Hasip Sarıgöz

Zehir!

featured
0
Paylaş

Hasip Sarıgöz tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin mevcut siyasi atmosferini ve terörle mücadele sürecindeki yeni yönelimleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, “terörsüz Türkiye” söylemi altında yürütülen politikaların milli birliği zedeleyen sosyolojik ve duygusal bir zehir olduğunu savunmaktadır. Devletin terör karşısındaki kazanımlarının siyasi hamlelerle feda edildiğini öne süren eser, toplumu bu algı operasyonlarına ve kumpaslara karşı uyanık olmaya çağırmaktadır. Metin boyunca, terör örgütü liderlerine ve yandaşlarına verilen tavizlerin ülkeyi geri dönülemez bir uçuruma sürüklediği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, bu tehlikeli süreci durdurmanın tek yolunun milli bilinç ve demokratik direnç sergilemekten geçtiğini ifade etmektedir.

 

Öyle bir noktaya geldik ki, artık görmemek mümkün değil!

Fark etmemek ve susmak mümkün değil!

Yaptıkları her icraatla bizi biraz daha zehirliyorlar!

Zehri bütün hücrelerimize kadar işletip, artık geri dönülemez bir hale getirmeye çalışıyorlar!

Açıkça zehirleniyoruz!

Ama bu biyolojik bir zehir değil.

Sosyolojik, bilinçsel ve duygusal bir zehir…

Devlet Bahçeli’nin densizce çıkışına kadarki kısa vadeli dönemde, Türkiye’nin ciddi bir terör problemi mi vardı?

Hayır yoktu.

Peki, hendek operasyonlarında belleri kırılan ve umutları o hendeklere gömülen bölücü Kürtçülerin bizden bir özgürlük ya da yeni bir devlet kurma talepleri mi vardı?

Hayır yoktu.

Peki ya doğu ve güneydoğu illerimizde bölücü ve faşizan gösteriler yapılabiliyor muydu?

Ya da açıkça ülkemizin dışındaki bölücü Kürtçü terör yapılarına destek verilebiliyor muydu?

O da hayır.

Çünkü gelinen bu olumlu sonucun bedeli; yakın zamanda Diyarbakır’da, Lice’de, Cizre’de, Nusaybin’de hendek operasyonlarında;

Kuzey Irak’ta Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde ve Suriye’de Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi harekâtlarda Mehmetçiğin kanıyla ödenmişti.

Kan ve can karşılığında teröristlere bedel ödettirilmiş, ayrı devlet ve ayrı bayrak gibi bölücü umutları da tarihin çöplüğüne atılmıştı.

Ama ne oldu?

Milliyetçi, ülkücü, vatansever ve devletçi zannedilen bir zat; birilerinden aldığı karanlık bir talimat sonucu, ayağa kalktı ve PKK’nın meclisteki uzantılarına bir el uzatarak, cini şişeden çıkardı!

Türk Milleti’ne karşı kurulan bu son kumpas da, yine avcılığın temel prensipleri üzerine kurulmuştu.

Avı hemcinsi ile avlamak ve kaleyi içeriden çökertmek!

Türkiye’nin milli birliğini yok etmek üzere, sözüm ona milli olan bir yapıyı, “avcı mühresi” olarak kullandılar!

Türk milleti milli reflekslerini gösteremesin diye de, adına “Terörsüz Türkiye” dediler!

Ağzını açanı susturmak için, sözüm ona “Türk” olan yargıyı ve modern çağın en etkili silahı olan “psikolojik harekât“ı kullandılar!

Her birimizi yavaş yavaş zehirlediler!

Hiçbir pazarlık yok dediler…

Hiçbir taviz verilmeyecek dediler…

PKK, PYD, PÇDK, PEJAK topu birden silah bırakacak, teslim olacaklar ve terör bitecek dediler…

Ne yazık ki, saf ve cahil Türk halkını yine inandırdılar!

25-30 eski Keleş yakıldı diye terör bitti zannedildi!

PKK gerçekten bitiyor zannedildi!

DEM barış güvercini, Bebek Katili Apo ise birdenbire “Halk Önderi” oluverdi!

Fakat bugün için açıkça görüyoruz ki AKP’nin din kardeşliği de, ümmetçiliği de, Yahudi aleyhtarlığı da yalancı bir simülasyon, büyük bir aldatmaca ve kirli bir yalandan ibarettir!

Ortadaki tek gerçek, ne yazık ki Türk düşmanlığıdır!

Her nedense, emperyalizmin maşası olmaktan bir türlü kurtulamayan bölücü Kürtçülerin hedefinde, dünyanın her yerinde sadece Türkler vardır.

Hele bir sosyal medyayı biraz karıştırıverin, hele bir haberlerdeki büyük manşetlerin arkasındaki satır aralarını bir okuyuverin, hele ki etrafınıza birazcık milli gözle bakın, her yerdeki rezilliği rahatlıkla göreceksiniz.

Bayrak diye paçavralar açılıyor, hak diye bölücü pankartlar gözümüzün içine sokuluyor, atılan bölücü sloganlar yüreklerimizin üzerine aynı bir öküz gibi oturuyor!

Askerimiz yine aşağılanıyor, polisimiz yine şamar oğlanına döndürülüyor ve çirkef süreç doğrudan şehit ailelerinin yüreklerinin üzerine basa basa yürütülüyor!

Öz be öz Türk bayramı olan Nevruz, uzun zaman aradan sonra yine bölücü odakların gövde gösterisine dönüştürülüyor ve yine sanki Kürt bayramıymış havası estirilmeye çalışılıyor.

Amaç bölücülük ve isyansa, kullanılan aracın masumiyeti olamaz; ama buna rağmen kurnazca planlarla, meydanlara bayrak olarak sokamadıkları paçavraları yaşlı bir ninenin üzerinde hırka, masum bir çocuğun boynunda kaşkol olarak sokmaya çalışıyorlar!

Birçok yerde ise, TUSAŞ’a saldıran teröristler başta olmak üzere birçok teröristin fotoğrafı, Bebek Katili Öcalan’ın devasa posterleriyle birlikte boy gösteriyor!

Ne dur biliyorlar ne durak… Zaten durun falan diyen de yok!

Tom Barrack denilen zibidi ise, zevkten dört köşe olmuş bir halde: “Türkiye’deki açılım sürecini hayranlıkla takip ettiğini” ifade ediyor ve “Türkiye’deki bu açılım dört parça olan Kürtleri bir araya getirecek” diyor.

Bilmem ki daha açığını nasıl söylesin?

Düşünün bir kere, o meydanlarda her türlü kepazelik varken, neden bir tane bile Türk Bayrağı yok???

Bu tavır, birlikte yaşamak isteyenin, terörsüz bir Türkiye isteyenin takınacağı bir tavır mıdır?

Öyle bir zehirlendik ki, arkasında devlet gücünü hissedemeyen asker ve polis çaresiz.

Halk ise bu devletin askeri ve polisi var diye beyhude bir bekleyiş içerisinde!

Acı gerçeği idrak edebilmek için daha neyi bekliyoruz; bir gece vakti gırtlaklarımızın kesilmesini mi, bir Keleşin dipçiğiyle başımızın ezilmesini mi, ibretiâlem olsun diye diri diri derimizin yüzülmesini mi, neyi bekliyoruz?

İç cepheyi güçlendirelim diyenlerin amacının, iç cephe diye bir şey bırakmamak olduğu ortadadır!

Ben size lafın sonunu yekten söyleyeyim: Atı alan Üsküdar’ı geçmek üzere…

Geri dönülemez bir noktaya getirilmek üzereyiz.

Son darbeyi bölücü yasaları çıkararak vuracaklardır.

Türk Milleti olarak birinci vazifemizi yapacağımız gün geldi de geçiyor bile.

Ey Halkım unutma ki, yılan her yerde yılandır ve yılan sadece gömleğini değiştirir; huyunu, tabiatını ve amacını değil.

Peki, ne yapmalı?

Milli bir tepki şart…

Milli bir duruş çok önemli…

Çünkü zapt edilemeyecek tek kale milli duruştur.

Vatanımız ayaklarımızın altından aynı bir halı gibi çekilirken, milli birlik ve bütünlüğümüz zehirlenirken, hürriyetlerimize ve hele ki beyinlerimize zincir vurulmaya çalışılırken oturup sadece seyretmek ahmakların ve gafillerin işidir.

Ve milli irade, milletlerin ortaya koyabildiği en büyük güçtür.

Türk veya Kürt ayrımı yapmaksızın, vatanını ve milletini seven herkesin irade göstermesi, demokratik tepkisini koyması ve Terörsüz Türkiye adı altında oynanan bu emperyalist oyunu bozması gereken sıra dışı bir dönemdeyiz.

Zehir’in panzehri milli bilinç, milli irade, milli duruş ve milli bir tepkidir.

Panzehir takkeyi düşürüp keli göstermektir; ekran koruyucuyu kaldırıp gerçek resmi göstermektir.

Panzehir uyuyanları uyandırmak, düşeni tutup kaldırmaktır.

Panzehir algıya değil olguya bakmaktır.

Panzehir söylemi değil eylemi gösterebilmektir.

Panzehir cesarettir.

Panzehir demokratik direniştir.

Derler ki zor oyunu bozar.

Kâhin olmaya gerek yok.

Büyük Türk milleti; kendisine karşı kurulan bütün tezgâhları nasıl ki yerle bir ettiyse, damarlarında dolaşan asil kandan aldığı kuvvetle, ruhundaki özgürlük ateşiyle ve bin yıllardır değişmeyen yüksek karakteriyle bu tezgâhı da yerle bir edecektir.

Çöken bir Türkiye ise sadece emperyalistlerin işine gelir; çökecek bir Türkiye’yi Türkler yeniden kurar.

Fakat enkazın altında en çok da Kürtler ezilir!

Herkes aklını başına, ayağını da denk alsın.

Benden söylemesi…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!