Bu yazı, Erol Sunat tarafından kaleme alınan ve kargaşa içindeki bir şehre gelen “Baskından Kurtulmuş” adlı gizemli bir kahramanın hikâyesini anlatmaktadır. Kahraman, bir hancı, bir esvapçı ve savaşçı bir kadınla iş birliği yaparak şehrin yozlaşmış düzenine, zalim Bey’ine ve nüfuzlu ağasına karşı gizli bir mücadele başlatır. Payitaht tarafından görevlendirildiği anlaşılan bu karakter, sahte kimlikler ve stratejik hamlelerle zindandakileri özgür bırakıp halkı baskıdan kurtarmayı başarır. Nihayetinde büyük bir çatışmanın ardından adaleti tesis eden karakter ve eşi, memleketin geri kalanındaki huzursuzlukları gidermek üzere yeni görevlere atılırlar. Eser, zorbalığa karşı direnmenin önemini vurgulayan, geleneksel anlatı üslubuyla yazılmış sembolik bir kahramanlık öyküsüdür.
Uzun uzun zaman önce memleketin iç karışıklığı bir hayli fazla olan şehrine, sabaha karşı neredeyse hiç dikkat çekmeyecek bir atlı gelmiş.
Muhafızlara, “Kervanımız baskın yedi. O baskından kurtulmuşlardanım,” demiş. Şehrin kale kapısına yakın gördüğü ilk hana girmiş.
Hancı gelene şöyle bir bakmış, “Kalıcı mısın?” diye yarım ağız sormuş.
Ardından da, “Allah bilir senin handa kalacak paran da yoktur,” demekten kendini alamamış.
Yolcu kemerinin arasından akçe dolu bir kese çıkarınca, Hancı, “Sözümü geri aldım yiğidim,” demiş , “Halin baskından kurtulmuş gibi çok perişan, üstün başın dökük, belinde bir kılıcından başka neredeyse hiçbir şeyin yok.”
“Doğru demiş yabancı, baskından kurtuldum . Çok baskınla karşılaştığım için bana Baskından Kurtulmuş derler; var sen de öyle bil, öyle çağır.”
Hancı, “Baskından Kurtulmuş, böyle olmaz, sana bir esvapçı tarif edeyim, kendine üst baş al,” demiş.
“Şehir karışık, yeminle kimvurduya gidersin . Biri bir yerden bir ok atar, biri mızrak savurur, ölünü kaldıran da olmaz.”
Baskından Kurtulmuş, “Haklısın,” demiş , “Çok uzak bir diyardan gelirim . Öyle yorgunum ki bana bir oda ver, beni uyandırma.”
Hancı, “Akçeleri gördüm,” demiş , “Üç beş tane de verirsen, üç gün uyu seni kaldırmam.”
Baskından Kurtulmuş beş akçe vermiş , hancının gösterdiği odada vurmuş kafayı yatmış. Ertesi gün öğleye kadar uyumuş.
Yemeğini yedikten sonra Hancının dediği esvapçıya varmış. “Ben,” demiş , “Baskından Kurtulmuş, beni Hancı gönderdi. Bana giyecek bir şeyler versene.”
Esvapçı, “Onlar kolay,” demiş , “De bakalım, hangi baskından kurtuldun? ” Baskından Kurtulmuş, “Hayırdır esvapçı,” demiş , “Esvap almaya geldik, sorguya çekilmeye değil.”
Dükkândakiler olay çıkacak endişesiyle atmışlar kendilerini dükkândan dışarı. Esvapçı, “Baskından kurtulmuş öyle mi?” demiş , “Belindeki kılıcı herkes taşıyamaz.”
Baskından Kurtulmuş, “Sen,” demiş , “Aradığım esvapçısın .” Esvapçı başlamış yüksek perdeden: “Sen,” demiş , “Benim öldü bildiğim yeğenimsin! ”
“Benim kara bahtlı yeğenim!” diye hem sarılmış hem ağlamış. Bedestendeki dükkân komşuları, “Esvapçı,” demişler , “Yeğenini buldu. Çok ağladı.”
Delikanlıya Baskından Kurtulmuş derlermiş. Üstü başı fena döküktü. Bir güzel giydirdi.
“Belindeki kılıç aile yadigârıymış, oradan bildim yeğenim olduğunu,” söyledi esvapçı demişler ; yanına eklemeler yapılmış , esvapçının yeğeni geldi diye şehirde duymayan kalmamış.
Hancı, “Tesadüfün de böylesi,” demiş , “Esvapçı kardeşim gibidir,” deyip girmiş Baskından Kurtulmuşun koluna.
Şehrin Beyi, “Araştırın bakalım şu yeğeni,” demiş. Beyin adamları, “Beyim,” demişler , “Baskından kurtulanın kılıcıyla esvapçının kılıcı aynı ustadan çıkmış.”
Kervancılar, “Yeğenin kervan muhafızı olduğunu söylediler . Görmediği baskın kalmamış, en son baskından da sağ kurtulmuş, emmisini görmeye gelmiş.”
Bey, “Tamam,” demiş , “Siz gözünüzü yine de dört açın, esvapçı hem şehirde hem Payitahtta hatırlı biridir.”
Yeğenim geldi diyorsa yeğeni gelmiştir. Belli etmeden izleyin yeğeni . Şehirde kurduğumuz düzeni ortadan kaldıracak biri geleceği haberini aldım.
Bu yeğen kervan muhafızı. Belalı biri olabilir, ilişmeyin . Yarın bir gün çeker gider.
Esvapçı, Baskından Kurtulmuşu almış konağına götürmüş. Hanımına, çocuklarına, “Rahmetli ağabeyimin oğlu,” demiş. “Baba yadigârı iki kılıcımız vardı . Ağabeyimden yeğenime kalmış.”
Esvapçının karısı, “Ağam,” demiş , “Hep sen konuşursun, yeğenin tek bir kelam etmez . Şaşırdı mı, dilini mi yuttu? ”
Esvapçı, “Hatunum,” demiş , “Söyle de yiyecek bir şeyler hazırlasınlar, biz de yeğenimle az baş başa kalalım.”
Esvapçı, Baskından Kurtulmuş’a, “Çıkar bakayım kılıcını,” demiş. İki kılıcı yan yana koymuşlar. Esvapçı, “De bakalım,” demiş , “Sen kimsin? ”
Bu kılıç eline nasıl geçti? Baskından Kurtulmuş, bir yazı vermiş esvapçıya.
Esvapçı yazıyı okumuş, “Gel bakalım yeğen,” demiş , “Karnımızı bir doyuralım .” Yemekten sonra toplamış hanımını ve çocuklarını. “Yeğenim,” demiş , “Ağabeyimin emaneti.”
Onu hem evereceğim hem de öğrenirse esvap satmayı öğreteceğim . Dükkân ağabeyimden kalma, onun da hakkı var.
Esvapçının karısı, “Sen,” demiş , “Şimdi dükkânın yarısını ona verirsin . Yeğenin kervan muhafızı değil mi? ”
Senin de bir kervanın var, bırak ona muhafızlık yapsın . Esvap dükkânına karışmasın. Evermek mi istiyorsun? Bir an evvel ever.

Ever de başımızdan gitsin.
Hancı, “Esvapçı,” demiş , “Demek yeğenini buldun ha. Kesesi dolu bir genç. Eski bir kılıcı var.”
Esvapçı, “O kılıç,” demiş , “Rahmetli ağabeyimin . Görür görmez bildim. Bir de yüzünde bir yara izi var, çocukluktan kalma.”
Hancı, “Pek sevindim,” demiş. “Dikkat et de bu karışıklıkta ölüp gitmesin çocuk .” Esvapçı, “Yeğenim,” demiş , “Benim bir de kervanım var.”
İster kervanla yürü git ister esvap dükkânında dur. Seni en kısa zamanda bir de evlendirdim mi, emmin olma görevim neredeyse bitti sayılır.
Birkaç gün sonra güzelce bir kızla konağa gelmiş emmi. “İşte,” demiş , “Senin evleneceğin kız bu . Yengenle gördük, münasip bulduk.”
“Şehrin Beyine de akraba sayılır . Bey düğüne de gelirim dedi sağ olsun. Bana hayır demezsen sevinirim yeğenim.”
Baskından Kurtulmuş tek bir kelam etmemiş, yine tek bir kelam etmeden o kızla evlenmiş.
Şehrin Beyi, “Şehir gözü kara bir kervan muhafızı kazandı,” diye misafirlere onu tanıtmış. Düğün bitmiş.
Baskından kurtulanla karısı baş başa kaldıklarında, karısı, “Beyim,” demiş , “Tek bir kelam etmediniz. Siz gerçekten Payitahttan gelen misiniz? ”
Baskından kurtulan, “Bak hatun,” demiş , “Sen, ben, esvapçı bu karmakarışık şehir için bir araya geldik . Duydum ki attığın ok şaşmazmış.”
Karısı, “Sizin,” demiş , “Yakasına yapıştığınız iflah olmaz diye bilirim.”
“Ben kadın savaşçıların başındayım . Ne zaman yardıma ihtiyacın olursa emrindeyim.”
Baskından Kurtulmuş, bir hafta kadar sonra kervanın başına gelmiş. Kervancılarla tanışırken yanına biri gelmiş.
“Ben,” demiş , “Bedesten Ağasının adamıyım . Ağam, bazı mallarını senin kervanınla göndermek için seninle görüşmek ister.”
Baskından Kurtulmuş ağanın yanına vardığında, Ağa yüksekçe bir yerden, “Esvapçının yeğeni,” demiş , “Beyin akrabası kızı da aldın. Çabuk uçtun.”
“Biz çabuk uçanların kanatlarını koparır şehre salarız . Nihayetinde beli kılıçlı, belalı bir muhafızsın.”
“O emmine söyle, bundan böyle yalnızca benim mallarımı taşıyacaksınız .” Baskından Kurtulmuş, “Aşağıya gel de söyle ağa,” demiş.
“Kulağım az ağır duyar . Sonra haklısın,” demiş , “Yanlış yaptım. Dur bekle yanına geleyim.”
Ağa, “Ha şunu bileydin,” demiş , “Gel elimizi öp .” Baskından Kurtulmuş çıkmış ağanın yanına; ağanın yakasından yakalayıp o yükseklikten fırlatmış aşağıya.
Sonra da ağayı kimseler alamamış elinden. Ağanın adamları, “Baskından Kurtulmuş, baskına geldi! Ağamız belki de öldü!” diye fırlamışlar dışarı.
Şehir ayağa kalkmış. Bu ağa da bunca yıldır bize zulmederdi, boğazımıza çökerdi dememişler. Varmışlar esvapçının yanına. “Söyle yeğenine,” demişler , “Bıraksın ağamızı.”
Esvapçı, “Yazıklar olsun hepinize!” demiş. “Daha dün bizi bu ağanın elinden, zulmünden kurtaracak biri yok mu diye ağlamıyor muydunuz? ”
Ahali sessizce dağılmış. Baskından Kurtulmuşun elinden zor kurtulan ağa, Beyin yanına varmış.
“Beyim,” demiş , “Bu tam bir bela! Bunu durduramazsak yarın ele güne rezil oluruz; sokağa çıkamayız, şehirde gezemeyiz.”
Bey çağırmış Baskından Kurtulmuşu. “Biz,” demiş , “Seni bizden bildik; damadımızdır dedik, kızımızı aldı dedik . Ağa benim dostumdur.”
“Bundan böyle ona yapılanı kendime yapılmış sayarım . Ağanın yükünü değil, benim yükümü taşı. Birkaç diyar gez dolaş, karını da al git; tebdili mekânda ferahlık vardır demişler.”
“Sen gittiğin yerlerde düşün, biz burada döndüğünde bir hal çaresine bakalım .” Baskından Kurtulmuş sarmış kervana yüklerini, almış karısını yanına.
Esvapçıya da, “Emmi,” demiş , “Kendine dikkat et. Bey bir şeyler döndürüyor.”
İki ay kadar sonra kervan, yabancı diyarlardan almış olduğu zengin mallarla dönmüş şehre.
Baskından kurtulan, esvapçının konağına varmış; ne esvapçı ne karısı ne çocukları varmış konakta. Kime ne sorsa kem küm etmiş herkes.
Zengin hediyelerle varmış Beyin huzuruna. “Beyim,” demiş , “Emmim şehirden mi ayrıldı? Kime sorsam kem küm eder .” Bey, “Öyle duydum,” demiş.
“Bir gece çekmiş gitmiş diyorlar . Ben de bu arada şehri tahkim ettim. Öyle herkesin yakasına yapışamayacaksın. Var git emminin konağında otur.”
Etliye sütlüye karışma . “Bir haftaya kadar sana yeni yükler bulayım. Gözümün önünden gidebildiğin kadar uzaklara git . Yalnız değil ha.”
“Bundan sonra sen nereye, hanımın oraya damat.”
Baskından Kurtulmuşun karısı, “Beyim,” demiş , “Bey benim başında bulunduğum birliğin başına benimle didişen yardımcımı getirmiş ; savaşçılarımı evine göndermiş, bir kısmını sürmüş.”
“Anlayacağın, biz bu şehirde yokken bayağı bir temizlik yapmış . Yükümüzü sarıp şehirden bizi çıkaracak, bir daha da şehre giremeyeceğiz.”
Bey üç gün içinde kervana yük bulmuş, kervanı şehirden uzaklaştırmış.
Baskından Kurtulmuş, kervana Beyin koyduğu adamları ilk mola yerinde hancıya bırakmış. “Hancı,” demiş , “Sen bunlara gerekeni yap.”
Sonra da dalmış karanlığın içine . Bir daha o kervanı ne gören olmuş ne de nereye gittiğini bilen.
Bir ay kadar sonra, şehrin girişindeki hancının gece kapısı çalınmış. Hancı kapıyı açtığında, “Vay yeğenim!” demiş , “Gel hele gel.”
“Esvapçının yeğeni benim de yeğenim sayılır .” Baskından Kurtulmuş ve karısı hancının evine misafir olmuşlar.
Karısı uzun zaman önce ölen Hancı, yalnız yaşayan bir adammış. “Yeğen,” demiş , “Esvapçı, karısı ve çocukları zindanda.”
“Bey ve ağaya muhalif olanlar da… Gelin kızın yakın arkadaşları da zindanda. Şehirde neredeyse yerin kulağı var.”
Konuşanı, şüphe ettiklerini atıyorlar zindana. Zindan doldu taştı . Lakin gaddar, bileği bükülmez bir Zindancıbaşı var.
“Onu ortadan kaldırabilirsen zindanı boşaltırsın, ahali yanına o zaman gelir . Zindana giden eski bir geçit var, çocukluğumdan beri bilirim.”
Karısı okunu yayını almış , Baskından Kurtulan da kılıcı elinde , ellerinde bir meşale ile girmişler geçide ; yarım saat sonra yarı açık bir kapıdan zindanın en ücra, en karanlık köşesine erişmişler.
Zindandakilerden bazıları varıp Zindancıbaşına gelenlerin olduğunu söylemiş. Zindancıbaşı kılıcı elinde çıkmış gelmiş Baskından Kurtulmuşun karşısına.
Herkes dehşet bir çarpışma beklerken Zindancıbaşı indirmiş kılıcını: “Beyim,” demiş , “Gözüm yollarda kaldı .” Zindan ahalisi, “Yazıklar olsun” demişler.
“Zindancıbaşı da Beyimizi sattı .” Baskından Kurtulmuş esvapçıyı bulmuş , karısı da zindandaki arkadaşlarını. Zindandan silahlanarak çıkmışlar.
Ancak Beyin, zindana gönderdiklerinin arasına yerleştirdikleri fırlamış gitmişler Beyin yanına.
“Bizi bu Beyden kurtar Sultanım” diye Sultana name gönderenler dahi Beyin yanında durmuşlar.
Bey, “Baskından Kurtulmuşun yeğen olduğu yalan, emmisi yalan, evliliği bile yalan!” demiş.
“Hepsi onun emrinde; biz bu şehirde kendimize göre bir düzen kurduk.”
“Bunu bir baskınla kimse yok edemez,” demiş , kılıç elinde dalmış şehrin sokaklarına.
Baskından Kurtulmuş ve yanındakilerle Beyin taraftarları üç gün üç gece çarpışmışlar.
Ahalinin önemli bir kısmı, “Kim sağ kalırsa, kim kimi yok ederse onun yanında duralım” diye olan biteni seyretmiş.
Sonunda Beyle Baskından Kurtulmuş karşı karşıya gelmişler. Bir saatten fazla çarpışmışlar.
Bey, yerden bir avuç toprak alıp Baskından Kurtulmuşun yüzüne atmış.
Baskından Kurtulmuşun gözlerinin önü kararmış; Bey’in kılıcı havada bir kavis çizerken onlarca ok aynı anda Beyin bedenine saplanmış.
Baskından Kurtulmuş güçlükle ayağa kalkmış , bir de bakmış ki karısı ve yanındaki kadınların yaylarından fırlayan oklar, şehirde bir devrin kapandığının ilanıymış.
Anlatırlar ki karışık şehrin karışıklığı bir süre daha devam etmiş. Baskından Kurtulmuş almış karısını, Payitahta geri dönmüş. Esvapçı şehre Bey olmuş.
Şehirde olayları seyredenler şehirden sürülmüş . Beyin taraftarları memleketin en ücra yerlerine dağıtılmış. Şehir bir süre sonra kendine gelmeye başlamış.
Baskından Kurtulmuş ve karısı Sultanın emrinde, nerede bir karışıklık varsa oraya baskın vermişler.
Memleketi beş sene kadar bir mücadeleden sonra huzura kavuşturmuşlar . Çocukları olmuş.
Yine de memleketlerine duydukları aşkla mücadeleye devam etmekten geri durmamışlar.
“Baskın yapılan bir kervan dahi olsa Baskından Kurtulmuş orada olur” sözü darbımesel olmuş.
Şehir şehre, Baskından Kurtulmuş Baskından Kurtulmuş’a, Bedesten Ağası Bedesten Ağası’na, Bey Bey’e, Esvapçı Esvapçı’ya, Beyin akrabası kız Beyin akrabası kıza, Hancı Hancı’ya, kervan kervana, diyar diyara, han hana, Zindan zindana, Zindancıbaşı Zindancıbaşı’na, konak konağa, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir.
Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçülisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…