Yazar Nazım Peker, Türkiye’deki kontrolsüz sığınmacı sorununu hem ekonomik hem de milli güvenlik perspektifinden ele alarak ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Metin, sığınmacıların yarattığı mali yükün mevcut ekonomik krizi derinleştirdiğini savunurken, bu durumun toplumsal refah üzerindeki olumsuz etkilerini vurgular. Özellikle İran örneği üzerinden, yabancı istihbarat servislerinin sığınmacıları birer güvenlik tehdidine dönüştürebileceği ihtimaline dikkat çekilir. Yazar, devletin bu konuda stratejik önlemler almaması ve belirsiz bir politika izlemesi karşısında duyduğu derin endişeyi dile getirmektedir. Sonuç olarak, Türkiye’nin gelecekte telafisi güç jeopolitik risklerle karşılaşmaması için sığınmacıların ülkelerine gönderilmesinin hayati bir zorunluluk olduğu ifade edilir.
Sevgili okurlarım, çok değerli takipçilerim.
Ülkemiz, ekonomik krizin acımasız dişlileri arasında adeta ezilirken; ülkemin bir başka krizi de kontrolsüz sığınmacı sorunudur.
Ümmet kardeşliği, ensar edebiyatı ile ülkemize kabul ettiğimiz milyonlarca sığınmacı, nasıl bir tehlike içermektedir?
Bunun hesabını, kitabını, önünü arkasını hesap eden var mı?
Neden biz bu kadar kontrolsüz sığınmacıyı kabul ettik sorusuna mantıklı bir yanıt veren var mı?
Hepinizin bildiği gibi 12 gün savaşları esnasında; İran’da İsrail’in güçlü bir drone ordusu kurduğunu, suikastlarla önemli askeri tesislere saldırıları bunların gerçekleştirdiğini biliyorsunuz.
Daha da önemlisi, İsrail’in bu işler için İran’da yıllardır yaşayan Afganlıları devşirip kullandığı anlaşılmıştı.
İran uyanmış, bu sığınmacıları derhal ülkeden çıkarmıştı. Fakat sonucu çok ağır bedel olmuştu. İran önemli adamlarını ve tesislerini kaybetmişti.
Bizde de milyonlarca sığınmacı var.
Son açıklamalara bakılırsa devlet bile kesin sayıyı bilmiyor.
İran örneği ortada iken biz, bu sığınmacılara karşı neden hiçbir şey yapmadık/yapmıyoruz,

Neden?
Bir soru daha:
Bunların ne kadarının İsrail ya da bir başka Türkiye’de gözü olan devletler tarafından devşirilmiş/ satın alınmış/ görevlendirilmiş olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Ben düşündüm ve ülkem adına uykularım kaçtı, endişelerim beni huzursuz etti.
İran örneğini düşünmek bile istemiyorum.
Örnek ortada iken biz, neden köklü önlemler düşünmüyoruz/ almıyoruz?
Sahi neden?
Adım kadar eminim ki ülkenin yaşadığı ekonomik durumdan; geçinemiyoruz diye sokaklarda feryat eden, kahvaltı yapmadan derslere giren öğrencilerin durumundan bizi yönetenlerde rahatsız ve huzursuzlar.
Bana ve pek çok ekonomiste göre bu ağır ekonomik krizin birleşenlerinden birinin; yanlış Suriye politikamız ve sayıları milyonları bulan sığınmacılar ile kaçakların olduğudur.
Bu nedenle ağır bir ekonomik yük olan sığınmacıları/mültecileri göndermek; ekonomimizi kısmet rahatlatacağı ortada iken, bırakın göndermeyi; ülkede tutmak için adeta büyük bir çabanın ve gayretin içinde gibiyiz.
Yanlış mı?
Ben ekonomist de sosyal politikalar uzmanı da değilim.
Ama görünen köy kılavuz istemez diye anlam yüklü bir sözümüz var ya!
Yakında El Şara, çıkarı ve koltuğu için tamamen İsrail ve ABD tarafına geçerse, bir de PKK/PYD ve SDG’ye destek verip; Türkiye’ye sırtını dönerse:
İşte o zaman sığınmacıları göndermek hepten olanaksız olabilir.
İnşallah beklemediğimiz/istemediğimiz senaryo ve plan bu değildir.
Bu işler seni beni aşar demeyiniz. Doğrudur. Ama ülkemizin geleceği, asil milletimizin yaşam tarzı da çok önemli değil mi?
Unutmayınız. Yaşım 80’e geldi: Türk’ün, Türk’ten başka dostunun olmadığını yaşayarak öğrendim.
Esen kalınız.