Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Naziklik Bir Zayıflık Değil, Bilinçli Bir Seçimdir

Naziklik Bir Zayıflık Değil, Bilinçli Bir Seçimdir

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’ya ait bu metin, nezaketin bir acizlik değil, yüksek bir irade ve bilinçli bir tercih olduğunu vurgulayan felsefi bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, insan karakterinin öfke anındaki kontrolsüzlükle değil, sergilenen vakur duruşla şekillendiğini belirterek derinlik kavramının ancak somut bir sonuç ürettiğinde anlam kazandığını ifade eder. Metin boyunca kibrin öğrenme sürecini baltaladığı ve acının yönetiminin tamamen bireyin içsel sorumluluğunda olduğu üzerinde durulur. Hayattaki eksiklik hissinin dışsal koşullardan ziyade kişisel farkındalık kapasitesinden kaynaklandığı etkileyici bir dille anlatılır. Nihayetinde yaşamın, tesadüflerden ziyade alışkanlık haline getirilmiş bilinçli seçimlerin bir yansıması olduğu gerçeği hatırlatılır.

 

İnsanlar uzun zamandır aynı hataya düşüyor: Gücü yanlış yerde arıyorlar. Sert olmak, kırıcı olmak, öfkesini kontrolsüzce kusmak… Bunları “gerçeklik” sanıyorlar. Oysa gerçek dediğiniz şey, kontrolsüzlük değildir; gerçek dediğiniz şey, bilinçtir.

Dünyayı tanıyıp yine de nazik kalabilen insan, saf değildir. Aksine, o kişi dünyanın nasıl işlediğini görmüş, kirini tanımış ve buna rağmen kirlenmemeyi seçmiştir. Bu bir zayıflık değil, ciddi bir irade göstergesidir. Çünkü çoğu insan için nazik olmak kolay değildir; tepki vermek kolaydır, kendini tutmak zordur.

Bir başka yanılgı da şu: “Gerçek yüzümüz sinirliyken ortaya çıkar.” Hayır. Bu, insanın kendi kontrolsüzlüğünü romantize etmesidir. Sinirliyken ortaya çıkan şey çoğu zaman gerçek değil, eğitilmemiş bir refleks, işlenmemiş bir hamlıktır. Eğer insan sadece öfke anında “gerçek” oluyorsa, o insan henüz kendini inşa edememiştir.

Hayatın içinde derine inmekten bahsediyoruz sürekli. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Ne için iniyorsun? Sırf acı çekmek için mi, yoksa bir şey çıkarmak için mi? Okyanusun dibine inip inci çıkarmadan geri dönmek, sadece kendini yormaktır. Derinlik tek başına değerli değildir; sonuç üretmeyen derinlik, boş bir çabadır.

Çöl ile okyanus metaforu da burada anlam kazanıyor. Bolluk her şeyi öğretmez. Bazen yokluk, insanı daha hızlı olgunlaştırır. Çünkü yokluk, seçim yapmaya zorlar; bolluk ise çoğu zaman insanı tembelleştirir.

Ve en tehlikeli nokta: “Ben zaten biliyorum” cümlesi. Bir insan bir şeyi bildiğine inanıyorsa, artık öğrenme süreci kapanmıştır. Bu, akademik hayatta da böyledir, günlük hayatta da. Bilgiye açık olmak, zekânın değil, karakterin meselesidir. Kibirli zihin öğrenmez, sadece tekrar eder.

Acı konusuna gelince… İnsanlar acıyı dışsal bir şey gibi anlatmayı seviyor. Oysa acı, büyük ölçüde içsel bir süreçtir. Elbette dış etkiler vardır ama acının kalıcılığı, senin ona verdiğin izinle ilgilidir. Bu cümle rahatsız edici gelebilir, çünkü sorumluluğu dışarıdan içeriye çeker. Ama gerçek tam olarak budur: Acıyı yönetemeyen, hayatını da yönetemez.

Geriye tek bir şey kalıyor: Farkındalık. Hayattaki güzelliklerin miktarı çoğu zaman sabittir; değişen şey, senin onları fark edebilme kapasitendir. Bu kapasite gelişmeden, insan ne kadar şeye sahip olursa olsun eksiklik hissi bitmez.

Bu yüzden mesele ne kadar güçlü olduğun değil; mesele, neyi seçtiğin. Nazik olmayı mı, öfkeli olmayı mı? Öğrenmeyi mi, bildiğini sanmayı mı? Derine inmeyi mi, yüzeyde kalmayı mı?

Çünkü hayat, senin seçtiklerinin toplamıdır. Ve çoğu insanın sandığının aksine, seçimler çoğu zaman bilinçli değil, alışkanlıktır. İşte asıl problem de burada başlar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!