Av. Mehmet Bacaksız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İsrail’i Başımıza Bela Edenler Kimler?

İsrail’i Başımıza Bela Edenler Kimler?

featured
0
Paylaş

Sunulan inceleme yazısı, İsrail devletinin kuruluşunu ve günümüzde küresel bir sorun haline gelmesini üç temel tarihsel nedene dayandırarak analiz etmektedir. Yazar, ilk ve en önemli etken olarak Şerif Hüseyin liderliğindeki Arap İsyanı’nı göstererek, bu hareketin Osmanlı hakimiyetini sonlandırıp bölgeyi dış müdahalelere açtığını savunmaktadır. İkinci faktör olarak İngiltere’nin Balfour Deklarasyonu ve manda yönetimi aracılığıyla Yahudi göçünü desteklemesi, üçüncü faktör olarak ise Amerika Birleşik Devletleri’nin sunduğu sınırsız askeri ve ekonomik yardımlar vurgulanmaktadır. Makale, bu dış desteklerin ve tarihsel kopuşların modern Ortadoğu’daki çatışmaların temelini oluşturduğunu ileri sürmektedir. Özellikle Yahudi lobisinin Amerikan dış politikası üzerindeki stratejik etkisi, İsrail’in bölgedeki varlığını sürdürmesindeki ana unsur olarak betimlenmektedir. Sonuç olarak metin, İsrail’in bir devlet olarak ortaya çıkışını emperyalist stratejiler ile bölgesel ihanetlerin bir bileşkesi olarak tanımlamaktadır.

 

İsrail, Ortadoğu, hatta dünya için tam bir baş belasıdır. 100 yıl önce devleti olmayan, çeşitli ülkelerde azınlık statüsünde yaşayan Yahudiler, 1948 yılında İsrail’i kurarak devlet sahibi olmuşlardır. İsrail’in başımıza bela olmasının 3 ana faktörü vardır. Bunlar:

1- Mekke Şerifi Hüseyin liderliğindeki Arap İhaneti,

2- İngiltere,

3- Amerika Birleşik Devletleri,

Şimdi bunların İsrail’in başımıza bela olmasındaki rollerini sırasıyla inceleyelim.

 

Mekke Şerifi Hüseyin liderliğindeki Arap İhaneti:

Mekke Şerifi Hüseyin’i Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmesi için ikna eden, kışkırtan İngiliz Casusu Lawrens’tir. Şerif Hüseyin, Yemen, Arabistan Yarımadası, Ürdün ve Suriye’yi kapsayan Birleşik Bir Arap Devleti kurmak amacıyla başlatıldı. Şerif Hüseyin, Osmanlı Hükümeti’nin Müslümanlığın kutsal değerlerini ve Arapların haklarını çiğnediği iddialarını isyana gerekçe gösterdi.

Şerif Hüseyin, isyan etmeden önce İngiltere’nin Mısır Valisi Henry McMahon  ile uzun yazışmalar yaptı. Bu yazışmalar sonucunda İngiltere’nin Mısır Valisi Henry McMahon tarafından Şerif Hüseyin’e bağımsız bir Arap Devleti sözü verilince 1916 yılı Haziran ayında Arap İsyanı başladı. İngiltere’nin Mısır Sefer Kuvveti Ordusu, Şerif Hüseyin liderliğindeki isyanı silahlı olarak destekledi. İsyancılar, Arap Yarımadası’nın ve Ürdün’ün büyük kısmını ele geçirdiler. 1918 yılına gelindiğinde ise isyancılar Şam’ı da ele geçirdiler, böylelikle Suriye de isyancıların eline geçti.

İsyan’ın başarılı olmasından sonra İngilizler tek bir Arap Devleti projesinden vazgeçerek Frsnsızlar’la gizlice Sykes-Picot Anlaşması’nı imzaladı ve Osmanlı toprakları İngilizler ve Fransızlar tarafından ortaklaşa kontrol edilen bir dizi Milletler Cemiyeti mandasına bölündü. Bu anlaşmadan ile Filistin İngiliz mandasına bırakıldı. Daha sonraki dönemde Filistin’de şimdiki İsrail kuruldu.

Osmanlı Devleti’nin Yemeni, Arap Yarımadası’nı, Ürdün’ü, Filistin’i, Suriye’yi kaybetmesinin en nemli sebebi Şerif Hüseyin liderliğindeki Arap İsyanı’dır. Arap İsyan’ı olmasaydı, Osmanlı Devleti bu ülkeleri kaybetmeyecek ve İsrail Devleti de kurulamayacaktı. İsrail’in kurulmasında, başımıza bela edilmesinde en birinci sebep Şerif Hüseyin liderliğindeki Arap İsyanı’dır.

İngiltere:

1917 yılında İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour  daha sonraları Balfour Deklarasyonu olarak bilnen bir bildiri yayımlamıştır. Arthur Balfour, bu bildiriyle Filistin topraklarında bir Yahudî devleti kurulması konusunda İngiliz hükûmetinin destek vereceğini açıklamıştır.

1 Dünya Savaşı’ndan sonra Milletler Cemiyeti’nin 1920 yılındaki onayıyla Filistin İngiliz mandasına bırakıldı. Manda yönetimi 1940 yılına kadar devam etti. Manda yönetimi süresince   İngiltere bölgeye -tarihi anayurt vaadiyle- dünyanın dört bir yanından Yahudilerin dalgalar halinde göçüne izin verdi. Yahudiler, Filistin’de yeterli nüfusa ulaşınca İngiliz Manda Yönetimine danışıklı döğüş şeklinde sözde isyan ettiler. Asıl amaçları Filistinlileri topraklarından sürmekti. O tarihlerden başlayarak Yahudiler Filistin topraklarını işgal etmektedirler.

İsrail’in kurulmasında Arap İsyanı’ndan sonra ikinci önemli faktör İngiltere’nin tutumudur. İngiltere’nin tutumu olmasaydı İsrail diye bir devlet asla kurulamazdı.

 

Amerika Birleşik Devletleri:

1947 yılında Filistin’deki Arap ve Yahudi cemaatleri arasında çatışmalar patlak vermeye başladı. Komşu Arap ülkeler, bir Yahudi devleti yaratılmasına karar verilirse buna savaşla cevap vereceklerini duyurdular. Ocak 1948’de, Filistinli ve Ortadoğu’daki Arap gönüllüler Suriye’de bir araya gelip Arap Özgürlük Ordusunu (AÖO) oluşturdular. Arap-Yahudi şiddeti, İngilizlerin yavaşça bölgeden çekilmesiyle 1948 baharında yükselişe geçti.

14 Mayıs 1948’de son İngiliz güçleri Hayfa’yı terk etti. David Ben-Gurion tarafından yönetilen Yahudi Ajansı, 1947 BM Paylaşım Planına göre İsrail Devleti’nin kurulduğunu bildirdi. Ben-Gurion, yeni devletin ilk başbakanı oldu. Süper güç liderleri olan ABD Başkanı Harry S. Truman   İsrail’i derhal tanıdı. Bu zamanda Filistin’deki nüfusun 650.000’ini Yahudiler 1,2 milyonunu Araplar oluşturuyordu.

1948 yılından itibaren ABD, İsrail’e devamlı ekonomik ve askeri yardım yapmaktadır. Merkezi New York’ta bulunan Dış İlişkiler Konseyi’ne (CRS) göre, 1948 yılında kuruluşundan bu yana ABD’nin İsrail’e yaptığı askeri ve ekonomik yardımın miktarı enflasyon oranı da hesaba katıldığında 300 milyar dolara ulaştı. ABD askeri yardımı, İsrail’i F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere gelişmiş silah sistemleriyle önemli ölçüde silahlandırırken, Washington ayrıca roket saldırılarına karşı koruma sağlayan İsrail’in “Demir Kubbe” hava savunma sistemini finanse etti.

Halen İsrail, İngiltere ile birlikte ABD’nin gerçek stratejik müttefikidir. İsrail’in varlığının devamı, güvenliğinin sağlanması ABD açısından hayati önemdedir. ABD, söz konusu İsrail olduğunda ulusal çıkarlarını dahi göz ardı ederek İsrail’e tehdit olabilecek ülkelere savaş açmakta, tüm ağırlığını koymaktadır. Son İran saldırısı bunun en tipik örneğidir. Aslında ABD’nin ulusal çıkarları İran’a saldırmayı gerektiriyor değildir. ABD, salt İsrail’i korumak amacıyla İran’a saldırmıştır. ABD’nin İsrail’e bu denli sahip çıkmasında Amerikan Devleti’nin en hassas birimlerine sızmayı becermiş olan Yahudi Lobisi’nin çok büyük etkisi vardır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!