Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Üç Din Dört Devlet (2)

Üç Din Dört Devlet (2)

featured
0
Paylaş

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu makale, İran ve İsrail devletlerinin tarihsel kökenlerini, toplumsal karakterlerini ve birbirleriyle olan karşıtlıklarını ele almaktadır. Yazar, İran halkının köklü geçmişine, bağımsızlık tutkusuna ve Şii kimliğinin sosyolojik temellerine vurgu yaparken, komşu İslam devletlerinin İran’ı yalnız bırakmasını eleştirir. İsrail tarafında ise Yahudilerin sürgünlerle dolu tarihi, eğitime verdikleri önem ve ekonomik güçlerini kullanarak Filistin topraklarında nasıl bir devlet kurdukları anlatılır. Metinde, İsrail’in Siyonist ve yayılmacı politikalarının Tevrat’taki bazı ifadelere ve “Arz-ı Mevut” idealine dayandığı iddia edilmektedir. Sonuç olarak yazar, İsrail’in teknolojik ve bilimsel üstünlüğü sayesinde çevresindeki kalabalık ama hazırlıksız devletlere karşı kurduğu stratejik hakimiyete dikkat çeker.

 

İRAN VE İSRAİL

Başlığın bu bölümünde İran ve İsrail hakkında kısa bilgiler veriyorum.

 

İRAN: İran’daki bazı yerleşim birimlerinin tarihi MÖ 7000 yılına kadar uzanır. İran halkı tarihin en eski uluslarındandır. Medler (MÖ 625) ve Safeviler (MS 1501), İran’da kurulan iki büyük devlettir. Friedrich Hegel adındaki araştırmacı, İranlıları “ilk tarihsel halk” diye tanıtır. İran’da siyasi birlik MÖ 625’te Medler tarafından sağlanmıştır. Geçmişte İran’ın sınırları Kuzey Afrika ve Balkanlara kadar uzanmıştır. İranlılar; Roma İmparatorluğu ve Bizanslılar gibi büyük devletlerle savaşmışlardır. Tarihi çok eski, coğrafyası bayağı geniş olan İran’da büyük uygarlıkların olması doğal ve kaçınılmazdır. Böylesi bir coğrafyada farklı inançlar, derin düşünceler, doğal sanatlar ve kültürel zenginlikler olmazsa olmazdır; tarihin gereği budur. İran halkı, uzun geçmişinin sosyolojik ve psikolojik yapısının kendilerine kazandırdığı karakterle savaşçı ve bağımsızlıkçı bir ulus olmuştur. Geçmişte Zerdüşt olan İran halkı, İslam’ın yayılmaya başlamasından sonra Müslüman olmuş; İslam tarihinin haksız ve acı uygulamalarını göz önüne alarak, “mağdurun yanında olmak” adına İslam’ın Şii ekolünü benimsemiştir. Her düşünce ve dini yorumda yanlışlar olabileceği gibi İran halkının düşünce ve dini yorumlarında da yanlışlar vardır. İran’ın komşuları, İran’ın böylesi yanlışlarını normal karşılayacakları yerde İran karşıtlığı yaptılar ve Siyonist-Haçlı ittifakı karşısında İran’ı yalnız bıraktılar. Bu tutum insanlık, komşuluk ve din kardeşliğiyle uyuşmaz. İran’ın düşmanları ve mezhepçi Müslüman devletlerin halk ve yöneticileri varsın bu gafleti yaşasınlar, önemli değil; çünkü İran halkı ırkçı Yahudilere ve emperyalist Amerikalılara boyun eğmedi, eğecek gibi de görünmüyor. Bunu İranlı Firdevsi’nin (940-1020) bin küsur yıl önce yazdığı şu dizelerde de görüyoruz:

“Olmayacaksa İran, olmasın benim için ten, Kalmasın bu topraklarda bir canlı ten. Vatanımız ve çocuklarımız uğruna, Namusumuz ve küçük çocuklarımız uğruna, Vatanımızı düşmana teslim etmekten Daha iyidir, hep birlikte gitmeliyiz ölüme.

İSRAİL: İsrail sülalesinin MÖ 1200-950 yılları arasında Mısır’da başka ailelere karışmadan, okuma yazmaya önem vererek yaşadığı yazılıyor. İsrail sülalesi Mısır’da yaşarken Mısırlılarla geçinemez; bu yüzden Mısır yönetimi İsrail sülalesini Filistin’e sürgün eder. İsrail sülalesi Filistin’de de geçimsizdir. Bu nedenle sülalenin aileleri Rusya ve çevresine, Avrupa’nın değişik ülkelerine gidip yerleşirler. Nedense oralarda da sıkıntı kaynağı olurlar. İspanya ve Almanya örneklerinde olduğu gibi oralarda da sürgün yaşarlar, acı çekerler. İsrail sülalesi (Yahudiler) yaşadıkları sürgün, katliam ve zorluklar yüzünden hiç umutsuzluğa kapılmaz; çok çalışır, kendileriyle iyi geçinir ve yardımlaşırlar. Yahudilerin bir huyu da okuyup yazmayı, bilgi edinmeyi âdet hâline getirmeleri; gelenek ve göreneklerini (millî kimlik) korumalarıdır. Çalışıp zengin olmak ve ticaret yapmak Yahudilerin önemli bir özelliğidir. “Paranın açamayacağı kapı yoktur.” Bu yüzden Yahudiler, hayallerindeki Filistin’e yerleşmeden önce Filistin’de parayla yeteri kadar toprak satın almışlar, kuracakları devletin topraklarını hazırlamışlardır. Artık Filistin’e yerleşmenin, İsrail Devleti’ni kurmanın ve çektikleri acıların öcünü almanın zamanı gelmiştir; 1948’de İsrail Devleti kurulur.

Yahudiler İsrail’i kurduktan sonra hedeflerini büyütürler. Önceleri içine ırkçılık ve kindarlık doldurdukları Tevrat’ı esas alarak çevrelerindeki devlet ve halklara saldırmaya başlarlar. İran, Lübnan, Suriye ve Türkiye gibi ülkelerde yaşanan harp, tertip ve cinayetler bu sürecin eseridir. Bugünkü İsrail halkı ve yöneticilerinin hepsi değilse bile çoğu kinci ve ırkçıdır (Siyonist); ilham kaynaklarından biri eldeki Tevrat’tır. Burada Tevrat’taki şu cümleleri dikkatlice okuyalım:

  • “Yabancı oğulları takatsiz kalacaklar ve hisarlarından titreyerek çıkacaklar.” (Samuel: Bap 46)
  • “Onları demir çomakla kıracaksın. Bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın.” (Mezmur 2/9)
  • “Sana kulluk etmeyen millet ve ülke yok olacak ve o milletler tamamen harap olacak.” (İşaya 60/12)
  • “Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı… senin zürriyetine verdim.” (Tekvin: Bap 15/18-21) [1]

Bugün Orta Doğu ve dünyada yaşananları anlamak için bu cümleler üzerinde düşünelim. İsrail’in bayrağındaki birbirine paralel iki mavi şeridin, Nil’den Fırat’a kadarki toprakların İsrailoğullarının vatanı (Arz-ı Mevut) olduğunu iddia eden çok söz duyduk. Tekvin’den yaptığım alıntılar bunun kaynağıdır. Son alıntı, topraklarımızın kısmen İsrail’in hedefinde olduğunu gösteriyor.

Bugün küçük bir coğrafyada, on milyona bile varmayan nüfusuyla İsrail; çevresindeki büyük coğrafyalarda yaşayan 300-400 milyonluk devletleri tehdit ediyor, onlara zarar veriyor, insanlarını öldürüyor ve hiç birisi İsrail’i durduramıyor. Neden?

İsrail halkı okumaya, bilime ve teknolojiye önem ve öncelik veriyor; İsrailliler kimliklerini yaşatıyor. Saldırdığı ülkelerde ise bunların hiç birisi yok. Neden sorusunun ilk cevabını bu gerçeklerde aramak gerekiyor.

 

Devamı var…

 

 

 


[1] Kitabı Mukaddes (Tevrat ve İncil) Kitabı Mukaddes Şirketi Yayını, İstanbul 1969.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!