Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İhanet Süreci ve Milli Kimlik Tartışmaları

İhanet Süreci ve Milli Kimlik Tartışmaları

featured
0
Paylaş

Bu makale, Türkiye’nin güncel ekonomik sıkıntılarını ve milli kimlik tartışmalarını sert bir dille eleştiren politik bir köşe yazısı niteliğindedir. Yazar, hükümetin ekonomi politikalarını ve emeklilerin düşen alım gücünü sorgularken, vaat edilen iyileşmelerin gerçeği yansıtmadığını savunmaktadır. Özellikle milli birlik ve terörle mücadele konularına değinilerek, üniter devlet yapısının korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Metinde, azınlık taleplerinin baskın hale gelmesi ve resmi dil tartışmaları üzerinden stratejik güvenlik uyarıları yapılmaktadır. Ayrıca, devletin finansal güvenilirliği ve vatandaşın maruz kaldığı ekonomik belirsizlikler saadet zinciri benzetmeleriyle eleştirilmektedir. Sonuç olarak yazar, toplumsal hafızaya ve devlet ciddiyetine sadık kalınması çağrısında bulunmaktadır.

 

Cahile laf anlatmak kadar zor bir şey yoktur. Hele o cahilin tercihleri sizi de etkiliyorsa, çıkın işin içinden… Akılsız Türkmen ve “Ama abi bunlar Müslüman“cıları bu kategoride değerlendirebiliriz.

Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Ulusoylu insanlarla düşen kalkan damattan kalma laflar, ekonominin sürekli düsturu oldu. Zaman zaman okşanan evladımız ne diyordu?

Mayıs nisandan; haziran mayıstan iyi olacak. Temmuz zaten iyi olacak… Aylar tutmayabilir ama böyle bir öngörüsü vardı… Modayı en son takip eden, Kürt asıllı İngiliz Memoş oldu.

2025, 2024’ten; 2026, 2025’ten iyi olacak; 2027 çok iyi olacak diyor ve her seferinde ilave ediyor: “Zoru geride kaldı.” Hepinize sorarım.

2025’te 2024’ten iyi olan neler oldu? Bütçe verilerine, ücret ve emekli zamlarına bakarak, şu an itibarıyla 2025’ten iyi olacak bir şeyler görebiliyor musunuz?

Bir tane bile söylemeniz yeterlidir.

Hükümetin ve de kripto muhalefetin dört elle sarıldığı Venezuela – Maduro haberlerinden, mutlaka öğürecek hale gelmişsinizdir.

Bu dipsiz kuyuya bir-iki taş da ben atmayacağım… İşin içinde ABD olunca yaklaşımlar da farklı oluyor. Mesela, Irak operasyonundan hatırladıklarım var.

Kim demişti unuttum ama; insanları katleden, kadınlara tecavüz eden, ülkeyi yakıp yıkan ABD askerlerinin memleketlerine sağ salim dönebilmeleri için dua edenler vardı… Bu duacılar, Maduro’yu kaçıran ABD askerleri için de dua ettiler mi?

Ettiler ise, kabul görmüş görünüyor… Yazacak başka bir şeyim yok, tek bunu merak etmiştim.

İhanet Süreci nereye varır bilinmez. Dışarıdan, kuşbakışı bakıldığında çok enteresan bir durum ortaya çıkıyor.

%90’lık kesimin, %10’u bile temsil etmeyen kesimin isteklerini kabul etmemesinin karşılığı “süreci baltalamak” oluyor.

Yani %10’un, ne derse desin, her talebinin kabul edilmesi gerekiyor.

Böyle bir pazarlık gördünüz mü? Her cümlelerinde iki-üç kere “Kürt” lafını telaffuz edebiliyorlar, bir problem yok ama kazara “Türk” derseniz ırkçı-şoven vs. oluyorsunuz… Hatim ve Tenekehan, her seferinde tehdit ediyor… Fırsatı kaçırmayın başlığı altında her türlü isteklerini dikte ediyorlar.

Herhalde yön tespitinde sıkıntı var. Fırsatı kaçırmayacak olanlar sizlersiniz. Bu devlet sizi içeride eylem yapamaz hale getirdi, dışarıda ise mağaradan kafanızı çıkaramıyorsunuz.

Mecbur olup araca binip bir yere gitmeye kalkanın başına bombalar yağıyor… ABD’de eyaletler sistemi var.

Öyle olduğu halde, mesela Dakota’da çoğunluk olan Alman asıllılar veya New York’taki İtalyanlar, kendi dillerini ikinci resmi dil olarak isteyemez.

Tek resmi dil İngilizcedir. Hal böyleyken, üniter bir yapımız olmasına rağmen içerdeki hainler nasıl olur da “Kürtçe”yi ikinci resmi dil olarak talep edebiliyorlar? Git öğren, kurslar var, açıldılar; hiçbir mâni yok. Bu devlet TV kanalı bile tahsis etti… Senin kafanda başka bir şeytanlık var… Altyapımızı TC’ye yaptıralım, ileride Amerikan ve İsrail köpekliğiyle bağımsız olursak hazır olur…

Yok öyle yağma. Sizler Atatürk’ün Misak-ı Millî’sine mani olmuş, tam o sırada İngiliz casuslarının talimatıyla isyanlar çıkarmış, geçmişi karanlık bir grupsunuz… Bu ve buna benzer olaylara rağmen bu millet sizleri kardeş biliyor.

Unutmayın, Osmanlı tarihine bakın; gerekirse beka için kardeşten de vazgeçilebilir… Bir muhterisin şahsi ikbali için her şeyi feda edebileceği düşüncesine kapılsanız bile, yaptığınız yanlış hesap milletten döner; dönmekle kalmaz, feleğinizi şaşırtır.

Anadolu’da bir laf vardır: “Dere geçerken at değiştirilmez” diye… Bu iktidarın ise layıkıyla yaptığı yegâne iş bu.

BES, bir aralar resmi emekliliğin yerini alacak diye lanse edildi.

Teşvik için %30 devlet katkısı verildi… Ne oldu? Katkı %20’ye düşürüldü.

Peki, 10-15 yıl önce açıkladığınız şartlara göre sisteme dahil olanlar ne olacak? Size güvenip nasıl devam edecekler?

Yarın sıfıra düşürdük, ayrıyeten prim miktarımın yarısı kadar da vergi alacağız derseniz ne olacak? Böyle devlet ciddiyeti olur mu?

Onun da içine ettiniz.

Final: Onlarca yıl yüksek prim yatıran emeklilerin paralarına çöktünüz.

Yetmiyormuş gibi alaya devam ediyorsunuz… Hâlâ sabır ve saptırma cümleleri… Neymiş; farkındalarmış, ezdirmemişler vs. vs. 25 sene öncesi rakam oyunlarının arkasına sığınanlar!

Her şey bir kenara, bu insanlar emekli olunca ev, daha sonra araba alabiliyorlardı.

Şimdi motosiklet bile alamıyor, kredi kartı borçlarını kapatmak için emekli oluyorlar… Yalan mı, yalan mı? Akla gelmişken konuşalım.

Hangi kanalı açarsanız açın, her kanalda mantar gibi biten sistemlerle karşılaşıyorsunuz… Beş ayda, peşinat yok, faiz yok, ev sahibi oluyorsunuz; araba, dükkân sahibi oluyorsunuz… Yahu ben maaşımın tamamını beş ay değil, on beş ay vereyim, beni ev sahibi yapın!

Teferruata girmeyeceğim, iyi araştırın. Ben olayı post-modern bir saadet zinciri olarak görüyorum. Mazallah, banker faciası gibi neticesi olur, dikkat…

Hepinize Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!