Yağmur Tunalı’nın kaleme aldığı yazı, toplumdaki köklü düzen kaybını ve bu bozulmanın her alana yayılan sonuçlarını ele almaktadır. Yazar, ideal bir düzende yöneticilerin kurallara uymasının şart olduğunu, aksi durumun “balığın baştan kokması” gibi büyük bir çürümeye yol açacağını savunur. Günümüzde ise kurallara uyanların “enayi” görüldüğü, kanunların imtiyazlılara işlemediği bir “sosyal bozgun” yaşanmaktadır. Kaldırım işgallerinden toplu taşımadaki nezaketsizliğe kadar yansıyan bu durum, bilinçaltımıza yerleşen bir düzensizlik hizmetidir. Çözüm ise denetimsizliği reddetmek, suç işleme özgürlüğüne karşı çıkmak ve kanun düzenini yeniden hâkim kılarak bu toplu bozgundan kurtulmaktır.
Başa getireceklerimizi düzene göre, düzenin kuralları içinde ve düzen için seçeriz. Hangi durumlarda ne olacağını bize düzen gösterir. Uyulursa rahat ederiz. Aksayanları değiştirmenin yolları da bellidir. Düzen, düzen içinde değişerek işler. Seçtiklerimizin kurallara uymamaları düşünülemez. Seçim kazanmayı sorumsuzluk kapısını aralamak için kullanmayı düşünmeleri ise normal bir düzende akla hayale sığacak iş değildir. Balık baştan böyle kokarsa vay halinize! Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig şaheserinden Koçi Bey Risalesi’ne, Sarı Mehmet Paşa’nın Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ’sına kadar siyasetnamelerde döne döne bunlar anlatılır. Binlerce yılın insanlık tecrübesinden süzülen yönetim düşünceleridir. Tarihin sesi burada yaradılışın sesiyle eşleşir. Adı ne olursa olsun o eşleşmeden uzaklaşma bozar. Bizim düzen fikrine ters gidişimiz de öyledir. Yitiğimizi arayacağız. Pozitif hukuk ve pozitif ahlak gibi kavramlar, -hadi din tabiriyle söyleyelim- “nefsin iğvâsına” kanmamış zihinlerin eseridir ve bize doğru yolu gösterebilir. Kızacak varsa kızsın; adı dinden değilse de kendisi dindendir. Buraya nasıl geldiğimizi belki çiğnenmiş kayıtlardan sıyrılarak bakarsak göreceğiz.
MEMLEKETİN ORTAKLAŞTIĞI BOZGUN
Bozduğumuz düzenin düzensizliğine sıkıca sarılıyoruz. Bakınca hepimiz düzen ister görünüyoruz fakat düzensizliğe hizmet ediyoruz. Kurallara uyana “enayi” gözüyle bakılan bir ülke hâline geldik. Uymaya niyetli görünmemek bir yana, kuralları dolanmayı meziyet sayar durumdayız. Büyük büyük örneklere girmeden de anlayabileceğimiz bir konu üzerindeyiz. Çünkü bozulmanın her yere işlediğini gün yirmi dört saat yaşıyoruz. Evimdeysem, yürüyüşlerde görüyorum: Yol kenarları boş olsa da insanlar kaldırımı kapatarak park ediyorlar. Bir değil, iki değil, yol boyunca böyle. Sosyal bozgunu en iyi gösterecek bir örnek sayılabilir. Bunu anladığımdan beri vatandaşa kızacakken kızamıyorum. Sadece soruyorum: “Niye şuraya değil de benim önümü kapatacak yere arabanı bağladın?” Cevaplar değişken. En çok da “Şuradan bir şey alıp çıkacağım” diyen oluyor. Beş metre ileriye park etse de alacağını alıp çıksa? Hayır, şuuraltı başka türlü işliyor. İllâ yasak yere koyacak. Meselenin bir tarafı daha da can sıkıcı: Hakikaten bir şey alıp çıkacağı da şüpheli. Sizi savuşturmak için bulduğu bahane o. O kadar da kötü düşünmeyeyim derseniz bir saatinizi feda edip bakın, o araba oradadır.

BİLİNÇALTI ÇÖPLÜK
Şuuraltı önemli bir kavram. Düzensizlikle durmadan çer çöp attığımız yer orası. Zamanla kötü kokuların, bütün zararlıların can bulacağı yer orası. Doğruya baktırmayan da bilinçaltındaki bu işgal. Evet, önce orayı boşaltacağız. Yoksa yeni bir şey girmez. Bir takım kavramları bırakarak bakalım. İster anlatılan, uydurulan deyin ister bizim boza boza tanınmaz hâle getirdiğimiz deyin… Ne derseniz deyin, şu veya o dinden bakışı da bırakalım. Olana bakalım ve anlamaya çalışalım. Olanlar ortada. Bakıyoruz, suratlar bir karış. Karşınızdan gelen bir şey desin de yumruğu patlatayım havasında. Bir şey demeseniz de hazır olanlar var. Baksanız yetiyor. Bu kadar mı? Evet. Otobüste doksan yaşındaki adam her fren yapışta savrularak ayakta tutunmaya çalışıyor. Dibinde mektep çocuğu, ağabeyi, ablası veya annesi babası oturuyor. Hiç tınmıyorlar. Soru net: Biz bu hâle nasıl geldik ve nasıl düzeleceğiz? Başlayacağımız yer, anlamadır. Sonra düzeni çağırmakla sıkı yola gireriz. Baştakileri düzene uymaya mecbur edeceğiz. Denetimsizliği reddedeceğiz. Kimse suç işleme özgürlüğüne sahip değil, diyeceğiz. Kurallara uymayarak iyi bir sonuç bekleyemezsiniz, diyeceğiz. Bu sahtelikten toplu bozgun doğacağını bilecek ve söyleyeceğiz. Sistemsizlik ve düzensizlik arşa çıkmaya yakın. İçeride dışarıda her fırsatçı için fırsatlar sahtelikten doğuyor. Kötülüklerin anasını arıyorsak budur.
BU TEZADI NASIL AÇIKLARSINIZ?
Bu memleketin kanunlarının büyük çoğunluğu (kahir ekseriyeti) emsallerinden geri, eksik veya kötü değildir. Kâğıda bakan, iyi bir düzen için esaslı kurallar konulduğunu görür. O hâlde memlekette düzenden şikâyetten geçilmemesini nasıl açıklayacağız? Gayet basit: O kurallar birileri için geçerli değil. “Bize de mi lo lo?” kuralı yerleşti. İnsanınız için örnek artık onlardır. İmtiyazlılara kanun sökmüyorsa onları kıskananların ezilmekten kurtulmak için çabası onlar gibi olabilmek içindir. Olamayanlar da yanaşma yollarını ararlar. Diş bilemekten dişleri dökülürken bir yandan da efendi kapılarında ömür tüketirler. Torpilsiz iş yapılmayacağı kural hâline gelir. Ne bilinen bilgi kalır, ne görülen görgü. İpi ele geçirenler toplumun boynuna yular geçirmeye kalkarlar. O yuları atmak için çalışmazsanız başınıza her şey gelir. “Kurallar uyulmamak içindir” diyerek başa geliniyorsa düşüneceksiniz. Halk bu kuralsızlığa, kayırmaya, düpedüz hak yemeye itiraz edecek. Her gün ekmeğinden parça koparan düzensizliktir, bilecek. Kanun düzeninin olmadığı yerde çete düzeni hâkim olur, bilecek.