Zafer Partili Eryılmaz: “15 Temmuz’da Sadece %10’u Sahaya Sürüldü, En Tehlikeli Kadrolar ‘Renklendirme’ İle Hâlâ İçeride!”
Meltem TV ekranlarında yayımlanan özel programa konuk olan eski emniyet müdürü, 15 Temmuz gazisi ve Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fatih Eryılmaz, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) geçmişten günümüze uzanan sızma stratejileri, 15 Temmuz gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde yaşananlar ve örgütün mevcut tehdit boyutu hakkında ezber bozan açıklamalarda bulundu. Örgütün tamamen temizlenmediğini ve en tehlikeli kadroların “renklendirme” yöntemiyle hâlâ devlet mekanizmalarında gizlendiğini savunan Eryılmaz, çarpıcı uyarılarda bulundu.
“Darbe Geleceğini Söyledim, Hor Görüldüm”
Meslek hayatının ilk yıllarından itibaren FETÖ’nü kumpas ve zulümlerine maruz kaldığını, rütbelerini ancak mahkeme kararlarıyla alabildiğini belirten Fatih Eryılmaz, hain darbe girişiminden yıllar önce iktidar mensupları dahil olmak üzere ulaştığı tüm akademisyen, yazar ve bürokratları askeri bir darbe tehlikesine karşı uyardığını ifade etti. Örgütün takiyye yeteneğine atıfta bulunarak “Kemalist görünümlü Gülenistler” tabirini kullandığını belirten Eryılmaz, yaşadığı çaresizliği mitolojik bir benzetmeyle aktardı: “Geleceği gören ama kimseyi inandıramayan Kasandra Sendromu gibiydik. Akıllarında, vizyonlarında böyle bir ihtimal olmadığı için bizi hor gördüler, kötü gördüler.”
15 Temmuz Günü HSK’da Yaşanan Tarihi Diyalog
15 Temmuz günü öğleden sonra Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSK) Yargıda Birlik Grubu üyesi bir dostunun daveti üzerine kurula gittiğini belirten Eryılmaz, orada 3-4 kurul üyesiyle yaptığı tarihi konuşmayı ilk kez paylaştı. Üyelerin kendisine “17-25 Aralık süreciyle devlet bu işi atlattı, senin darbe teorin de böylece gerçekleşmiş oldu” dediğini aktaran Eryılmaz, şu cevabı verdiğini söyledi: “Benim bahsettiğim darbe sivil bir operasyon değil; silahlı, askeri bir darbe. Orduya sızdırdıkları elemanlar eliyle darbe yapacaklar. Ağustos Şurası’na az kaldı, bugün yarın bu işi yapmalılar.” Kurul üyelerinin bu sözleri müstehzi bir ifadeyle karşıladığını, ancak aynı günün akşamında Ankara semalarında jetlerin uçmaya başladığını belirtti.
“İstihbarat Tedbir Alacağına Beni Arayıp ‘Ne Oluyor’ Diye Sordu”
Uçak seslerini duyar duymaz evinden helallik isteyerek çıktığını anlatan Eryılmaz, o anlarda telefonunun kilitlendiğini söyledi. En acı tablonun ise güvenlik bürokrasisinde yaşandığını ifade eden Eryılmaz, “Bizi uyarması gereken istihbarattaki arkadaşlar beni arayıp ‘Bunu nasıl yorumluyorsun?’ diye soruyordu. Ben de ‘Ne yorumu, başladılar işte, tedbir alın’ diyerek telefonu kapattım” dedi.

Ankara Emniyeti Önünde Etten Duvar: “Üstümüzden Geçmeden Giremezler”
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ara bir kapıdan girebildiğini, çünkü FETÖ’cü hainlerin binanın ön ve arka girişlerini tanklar ve Zırhlı Personel Taşıyıcılarla (ZPT) kapattığını belirten Eryılmaz, içeride büyük bir başıbozukluk olduğunu ve karartma uygulanan binada bazı kripto unsurların “Kendi askerimizle mi çarpışacağız?” diyerek personeli dağıtmaya çalıştığını fark ettiğini söyledi.
Kendisini tanıyan vatansever polislerle inisiyatif aldıklarını belirten gazi emniyet müdürü, o tarihi anları şöyle anlattı: “Arkadaşlara ‘Bizim tabancamız var, karşıda tank var. Ateş etsek etkisi olmaz. O yüzden bunların önüne canlı duvar, etten kalkan öreceğiz. Bu tanklar bizi ezmedikçe emniyete giremeyecekler’ dedim. Kol kola girip Konya Yolu kapısından tankların üzerine yürüdük. Önce asfalta ateş açtılar, asfalt taşları yüzüme fırladı. Sonra bizi yaylım ateşine tuttular. Sağımda ve arkamda duran yiğit arkadaşlarım orada şehit düştü. Biz 50-60 kişi o gün Ankara Emniyeti’ni hainlere teslim etmedik.”
Ağır yaralanan ve kendi imkanlarıyla bir ZPT’nin arkasına sığınarak sürünen Eryılmaz, sivil vatandaşlar tarafından Numune Hastanesi’ne kaldırıldığını ve sedyedeyken Türkiye genelinde bilinen o tarihi çağrıyı paylaştığını hatırlattı. Eryılmaz sedyedeyken, “Bu mesele parti meselesi değil, Türk milletinin beka meselesidir. Bu örgüt PKK’dan daha tehlikelidir, devletin yanında olun” diyerek halkı direnişe çağırmıştı.
“80 Darbesi FETÖ’ye Alan Açtı, Okullar Örgüte Tımar Olarak Verildi”
FETÖ’nün emniyet ve askeriye yapılanmasının köklerine inen Eryılmaz, örgütün 1978’den itibaren küçük gruplar halinde polis kolejlerine sızdığını ancak asıl kitlesel kırılmanın 1980 askeri darbesiyle yaşandığını vurguladı. 1986 yılında Kuleli Askeri Lisesi Komutanı Yaşar Büyükanıt döneminde örgütün suçüstü yakalandığını ancak dönemin komutanlarının kariyer kaygısıyla bu unsurların yüzde 10’una bile işlem yapmadığını belirten Eryılmaz, “O gün ‘Biz bunları kazanırız’ diyerek temizlemedikleri 1986 girişliler, 15 Temmuz 2016 günü jetlerden milletin üzerine bomba yağdıran 94 mezunu hainler oldu” dedi. 1988 yılında kendisi Polis Koleji’ne girdiğinde sınıfının yüzde 60’ının zihni devşirilmiş çocuklardan oluştuğunu, idari kadronun ise tamamen örgüte teslim edildiğini ifade ederek, “Devletin okuluna girdik sanıyorduk, meğer oralar bir tımar gibi FETÖ’ye verilmiş” sözleriyle sızmanın boyutunu gözler önüne serdi. Mezun oldukları 750 kişilik devresinden yaklaşık 500 kişinin 15 Temmuz sonrası örgüt bağlamında ihraç edildiğini ekledi.
“15 Temmuz’da Güçlerinin Sadece %10’unu Kullandılar: Kripto Unsurlar ‘Renklendirme’ ile İçeride”
Bürokrasideki temizliğin eksik kaldığını savunan Eryılmaz, Türk medyasında hiç konuşulmayan hayati bir gerçeğe parmak bastı: “FETÖ hiçbir zaman tüm kartlarını aynı anda masaya sürmez. 15 Temmuz’da askeriye ve emniyetteki güçlerinin sadece yüzde 10’unu sahaya sürdüler.”
Örgütün “Renklendirme” stratejisine dikkat çeken Eryılmaz, tasfiye edilmeyen en tehlikeli kadroların başka dini cemaatlerin (Okuyucu, Yazıcı, Kurdoğlu gibi Nurcu gruplar) içine sızdığını; bununla da yetinmeyip sol ve milliyetçi partilere, seküler vakıf ve derneklere entegre olduğunu iddia etti. Ergenekon kumpasları döneminde “Genç Siviller” grubunun ikinci başkanı ve aynı zamanda sol bir parti olan DSİP’in genel sekreteri olan Mücteba Kılıç’ın, yıllar önce Fetullah Gülen’e ağlayarak şiir okuyan çocuk olduğunun ortaya çıkmasını bu duruma örnek gösterdi.
“Yeni Bir 15 Temmuz Olmaz Ama Nokta Suikastlar Yapabilirler”
Sunucunun “Yeni bir kalkışma tehlikesi var mı?” sorusuna net bir yanıt veren Eryılmaz, örgütün artık askeri sokağa dökecek gücü veya niyetinin olmadığını, ancak çok daha sinsi bir tehdit barındırdığını söyledi: “15 Temmuzvari bir iş olmaz. Ancak devletin ve kamuoyunun gözünü açmaya çalışan, doğruları söyleyen vatansever insanları hedef seçerler. Onları iktidarın önüne ‘yem’ olarak atıp tasfiye ettirirler. Bahsettiğim tehlike; nokta operasyonlar, itibar suikastları ve fiziki suikast faaliyetleridir. Bu kripto grupların halen operasyon yapma kabiliyeti var.”
Mücadele İçin “Alman Anayasa Mahkemesi” Modeli
Programın sonunda, 15 Temmuz’un ardından iktidar cenahından üst düzey yetkililerin kendisini ziyaret ederek mücadele yöntemi danıştığını açıklayan Fatih Eryılmaz, onlara sunduğu ancak “yapamazsınız” dediği çözüm modelini paylaştı.
Alman Anayasa Mahkemesi’nin Amerikalı kült yapı “Scientology” tarikatı hakkında verdiği yasaklama kararına atıfta bulunan Eryılmaz, konuşmasını şu hukuki formülle sonlandırdı: “Alman mahkemesi, Scientology’nin dini bir özgürlük olamayacağına hükmetti. Gerekçesinde; ‘Sen insanların insan olmaktan kaynaklanan özgür iradelerini, kendi rızalarıyla bir kült lidere devretmesini sağlıyorsun. Sen din değilsin, beyin yıkayan sinsi bir kült yapısın’ diyerek örgütü yasakladı. Bugün Almanya’da hakim veya polis müdürü olacak kişiler, Scientology ile bağları olmadıklarına ve tespiti halinde tazminatsız atılacaklarına dair belge imzalarlar. FETÖ de tam olarak budur; ortaokuldan itibaren çocukların zihnini devşirip iradelerini bir terörist başına teslim eden kült bir yapıdır. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, çözüm bu vizyonla hukuki mücadele etmektir.”
