Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. PERİŞANIN HİKAYESİ

PERİŞANIN HİKAYESİ

featured
0
Paylaş

Bu metin, toplum tarafından dışlanan ve sefalet içinde yaşayan Perişan lakaplı bir gencin, bir deprem vesilesiyle bulduğu hazine sayesinde değişen kaderini konu almaktadır. Yaşadığı felaket sonrası gizemli bir tünel keşfeden genç, babasının eski dostu olan Hancı‘nın rehberliğinde kimliğini gizleyerek şehrine zengin bir bey olarak geri döner. Hikaye, kahramanın kendisine kötü davranan açgözlü akrabaları ve yozlaşmış yerel yöneticiyle olan mücadelesini, ilahi adalet ve sadakat temaları ekseninde işlemektedir. Sonunda kötüler cezalandırılırken, Perişan dürüst bir evlilik yaparak Sultan tarafından tüm ihtiyaç sahiplerinin koruyucusu ilan edilir. Anlatı, dış görünüşün yanıltıcılığı ile merhamet ve dürüstlüğün kalıcı zaferini vurgulayan geleneksel bir kıssa niteliği taşımaktadır.

Yirmili yaşlara yakın olduğunu söyleyenler; emmileri, dayıları, teyze ve halaları da var amma hepsi de kabul etmez bu genci. “Bizim Perişanla işimiz olmaz” derlermiş. “Bizden ırak olsun, varsın cehenneme direk olsun” diye ileri geri konuşanlar da yok değilmiş. Perişan; kimilerine göre kalsın diye, kimilerine göre öyle bir yerde ölsün diye izbe, karanlık ve berbat bir yerde yaşarmış. “Ölsün, ölüsünü ilk ben kaldıracağım” diyen akrabalara sahipmiş. Bir gece şehirde orta şiddette bir deprem olmuş. Perişan göçük altında kalmış. Ancak bu göçük, gizli bir tünelin yolunu açmış.

Dışarıdan bakıldığında, bu göçüğün altından kimse sağ çıkamaz görüntüsü hakimmiş. Deprem sonrası şehri gezen Beyin adamları; “Beyim” demişler, “Perişan’ın kaldığı yer öyle bir göçmüş ki oradan sağ çıkan olmaz.” Perişan’ın akrabaları; “Deprem bize yaradı” demişler. “Perişan’ın hak iddia edeceği bir şey kalmadı. Ana ve babasından ne kaldıysa artık şüpheye yer kalmayacak bir şekilde bizim oldu.” Bey, ahaliye bir duyuru yapmış: “Ey ahali, Perişan olarak bilinen genç depremde hayatını kaybetti. Cesedine ulaşmamız aylar alır.” Ahali ise; “Zaten yaşayan bir ölüydü” demiş; “Perişan doğdu, perişan yaşadı, perişan öldü.” Herkes hayatına dönmüş.

Perişan ise o tünelde ilerlemiş, karşısına bir oda çıkmış. Oda ağzına kadar altın akçeyle doluymuş. Perişan yanına biraz altın almış, çıkış yolunu bulup bir kervana katılarak Payitaht‘a gelmiş. Önce kendine çeki düzen vermiş; onu bu haliyle ne tanıyan ne de bilen varmış. Şehrin en meşhur hanına varmış, Hancı’yı sormuş. Hancı, Perişan’ın babasından kalan bir kağıdı okuyunca gözleri dolmuş: “Evlat, neredeydin bunca yıl? Senin Payitaht’ta Hancı gibi bir baba dostun vardı!” Perişan hayatında ilk kez huzur içinde bir yatakta uyumuş.

Hancı baba; “Seni bu halinle şehir tanıyamaz. Onları can evlerinden vuracağız, hele o açgözlü akrabaların var ya… Perişan, her birini perişan edecek bundan böyle!” demiş. Meğer Hancı, Sultan’ın özel görevlisiymiş. Birlikte şehre dönmüşler ve şehrin en büyük hanını satın almışlar. Payitaht’tan iki zengin Bey geldi haberi şehre yayılmış. Şehrin Beyi onları huzuruna çağırmış. Hancı baba; “Oğlumu bu şehirden evereyim diyorum, yetti çektiği perişanlık” diyerek niyetini belli etmiş.

Bey, Perişan’ın öz halasının mağrur ve zenginlik delisi kızını tavsiye etmiş. Kız Perişan’ı görünce etkilenmiş ama onun eski “Perişan” olduğundan habersizmiş. Ancak bilge bir yaşlı kadın, Perişan’ın eline bakıp onu tanımış ve uyarmış: “Bu aile seni ortadan kaldırıp malına konmak ister. Onu değil, sana gerçekten acıyan o emmi bildiğin adamın temiz huylu kızını seç!

Perişan, yaşlı kadının sözünü dinlemiş ve emmisi bildiği fakir ama dürüst adamın kızıyla evlenmiş. Bu durum şehirde büyük bir hırsa ve çatışmaya sebep olmuş. Eski Bey ve açgözlü akrabalar, Perişan’ın servetine çökmek için planlar yapmışlar. Hatta Bey, Hancı’yı tehdit ederek; “İkinizi de zindana atacağım, servetin yarısı benim olacak!” diye itirafta bulunmuş.

Ancak hesap etmedikleri bir şey varmış: Hancı baba, Sultan’ın özel görevlisidir. Beyin ve iş birlikçilerinin tüm suçları; Perişan’ın anne ve babasının katledilmesi dahil her şey ortaya çıkarılmış. Bey zindana atılmış, suçlular sürülmüş.

Anlatırlar ki; Hancı baba bir yıl kadar şehre Beylik etmiş, düzeni kurunca görevi Perişan’a devretmiş. Perişan Bey olunca; “Bir daha kimse benim gibi perişan olmasın” diyerek yoksullara sahip çıkmış. Ahali ona “Perişan Babası” adını vermiş. Sultan da onu tüm memleketin perişanlarının hâmisi tayin etmiş.

Şehir şehre, Perişan perişana, Hancı baba hancı babaya benzer…

Bu bir kıssadır, her kıssadan bir hisse alına… Sürçü lisan eylediysek affola.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!