Türkiye ile Irak arasında uzun süredir devam eden petrol ihracatı uyuşmazlığı, uluslararası tahkim mekanizmaları nezdinde sonuçlanarak ciddi bir mali yükümlülük doğurmuştur. Irak Merkezi Hükûmeti’nin onayı dışında Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile yürütülen ticaretin anlaşmaları ihlal ettiği hüküm altına alınmış ve Türkiye milyarlarca dolarlık tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Yargı süreci sonunda kesinleşen bu borç, beraberinde kamu zararı ve karar alıcıların hukuki sorumluluğu tartışmalarını da getirmiştir. İlgili metin, bu devasa ekonomik yükün şeffaflık içerisinde sorgulanması gerektiğini vurgulayarak yetkilileri hesap verebilirliğe davet etmektedir. Nihayetinde kaynaklar, dış politika ve enerji stratejilerinde yapılan hataların toplumsal maliyetine odaklanan eleştirel bir inceleme sunmaktadır.
Türkiye’nin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile Irak Merkezî Hükûmeti’nin onayı dışında yürüttüğü petrol ticareti uzun yıllar hukuki tartışmalara konu olmuştur.
Irak Petrol Bakanlığı, 10 Ocak 2014 tarihinde Türkiye’yi yazılı olarak uyararak;
IKBY ile doğrudan petrol ihracatının Irak Anayasası’na ve Irak–Türkiye Ham Petrol Boru Hattı (ITP) Anlaşması’na aykırı olduğunu,
ITP Anlaşması’nın ihlal edilmiş olacağını,
Petrol ihraç etme yetkisinin yalnızca Irak Devlet Petrol Pazarlama Kuruluşu (SOMO)’na ait bulunduğunu,
IKBY’den petrol satın alan şirketler hakkında hukuki işlem başlatılacağını bildirmiştir.
Bu uyarılara rağmen Türkiye, IKBY ile enerji ve petrol ticaretini sürdürmüş; IKBY petrolünün ITP kapsamındaki boru hattı üzerinden Ceyhan Limanı’na ulaştırılarak uluslararası piyasalara sevk edilmesine devam edilmiştir.
Bunun üzerine Irak Cumhuriyeti, 23 Mayıs 2014 tarihinde Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuruda, Türkiye’nin IKBY’nin talimatıyla petrol sevkiyatı yaptığı, Irak Petrol Bakanlığı’nın talimatlarını dikkate almadığı ve bu uygulamanın 1973 tarihli Irak–Türkiye Boru Hattı Anlaşması ile 2010 tarihli değişikliklerini ihlal ettiği ileri sürülmüştür.
IKBY ise 25 Mayıs 2014 tarihinde tahkim başvurusuna karşı açıklama yapmıştır. Ancak IKBY, uluslararası hukuk bakımından bağımsız ve egemen bir devlet olmayıp, Irak Cumhuriyeti’nin anayasal yapısı içinde özerk bir bölgesel yönetim statüsündedir.
Yaklaşık dokuz yıl süren yargılama sonunda ICC Tahkim Mahkemesi, 13 Şubat 2023 tarihinde Irak lehine karar vermiştir.
Irak, 10 Nisan 2023 tarihinde, tahkim kararının ABD’de tanınması ve icra edilebilmesi amacıyla Washington D.C. Federal Mahkemesi’ne başvurmuştur.
Türkiye ise 5 Mayıs 2023 tarihinde, kararın kısmen iptali istemiyle Paris İstinaf Mahkemesi’ne başvurmuştur. Paris İstinaf Mahkemesi, 10 Mart 2026 tarihinde Türkiye’nin iptal talebini reddederek ICC tahkim kararının geçerliliğini korumuştur.
Tahkim Mahkemesi, hükmedilen tazminata ABD doları cinsinden Türk Devlet Tahvillerinin ortalama yıllık faiz oranı üzerinden faiz uygulanmasına karar vermiştir. Buna göre;

1 Ana tazminat: 1.997.976.023,50 ABD Doları
2 Irak’ın Türkiye’ye borcundan mahsup edilen tutar: 526.585.537,40 ABD Doları
3 Mahsup sonrası Türkiye’nin net borcu: 1.471.390.486,00 ABD Doları
4 Bugüne kadar hesaplanan tahmini faiz: 3.207.467.127 ABD Doları
5 Türkiye’nin tahkim gideri (%50): 905.000 ABD Doları
6 Irak lehine hükmedilen yargılama gideri: 200.000 Avro (yaklaşık 230.000 ABD Doları)
Böylece ana tazminat, tahmini faiz ve yargılama giderleri birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin toplam mali yükümlülüğü yaklaşık 5.202.578.150 ABD Doları seviyesine ulaşmaktadır.
Ortaya çıkan bu mali yük doğrudan kamu kaynaklarını ilgilendirmektedir. Bu nedenle kamuoyu adına cevap bekleyen temel sorular şunlardır:
Resmî uyarılara rağmen bu politikanın sürdürülmesine kim karar vermiştir?
Hukuki risk analizleri yapılmış mıdır?
Karar alma sürecinde görev alan siyasi ve idari makamların sorumluluğu araştırılmış mıdır?
Ortaya çıkan kamu zararı nedeniyle herhangi bir idari veya adli inceleme başlatılmış mıdır?
Milyarlarca dolarlık kamu yükü doğuran bu sürecin kamuoyundan gizlenmesi veya yeterince tartışılmaması, hesap verebilirlik ve hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Bu nedenle;
Karar alma sürecinde görev alan yetkililerin açıklanmasını,
Hukuka aykırılık iddialarının bağımsız şekilde araştırılmasını,
Kamu zararına yol açılıp açılmadığının incelenmesini,
Sorumluluk tespit edilmesi hâlinde ilgili kişiler hakkında gerekli idari, hukuki ve cezai işlemlerin başlatılmasını,
Sürecin bütün belgeleriyle birlikte kamuoyuna şeffaf biçimde açıklanmasını, Kamu adına hesap verilmesini bekliyoruz.
