Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu tarafından kaleme alınan bu metin, günümüz dünyasında eleştiri kavramının asıl bilimsel ve sanatsal kimliğinden koparılarak bir yıkım ve itibarsızlaştırma aracına dönüştürülmesini ele almaktadır. Yazar, modern linç kültürünün sosyal medya mecralarında bilgi birikimini ve toplumsal hafızayı paslandıran yıkıcı bir güç haline geldiğini vurgular. Jules Payot’nun “İrade Terbiyesi” eserindeki disiplinli yaklaşımları temel alarak, bir eseri derinlemesine incelemeden hüküm vermenin tehlikelerine dikkat çeker. Cemil Meriç gibi devasa fikir adamlarının bile zaman zaman peşin hükümlü değerlendirmelere düşebildiğini belirterek, nitelikli tenkit ile sığ karalama kampanyaları arasındaki keskin farkı ortaya koyar. Sonuç olarak, cehaletten beslenen dijital saldırıların kültür dünyasını çürüten bir kirlilik olduğu savunulmaktadır.
Tembellik ve unutkanlık bir pas gibi kemirir demiri.
Demir bilgidir. Bilgi ve hafıza… Nasıl bir demirin bir kenarından pas onu istila etmeye başlarsa, unutkanlık ve tembellik de bilgiyi ve hafızayı öylesine istila eder.
İradenin Terbiyesi ünlü pedagog ve düşünür Jules Payot’nun bir kitabı. Bu kitabında Payot, birinci ciltte derin düşünme ve onun eğitimini anlatıyor; ikinci ciltte ise daha çok hafıza konularına eğilmiş.
Günümüzde eleştiri denince yanlış anlaşılıyor; daha çok yıpratma, yıkma, yok etme, itibarsızlaştırma üzerine… Oysa eleştiri yani tenkit, her sanat gibi bir sanat, her ilim gibi bir ilimdir.
Enstitü romanında Alper Kaan Bilir, günümüzün bu linç kampanyası haline gelen eleştiri dünyasına bir yorum getiriyor. Bir sokak sanatçısı, kontrolü dışındaki olaylar sebebiyle birdenbire suçlu durumuna düşer. Toplumun güya ilerici kesimleri, sanatçıyı bir linç kampanyasının hedefine koyarlar. Enstitü romanı, linç kültürü üzerine yazılmış en iyi roman.
Hatta yazar, bile isteye kendi üzerinde de bu linç kültürünün bir çeşidini inşa ediyor ve sazanlar da düşüyor yazarın bu tuzağına…
Her trol sazandır aslında…
Linç kültürünün müdavimleri, bu kültürden beslenenler de ebleh ve echel tabiatlarıyla sazan ya da angutturlar…
Linç kültürü, sosyal medyanın olmazsa olmazı… Sosyal medyada birkaç trol hesap ve onların birkaç kelimeyle yazıp ettikleri ile onlarca eser vermiş; her eserini ince tezhiplerle, fikir çileleriyle, ilmi tecessüsle işlemiş bir yazarı bir anda hedef tahtasına oturtabilir ve itibarsızlaştırabilir.
Hazreti Ali şöyle demiş:
“Öyle bir zaman gelecek ki; mal cimrilerin, kılıç korkakların, kalem cahillerin elinde olacak.” Kıskançlık, ateşin odunu yediği gibi iyilikleri yer…
Jules Payot, İrade Terbiyesi adlı eserinde şöyle yazıyor:
“Eserlerini derinlemesine incelemeden bir yazara karşı nasıl adil olunabilir?”
Fransa’nın geçen asırdaki ünlü eleştirmeni Charles Augustin Sainte-Beuve (1804-1869) o kadar çok eleştiri yazısı yazmış ki, bunların bazıları Jules Payot’nun incelemesine takılmış. Sainte-Beuve, hızlı kitap okumakla ve anında eleştiri yapmakla övünürmüş. Bunlardan biri de meşhur romancı Anatole France… 1844-1924 tarihleri arasında yaşayan yazar, 1921’de Nobel Ödülü’ne layık görüldü. Tanrılar Susadılar’ı hepimiz biliriz. Anatole France’ın Beyaz Taş Üzerinde eserini iki saatte okumuş Beuve, eleştirmiş ve bununla da övünmüş. İrade yazarı diyor ki: “Bu eleştirmenin tutarsızlıklarına şaşırmadık.” Fransa’nın Şekspir’i olan Pierre Corneille hakkında da sallamış ünlü eleştirmen…

Trollerin sosyal medyada sallamaları, Hazreti Ali’nin dediği gibi kendi cehennemine odun taşımalarından ibaret. En’am Suresi’nde buyurulduğu gibi “Onları dizmekte oldukları yalanlarla baş başa bırakmak” yeterli…
Fakat düzeyli tenkit çerçevesinde de yapılan eksik değerlendirmelere değinmeden olmaz. Türk fikir ve edebiyat âleminin en üst düzey kalemi şüphesiz ünlü deneme yazarı Cemil Meriç’tir. Cemil Meriç öyle ki, hemen her yazısında kavramlar, isimler ve eserler arasında bir link kurar tabiri caizse… Ele aldığı yazarın devri, o yazarla ilişkide olanlar, yazarın okudukları sahneye çıkarılır; birbirleri arasındaki ilişki ayrıntıları ile ele alınır, sonra kavramlar dünyasında eser ile yazarı arasındaki değerlendirmeler işlenir yazıda… Böylece Cemil Meriç, dünya çapında bir eleştiri dergisinin en güzel yazımını örmüş olur. Hemen yazılarının tamamı böylesi eleştiri çerçevesinde metinlerdir. Eser, isim ve kavram üçlemesinde gider gelirler.
Fakat Cemil Meriç’in bile Jules Payot’nun yorumundan nasibini aldığını bilmeliyiz. Derinlemesine eserleri okunmadan bir yazar hakkında hemen kanaate varmak maalesef onda da söz konusudur.
Âkif’in Safahat’ının önemli bölümünde Asya’nın hali pürmelali masaya yatırılır. Âkif’e o hali anlatan Abdürreşid İbrahim’dir. Dönem, Âkif’in İslam dünyasındaki modernist düşünürlerden etkilendiği bir dönemdir; Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh bunlar arasındadır. Bunlar hakkında Osmanlı son dönem idaresinin, başta Abdülhamit’in de kuşkuları vardır. Hem etkilenmiş hem de takip ettirmiştir. Abdürreşid İbrahim de Türkistan coğrafyasından gelmiş bir düşünürdür ve Âlem-i İslâm adında önemli bir eseri de vardır. Sibirya Tatarlarından olan Abdürreşid İbrahim; Sibirya’dan Japonya’ya, Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya bütün İslâm âlemini gezmiş ve tespitlerde bulunmuştur. Âkif de bu izlenimleri aktarır Safahat’ında…
Cemil Meriç, ismine bakarak Türk olmadığını düşündüğü Abdürreşid İbrahim hakkında şöyle der: “Türkçeyi nasıl öğrenmiş…” O vakitler elbette birçok İslamcı kalem erbabının İngiliz entelijansiyası ile irtibatı hakkında rivayetler muhteliftir. Ziya Gökalp ve Namık Kemal hakkında da benzeri peşin hükümler görüyoruz ünlü denemecinin söz ve yazılarında. Muhtemelen Gökalp’ın Malta’da verdiği dersler ve gönderdiği Açık Üniversite ders notları biçimindeki mektupları yayınlanmamıştı. Namık Kemal’i de övdüğü ve yerdiği çelişkili yaklaşımlarına şahidiz. Olsun. Sonuçta Cemil Meriç’in harcadığı kalem olmak da önemli. Bunlardan biri de Demirciler Çarşısı Cinayeti nedeniyle Yaşar Kemal’dir. Ünlü romancıyı yerden yere vurur. Bu arada Bir Düğün Gecesi muhteşem bir romandır ona göre. Ünlü filozof Hilmi Ziya Ülken de nasibini almıştır Hoca’dan. Bizim kuşak bu nedenle Hilmi Ziya’nın muhteşem eserlerinden uzak kaldı; o ön yargıyla yaklaştık Hilmi Ziya’nın eserlerine… Meğerse Hilmi Ziya Ülken, Cemil Meriç’i asistan yapmamış…
Türkiye’nin en meşhur ve elbette ki büyük tenkit ustası Cemil Meriç’te bile olan ve Payot’nun işaret ettiği paslanma, bence tahammül edilebilir ölçektedir. Bilgi ve hafıza demirinin paslanması değil de yanlış renge boyanmasıdır olsa olsa…
Fakat sosyal medyadaki trollerin linç kampanyası, bilgi ve hafıza demirini istila eden iğrenç “pas”lardır. Bu istilacı paslanma bütün kültür ve edebiyat dünyamızı çürütmektedir. Onları kendi cehennemlerine odun taşımaları ya da dizmekte oldukları yalanlarla baş başa bırakmak bizce hoş ve kolay… Ama bir sürü sabi sübyanın dimağı kirlendikten sonra nasıl temizlenir bilemem.
*Jules Payot, İrade Terbiyesi (2 cilt) Tercüme: Catherine Colette Kebapçıoğlu, Elips Yayınları, Ankara 2025
**Alper Kaan Bilir, Enstitü, Türk Edebiyatı Roman, Ötüken Yayınları, İstanbul 2021