1. Haberler
  2. Dünya
  3. Ümit Özdağ: Vatandaşlığı Değiştirenler, Vatanı Değiştirmeye Hazırlanıyor Demektir. Buna İzin Vermeyiz

Ümit Özdağ: Vatandaşlığı Değiştirenler, Vatanı Değiştirmeye Hazırlanıyor Demektir. Buna İzin Vermeyiz

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin düzenlediği iftar programında, terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın mesajına yönelik, “Bu utanmaz açıklamasında, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yanlış kurulduğunu ve devletin nasıl yeniden kurulması gerektiğini anlatıyor. Demokrasi ve hukuk dersi vermeye kalkıyor. Vatandaşlığı yeniden tanımlayacağımızı söylüyor. Buradan, Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanan Türk vatandaşlığını değiştirmeyi düşünenlere sesleniyoruz: Vatandaşlığı değiştirenler, vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir. Buna izin vermeyiz” açıklamalarında bulundu.

featured
0
Paylaş

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin düzenlediği iftar programında, terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın mesajına yönelik, “Bu utanmaz açıklamasında, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yanlış kurulduğunu ve devletin nasıl yeniden kurulması gerektiğini anlatıyor. Demokrasi ve hukuk dersi vermeye kalkıyor. Vatandaşlığı yeniden tanımlayacağımızı söylüyor. Buradan, Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanan Türk vatandaşlığını değiştirmeyi düşünenlere sesleniyoruz: Vatandaşlığı değiştirenler, vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir. Buna izin vermeyiz” açıklamalarında bulundu.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve beraberindeki parti heyeti, Zafer Partisi Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Musa Ertugan ve Zafer Partisi Antalya İl Başkanlığı‘nın ortak iftar programına katıldı. Programda açıklama yapan Özdağ, şunları söyledi:

“Ne yazık ki ramazanların tadı kalmadı, bayramların tadı kalmadı. Ramazan sabır ayıdır, kanaat ayıdır, şükür ayıdır. Biz de millet olarak sabrediyoruz, şükrediyoruz ve Allah biliyor ya, milletimiz kanaat ediyor; kanaat etmek zorunda kalıyor. Çünkü adaletin olmadığı, kul hakkının yendiği, bayramların bayram, ramazanların ramazan tadı vermediği günlerden geçiyoruz.”

Geçen sene sahurları ve iftarları, bu salonda yaptığım bir konuşmadan dolayı Silivri Cezaevi’nde gerçekleştiriyordum. Nasip oldu, bu ramazanda yine aynı salonda, bu sefer sizlerle birlikte iftar sofrasında bir araya geldik. Biz bir araya geldik ama haksız yere tutuklu olan yurttaşlarımız hâlâ hapishanelerde kalmaya devam ediyor ve haksız yargılamalar sürüyor.

Adaletsizlik sadece yargı sisteminde de değil; pazarda, çarşıda da var

Belki sizler de görmüşsünüzdür; birkaç gün önce sosyal medyada küçük bir video dolaştı. Bir vatandaş, orada gördüğü bir başkasına, ‘Acaba İstanbul’da Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne nasıl gidebilirim’ diye soruyor. Soruyu sorduğu kişi ise, ‘Twitter kullanıyor musun?‘ diyor. ‘O zaman Twitter’a “Hükümet istifa” yaz, seni hemen götürürler’ diyor. Maalesef böyle bir dönemden geçiyoruz ve düşman ceza hukuku uygulamaları devam ediyor. Öte yandan, 14 kişiyi diri diri yakarak öldüren bir terörist hapishaneden serbest bırakılıyor ve şimdi şehir şehir dolaştırılıyor. Belirli bir grup tarafından kahraman gibi karşılanıyor, konuşmalar yaptırılıyor. Bu adalet mi arkadaşlar? Bu adalet değil. Adaletsizlik sadece yargı sisteminde de değil; pazarda, çarşıda da var. Kul hakkının yenmesi, piyasada her gün yaşadığımız bir gerçek.

Toplumun yüzde 10’u bütün servetin yüzde 68’ini kontrol ederken, 44 milyon insanın sahip olduğu servet Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 2,47’sini oluşturuyor. Bazıları parfüm banyosu yapıp en lüks araçlara binip yurt dışında villalar satın alırken, ithal mal patlaması yaşanırken; 20 bin lira maaşla geçinmeye çalışan emekli, 250 lirayı cebine koyup pazar alışverişine gitmek zorunda kalıyor. 16 bin lira maaş alan bir dul, o 16 bin lirayla ayın sonunu getirebilmek için mücadele ediyor.

Biz, herkesin yasalar önünde eşit olduğu bir Türkiye istiyoruz

Bakın, Hazreti Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi; sizden önceki toplulukların helak olmasına neden olan şeylerin başında şu gelir: İçlerinden zengin ve soylu birisi suç işlediği zaman cezasız bırakılır, fakir ve zayıf birisi suç işlediği zaman ise ona ceza verilir. İşte bu toplumlar helak olur. Eski Kızılay Genel Müdürü’nün kızı ölümlü bir trafik kazası yaptı. Bir gün bile hapishaneye girmedi. Aynı kazayı fakir veya muhalif bir insan yapsaydı, şu anda hapisteydi. İşte bu adil değil. Biz, herkesin yasalar önünde eşit olduğu bir Türkiye istiyoruz. Anayasa’nın 10. maddesinin, yani bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğunu söyleyen maddenin uygulandığı bir Türkiye istiyoruz. Türk halkının büyük çoğunluğu fakirleşirken, küçük bir azınlığın kontrolsüz bir şekilde zenginleşmesine, bu ülkenin zenginliklerini talan etmesine ‘hayır’ diyoruz. Herkese aynı yasaların, aynı adalet anlayışıyla uygulandığı bir Türkiye’nin mücadelesini veriyoruz.”

Özdağ, “statü” ve “baş müzakereci” tartışmalarına ilişkin şu değerlendirmelerinde bulundu:

Demek ki Öcalan’ın mahkûm statüsü sona erdi, artık yeni bir statü verilecek

“Bütün bunlar olurken, bu sürecin içerisinde İmralı’daki bir teröristin yapılan pazarlıklar neticesinde yeni bir statü elde ettiğini görüyoruz. Bir taraftan MHP, öbür taraftan DEM; Öcalan’ın barışa olan hizmetlerinden dolayı yeni bir statü istiyor. Öcalan Türkiye’ye huzur getiriyormuş gibi bir tablo çiziliyor. Sanki 1976’dan 2026’ya kadar geçen 50 yıl içerisinde on binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olmamış gibi; kadın, erkek, çocuk, bebek demeden binlerce insanı öldürtmemiş gibi; beşikteki bebeği, kümesteki tavuğu öldürün emrini vermemiş gibi… Şimdi Öcalan Türkiye’ye barış getiriyor deniyor ve ona yeni bir statü gerektiği ifade ediliyor. Demek ki Öcalan’ın mahkûm statüsü sona erdi, artık yeni bir statü verilecek. Peki bu statü nasıl verilecek?”

Öcalan kendisini baş müzakereci ve Cumhuriyet’in yeniden kuruluşunun kurucu önderi olarak gösteriyor

Özdağ, terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı‘nın birinci yıl dönümündeki yeni mesajında yer alan ifadelere ilişkin şunları söyledi:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Öcalan Komisyonu‘nun çıkardığı raporla, Öcalan’ın nasıl serbest kalacağına ve PKK’lılara nasıl af getirileceğine ilişkin yol haritasının çizildiği söyleniyor. Öcalan’ın yeni statüsünün ne olacağını ise, yaptığı ikinci açıklamada kendisi ortaya koyuyor. Kendisini baş müzakereci ve Cumhuriyet’in yeniden kuruluşunun kurucu önderi olarak gösteriyor. Bu utanmaz açıklamasında, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yanlış kurulduğunu ve devletin nasıl yeniden kurulması gerektiğini anlatıyor. Demokrasi ve hukuk dersi vermeye kalkıyor. Vatandaşlığı yeniden tanımlayacağımızı söylüyor. Buradan, Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanan Türk vatandaşlığını değiştirmeyi düşünenlere sesleniyoruz: Vatandaşlığı değiştirenler, vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir. Buna izin vermeyiz.”

PAKİSTAN AFGANİSTAN SAVAŞI

Genel Başkan Ümit Özdağ ve beraberindeki parti heyeti, partisinin Antalya’da düzenlediği iftar programına katıldı. Programdan önce ANKA Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Özdağ, Pakistan ile Afganistan arasında başlayan çatışmalara ilişkin şöyle konuştu:

“Pakistan, Afganistan’ın işgali ve Afganistan Savaşı başlamadan önce birçok alanda Hindistan ile yarışan, modern ve güçlü bir devlet olma yolunda hızla ilerleyen bir ülkeydi. Ancak önce Rusya, Afganistan’ı işgal etti. Ardından ABD’nin Pakistan’ı cephe gerisi olarak değerlendirdiği ve Rusya’ya karşı Afgan direnişini desteklediği bir süreç başladı. Bu dönemde Afganistan’dan Pakistan’a milyonlarca insan göç etti. Bu yoğun göçle birlikte Pakistan’ın sosyal yapısı ve İslam anlayışı köklü bir değişime uğradı. Sonuçta Pakistan, bu savaşın bedelini oldukça ağır dedi.

Türkiye’nin buradan ders çıkarması gerekiyor

Hindistan ve Çin ile olan rekabetinden önemli ölçüde koptu, toplumda ciddi ayrışmalar yaşandı ve Afgan tarzı İslam anlayışının radikalleştirdiği bir siyaset Pakistan’da etkili hâle geldi. Bugün Pakistan, Taliban yönetimindeki Afganistan ile bir çatışma sürecine girmiş durumdadır. Üstelik Pakistan’da hâlâ milyonlarca Afgan yaşamaktadır. Bunların bir kısmı, 40 yıl sonra alınan zorunlu tedbirlerle Afganistan’a geri gönderilmiştir. Bu çatışmanın başladığı günlerin hemen başında, Afganistanlı bir yetkili devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ‘Pakistan’da milyonlarca Afgan yaşıyor. Pakistan kendisine dikkat etsin; gerekirse bu kardeşlerimizi Pakistan’a karşı bir çatışmaya davet edebiliriz’ şeklinde bir ifade kullanmıştır. Bu açıklama, durumun ne kadar tehlikeli olduğunu ve Türkiye’nin buradan ders çıkarması gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

Benzer bir durum, İran-İsrail arasında yaşanan ve 12 gün süren savaş sırasında da ortaya çıkmıştır. İsrail’in, Afganları kullanarak İran’a karşı topladığı istihbaratın yüzde 60’ını insani istihbarat kapsamında elde ettiği görülmüştür. Böylece, 29 İranlı en üst düzey generalin 28 tanesini daha savaşın ilk 3 saati içinde yatak odalarında öldürmüşlerdir. Milli İstihbarat Teşkilatı’na bağlı Milli İstihbarat Akademisi‘nin söz konusu on iki günlük savaştan çıkarılması gereken derslere ilişkin raporunda da demografik değişimlerin oluşturabileceği güvenlik risklerine dikkat çekilmiş; Türkiye’nin Suriyeliler ve Afganların gelişiyle karşı karşıya olduğu potansiyel tehlikelere işaret edilmiştir.

Bu çerçevede, Zafer Partisi olarak uzun yıllardır dile getirdiğimiz hususların artık devletin istihbarat kurumları tarafından da değerlendirildiğini görmekteyiz. Pakistan ile Afganistan arasındaki çatışmadan çıkarılması gereken dersler konusunda da iktidarı uyarıyoruz. Yıllarca Pakistan yemedi yedirdi, korudu, destekledi. Pakistan, Afganistan Savaşı sürecinde büyük fedakârlıklar yapmış, Afgan direnişini desteklemiş ve Rusya’ya karşı yürütülen mücadelenin mümkün hâle gelmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak bugün Afganistan’daki mevcut yönetim, Pakistan’ı içeriden de tehdit edebilecek bir söylem geliştirmektedir. Buradan çıkarılması gereken çok sayıda ders bulunmaktadır.”

Özdağ, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 ildeki okullara gönderdiği Ramazan ayı etkinliklerine ilişkin şunları söyledi:

“Ramazan öncelikle şükür ve sabır ayıdır; aynı zamanda kul hakkının yenilmediği ve adaletin tesis edildiği bir dönem olmalıdır. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz şartlarda bu idealin tam anlamıyla gerçekleştiğini söylemek güçtür. Bayramların eski tadının kalmadığı gibi ramazanların da eski atmosferinden uzaklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Toplumun küçük bir kesimi ülke zenginliğinin büyük bölümünü kontrol ederken, milyonlarca insan ise sınırlı imkânlarla hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Böyle bir ortamda topluma yeni bir refah ve umut sunamayan iktidarın, toplumun dikkatini, ekonomik sorunlardan başka alanlara yönlendirme çabası içinde olduğu görülmektedir. Milli eğitimin bu çerçevede araçsallaştırıldığı düşünülmektedir.”

Dikkatleri pazarda 1 kilo domates almakta zorlanan Ayşe teyzeden bu noktaya çektiler

İktidarın uzun yıllardır yaptığı şeyler, İslam’ın ve Ramazan’ın manevi güzelliklerini çocuklara aktarmaktan ziyade toplumu kutuplaştıran bir zemine çekmek olduğu yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Dikkatleri pazarda 1 kilo domates almakta zorlanan Ayşe teyzeden bu noktaya çektiler. Biz Zafer Partisi olarak bu tuzağa düşmeyeceğiz. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, kutuplaşmayı aşmak ve asıl mesele olan kaynakların nasıl ve ne ölçüde adil dağıtıldığını tartışmaktır. Esas üzerinde durulması gereken konu budur.”

Kaynak: ANKA

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!