya hazırız.” dedi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise daha önceki tarihlerde “Kişisel olarak ben Heybeliada Ruhban Okulu’nun açık olmasını arzu ederim.” demişti. Cumhurbaşkanı ile Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı açıklamalardan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının düşünüldüğü anlaşılıyor.  Bu açıklamaların değerlendirilmesine geçmeden önce Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili bilinmeyen veya çok az kişinin bildiği bazı hususları açıklamakta yarar var. Bu hususlar bilinirse daha sağlıklı değerlendirme yapılabilir,diye düşünüyorum.

Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılına kadar faaliyet gösteriyordu. Okul,o dönemde lise ve yüksek okul düzeyinde iki ayrı bölüm olarak eğitim-öğretim yapıyordu. 1971 yılından önce ülkemizde özel üniversite kurmak mümkün idi ve önemli sayıda özel üniversite ve yüksek okul faaliyette idi. İşte, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yüksek kısmı da özel yüksekokul statüsünde idi.

1971 yılına gelindiğinde özel üniversite ve yüksekokullarda yozlaşma olduğu gerekçesiyle yapılan yasal düzenlemeyle özel üniversite ve yüksekokullar devletleştirildi. Bundan sonra Fener Patrikhanesi,kendi iradesiyle Heybeliada Ruhban Okulu’nun hem lise, hem de yüksekokul kısmını kapattı.

1982 Anayasasıyla oluşturulan Yüksek Öğretim Kurulu, 1980’li yıllarda Fener Rum Patirkhanesi’ne yazı göndererek talep edilmesi halinde Ortodoks din adamı ihtiyacının karşılanabilmesi için İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde Hristiyan Ortodoks ilahiyatı ile ilgili bir bölüm açılabileceğini bildirdi. Patrikhane, her ne hikmetse bugüne kadar böyle bir talepte bulunmadı. Ama aynı Patrikhane,yıllardır ülkemizi azınlıkların dini özgürlükleri ihlal edildiği gerekçesiyle hem AB’ye hem de ABD’ye şikâyet ediyor.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılabilmesi için iki yöntem mevcut. Birinci yöntem: Ruhban okulu, meslek lisesi ve yüksek okul diye iki kısma ayrılır. Lise kısmı Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı meslek lisesi olarak (İmam Hatip Liselerinin bir benzeri şeklinde), yüksek okul kısmı ise YÖK denetiminde ilahiyat fakültesi benzeri olarak açılması. İkinci yöntem: Heybeliada Ruhban Okulu’nun hem lise, hem de yüksekokul kısmının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin denetiminin dışında tamamen özerk ve bağımsız,sadece Patrikhane’ye bağlı olarak açılması.

Heybeliada Ruhban Okulu, birinci yöntemle yani devletin denetiminde her zaman açılabilir. Bunun için yeni bir kanun falan çıkarmaya gerek yok. Belki, yönetmelik çıkarılması gerekebilir. Bu da hiç önemli değil. Ruhban Okulu’nun ikinci yöntemle açılması ise kesinlikle mümkün değil. Çünkü, bir kere okulun bu yöntemle açılması Lozan Anlaşması’na aykırı. Lozan Anlaşması’na göre azınlıkların dini kurumları Türkiye Cumhuriyeti’nin denetimine tabii. Bundan başka, devletin denetimin dışında herhangi bir okul açılması hem yürürlükteki kanunlara, hem de Anayasa’ya kesinlikle aykırı. Bu konuda Anayasa değişikliği yapmak da mümkün değil. Çünkü, yapılacak değişiklik Anayasa’nın 3. Maddesi ile ilgili. Bu madde de değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bir madde olduğu için değişiklik kesinlikle mümkün değil. Buna rağmen bu maddeyi dolaylı da olsa değiştiren bir değişiklik yapma yoluna gidilirse kesinlikle Anayasa Mahkemesi’nden döner.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun birinci yöntemle açılması her zaman mümkün iken Patrikhane, Okulun ikinci yöntemle yani devletin denetiminin dışında tamamen özerk olarak açılmasında ısrar ediyor. Yukarıda açıkladığım hukuki sebeplerden dolayı Ruhban Okulu’nun ikinci yöntemle açılması kesinlikle mümkün değil. Peki,hal böyle iken Patrikhane niçin talebinde ısrar ediyor? Bunun sebebini Patrikhane’ye sormak gerek. Ancak, şunu söyleyebilirim: Patrikhane,ekümeniklik iddialarının paralelinde Vatikan benzeri bir din devleti kurmak amacıyla bu talepleri yapıyor olabilir.

İkinci yöntemle okul açılmasının mümkün olmadığını, bunu sağlamak için yasal düzenleme yapmak imkanının bulunmadığını yukarıda izah ettim. Bütün bunlara rağmen AB, ABD ve Onların paralelinde Patrikhane, ikinci yöntemde ısrar ederlerse yetkililerimiz, yani Hükümetimiz, bunu kabul ederler mi? Bunun kabul edilebileceğini hiç sanmıyorum. İki sebebi var. Birinci Sebep: Bu kadar yasal engele rağmen bu yöntemle Ruhban Okulu’nu açmak kesinlikle ve kesinlikle suçtur. Bu suç, Devletin egemenliğini zayıflatmak veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmak,suçudur ve cezası ağırlaştırılmış müebbet hapistir. İkinci sebeb: Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere hükümetteki Bakanlar milli egemenlik ve milli çıkarlar konusunda hassas olmak durumundadırlar. Sayın Cumhurbaşkanı ve Bakanların aksini düşünmeleri bile söz konusu değildir ve olmamalıdır. Bu durumda şöyle bir soru  akla gelebilir: Peki, o zaman yukarıda verdiğimiz açıklamaların anlamı nedir? Bu soruya muhataplarının cevap vermesi daha doğru. Ama ben, şunu söyleyebilirim: Sayın Cumhurbaşkanı ve Milli Eğitim Bakanı ,  “Ruhban Okulu açılmalıdır.” derken mutlaka birinci yöntemle, yani devletin denetiminde açılmasını kastetmişlerdir. Aksini düşünmek bile insanın kanını donduruyor çünkü.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!