1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Atsız Burucu
  4. Yeni Parti Ne Vaat Ediyor?

Yeni Parti Ne Vaat Ediyor?

featured

Atsız Burucu yazısında, Yeni Parti olarak adlandırılan siyasi oluşumun resmi programını ve tüzüğünü Türk milliyetçiliği ile Atatürk ilkeleri penceresinden eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, partinin vatandaşlık tanımı, anadil hakları ve yerel yönetimlere özerklik gibi konulardaki vaatlerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını ve milli kimliğini zayıflatabileceği endişesini dile getirmektedir. Programda Türk kavramına kısıtlı yer verilirken etnik kimlik siyasetine geniş alan açılması, kurucu değerlerden bir kopuş ve ciddi bir siyasi çelişki olarak yorumlanmaktadır. Ayrıca metin, günümüz sol siyasetinin milliyetçiliğe mesafeli duruşunu tarihsel figürler üzerinden eleştirerek partinin daha kuruluş aşamasında ideolojik olarak sorunlu olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, partinin yazılı metinlerinin vaatlerden öte, devletin temel yapısına yönelik riskli bir dönüşümü işaret ettiğini vurgulamaktadır.

 

Siyasi partiler, meydanlarda söyledikleri sözlerle değil; hazırladıkları parti programları ve tüzükleriyle değerlendirilmelidir. Çünkü konuşmalar değişabilir, sloganlar unutulabilir. Ancak yazılı metinler, bir partinin devlete, millete ve Cumhuriyet’e nasıl baktığını ortaya koyan en önemli belgelerdir.

Yeni Parti’nin programı incelendiğinde, kamuoyunda tartışılması gereken birçok başlık göze çarpmaktadır. Bunların başında ise “Türk” kavramının son derece sınırlı biçimde yer almasına karşılık, “Kürt” konusuna geniş yer verilmesi gelmektedir. Bu tercih, programın hangi siyasal eksen üzerinde şekillendiğine ilişkin doğal olarak soru işaretleri oluşturmaktadır.

Programda Terörle Mücadele Kanunu’nun, “şiddetle doğrudan bağlantısı olmayan düşünce açıklamalarını cezalandırmayacak şekilde” değiştirilmesi önerilmektedir. İlk bakışta bu ifade düşünce özgürlüğünün genişletilmesi olarak görülebilir. Ancak bunun, ayrılıkçı siyasal taleplerin propaganda alanını genişletebileceği yönündeki kaygılar da göz ardı edilemez.

“Kürt sorununun kalıcı çözümü”, “ana dil hakkı” ve “ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkı” gibi ifadeler de programın en dikkat çeken başlıkları arasındadır. Destekleyenler bunu demokratik haklar kapsamında değerlendirebilir. Buna karşılık eleştirenler, bu yaklaşımın ilerleyen süreçte anadilde eğitim, farklı kamusal yapılanmalar ve yeni anayasal taleplerin önünü açabileceğini düşünmektedir.

Yerel yönetimlere ilişkin bölüm de benzer biçimde tartışmalıdır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın eksiksiz uygulanması ve yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliğinin güçlendirilmesi hedefi ortaya konmaktadır. Bunun demokratik yerelleşme mi yoksa zaman içinde üniter devlet yapısını gevşetecek bir sürecin başlangıcı mı olduğu ciddi biçimde tartışılmaktadır. Programda yer alan “yurttaş jürileri” gibi kavramların nasıl işleyeceğine ilişkin somut açıklamaların bulunmaması da bu tartışmaları artırmaktadır.

İklim politikalarında ise Avrupa Birliği’nin net sıfır emisyon yaklaşımıyla uyumlu bir çizgi benimsenmektedir. Bunu küresel çevre politikalarının gereği olarak görenler olduğu gibi, uluslararası ekonomik ve siyasi merkezlerin beklentilerine uyum olarak değerlendirenler de bulunmaktadır.

Vatandaşlık tanımında kullanılan dil de dikkat çekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” hükmünü içerirken, parti programında “Cumhuriyetimize yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşittir. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır.” ifadesi tercih edilmiştir. Hukuki sonuçları ayrı bir tartışma konusu olsa da, kullanılan dilin Cumhuriyet’in yerleşik vatandaşlık anlayışından farklı bir yaklaşımı yansıttığı görülmektedir.

Programda ayrıca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığın önlenmesine yönelik ifadeler de bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin kapsamı ve gelecekte nasıl uygulanacağı da kamuoyunda tartışılmaya devam edecektir.

Programın bütünü birlikte değerlendirildiğinde; Türk kimliği, üniter devlet yapısı ve Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri konusunda önemli soru işaretleri ortaya çıkmaktadır.

Bunun yanında Türkiye’de özellikle son yıllarda sosyal demokrat ve sol siyasetin geçirdiği dönüşüm de dikkat çekicidir. Bu çevrelerin önemli bir bölümü; siyasal İslam’la diyalog kurabilmekte, etnik kimlik siyaseti yürüten yapılarla ortak zeminde buluşabilmekte, farklı ideolojik gruplara geniş bir hoşgörü gösterebilmektedir. Ancak konu Türk milliyetçiliğine geldiğinde aynı hoşgörü yerini sert bir dışlayıcılığa bırakmaktadır. Türk milliyetçiliği çoğu zaman peşinen suçlanan, sürekli açıklama yapmak zorunda bırakılan ve adeta siyaset sahnesinin “istenmeyen” düşüncesi gibi gösterilmektedir.

Oysa tarih bambaşka bir tablo ortaya koymaktadır. Türk milliyetçiliği ile sol düşünce, başlangıçta birbirini dışlayan kavramlar değildi. Türk dünyasının ilk sosyalist düşünürlerinden Mustafa Suphi, Mirsaid Sultan Galiyev ve benzeri isimler, sosyalist kimliklerinin yanında Türk dünyasının geleceğini de önemseyen aydınlardı. Onlar için Türk kimliği ile sosyal adalet anlayışı birbirine rakip değil, birlikte savunulabilecek değerlerdi.

Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de milliyetçiliği etnik üstünlük üzerine değil; ortak tarih, ortak kültür, ortak kader ve ortak vatandaşlık bağı üzerine inşa etmiştir. Atatürk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan bütün vatandaşları aynı millet çatısı altında birleştiren kapsayıcı bir anlayıştır.

Bugün ise kendisini Atatürkçü veya sosyal demokrat olarak tanımlayan bazı çevrelerin, Atatürk’ün en temel ilkelerinden biri olan milliyetçiliğe mesafeli durmaları, hatta zaman zaman onu hedef alan bir söylem benimsemeleri ciddi bir çelişki oluşturmaktadır. Atatürk’ün adını sahiplenirken onun milliyetçilik anlayışını görmezden gelmek, tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Bir siyasi partinin gerçek kimliği tabelasında değil, programında gizlidir. Yeni Parti’nin ortaya koyduğu program da yalnızca vaatleriyle değil; tercih ettiği kavramlarla, kullandığı dille ve öncelikleriyle değerlendirilmelidir.

Bir Türk milliyetçisinin bakış açısından da Atatürk’ün kurucu ilkeleri açısından da değerlendirildiğinde, Yeni Parti daha kuruluş aşamasında sakat doğmuştur.

 

Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Cankurtaran, İstanbul – 28.07.2026

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!