Yazar Erol Sunat, Ramazan ayı yaklaşırken temel gıda ürünlerine yapılan fahiş artışları ve bu durumun dar gelirli kesim üzerindeki maddi yükünü eleştirel bir dille ele almaktadır. Metinlerde, dini bir bereket ve paylaşma dönemi olması gereken bu ayın, günümüzde esnaf ve zincir marketler tarafından adeta bir zam klasiğine dönüştürüldüğü vurgulanmaktadır. Özellikle emekliler, dar gelirliler ve yoksul kesimin, “güncelleme” adı altındaki bu fiyat artışları karşısında yaşadığı çaresizlik ve mağduriyet samimi bir üslupla aktarılmaktadır. Geçmişteki zengin iftar sofraları ile günümüzün boş tencereleri arasındaki derin uçuruma dikkat çeken yazar, toplumun bir kesiminin yaşadığı vicdani ve ekonomik kaybı sorgulamaktadır. Sonuç olarak kaynaklar, manevi duyguların ticari çıkarlara alet edilmesine karşı sitem dolu bir toplumsal gözlem sunmaktadır.
Ramazan’da zam yapmak adetten oldu; bu adet döndü dolaştı, klasikler arasına girdi.
Ramazan’ın olmazsa olmazı, her ürüne zam yapmaktır şekline dönüştü…
Ramazan’da zam yapanlara caydırıcı yaptırımlar da olmayınca, vatandaş açtı elini semaya; zam yapanlara, kendini çaresiz bırakanlara karşı halini ahvalini kendini yaratana arz etti.
Vatandaşın halini ahvalini esnaf da biliyordu, vatandaşın yanında olduğunu, her halini bildiğini, gördüğünü söyleyenler de…
“Korkma senin hakkını biz gözeteceğiz, biz koruyacağız, seni hiçbir şekilde mağdur etmeyeceğiz, ettirmeyeceğiz,” diyenler de…
Ne oldu?
Lafla her şey…
Gerçekte ise…
Eski tas eski hamam…
Ramazan öncesi zamma ve güncellemelere devam…
***
Ramazan gelirken o bildiğimiz klasik yaklaşım yine iş başında. Ramazan ayının iftar ve sahur sofralarında olması ve bulunması arzu edilen ne varsa, o bildiğimiz klasik çerçevesinde güncellemelerle çıktı karşımıza.
Ramazan indirimi diye bir şey göremedik…
İndirim deyince kallavi indirimler bahse konu ettiğimiz.
“Hadi canım, dünya tersine mi döndü?” diyebilirsiniz.
Ha, bir sefer de o dünya tersine dönüversin.
Lakin olmuyor.
“Ha bir sefer de kazanmayalım. Ölen anamızın babamızın hayrına olsun bu yaptıklarımız, Ramazan bereketiyle gelsin,” diyenleri arıyor gözlerimiz.
Ramazan bereketiyle, hayır ve hasenatıyla geleceğine zamlarla geliyor; “güncelleme” denen yeni zam enstrümanlarıyla geliyor.
Pastırma iki yüz liraya mı düştü? Hurma elli lira diye mi reklam yapıldı? Baklavayı yüz liraya mı sattınız?
İndirim dediğiniz canınızı acıtacak gibi olsun ki, hayır duasını alın insanların. Değilse nasıl anlayacaksınız oruçlunun halinden?
Canı ne çektiyse az da olsa alabilsin oruçlu insan.
Orhan Veli’nin dediği misal; tezgâhlara bakmak, marketleri gezmek “bedava” deyip dolaşmasın, kahrolmasın.
***
“Bari Ramazan’da zam yapılmasa…” cümlesi hepimizin ortak temennisi…
Ortada aşılması zor bir mağduriyet var.
Mağdur kavramı; mağdur, daha mağdur, en mağdur, daha daha mağdur diyebileceğimiz sıralamalara maruz kalıyor Ramazan ayında…
Fakir fukara ve emekli karşısında kim “Bende mağdurum,” dese, mağdur kavramı yerin dibine giriyor.
Her kesim kendine bir mağduriyet kılıfı arasa, bulsa da fakir fukaranın, emeklinin ızdırabını gören de olmuyor, duyan da.
“Ramazan geldi hoş geldi” cümlesi ayrı bir klasik olsa da, “Bize hoş gelmediysen, kime hoş geldin Ramazan?” sorusuna cevap yok…
Bir yanda iftar grupları yapanlar, bir yanda sahur planlarını nerelerde yapacaklarının telaşına düşenler, bir yanda marketlerin Ramazan köşelerindeki güncellemeli Ramazan ürünlerinin başında hayretten, şaşkınlıktan çakılıp kalanlar.
Ramazan manevi olarak hoş gelirken, maddi olarak oldukça sıkıntılı, zamlı ve güncellemeli geliyor. Çeyrek asırdan fazla bu böyle…
Güncelleme son yıllarda insafı, vicdanı, merhameti her nerede unuttuysa; fakir fukaranın, emeklinin gözünün yaşına bakmadan ilerliyor.
“Daha daha mağdur olan kim?” sorusunun cevabı; fakir fukara, emekli diye sıralanıp giden insanlar da Ramazan ayını karşılayacaklar.
Tencere boş, cepler boş, mutfak boş…
Fakir fukara, garip gureba, emekli oruç tutmayacak mı?
***

“Ramazan geldi hoş geldi” karşılamaları bizim çocukluğumuzda kaldı. Ramazan uzunca bir zamandır hiç de hoş gelmiyor.
Ramazan klasiği haline gelen Ramazan zamları; fakir fukaranın, emeklinin ve asgari ücretlinin üzerine gök gürültülü sağanak yağışlı bir şekilde, üstelik bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyor.
Hiçbir Ramazan öncesi görmedik ki bir şeylerin ucuzladığını, fiyatların indiğini.
“Neden?” sorusuna cevap veren olmadı…
Duyan da…
“Ne oluyor?” diyen de…
Şimdi adına “güncelleme” denen zamlar, hemen her Ramazan sessiz, sedasız ve derinden dokunmalarla gelirdi.
Tahindi, pekmezdi, zeytindi, peynirdi, yağdı, undu derken helvaya kadar, kadayıfa ve baklavaya kadar uzanırdı bu furya…
İnsanlar “Ağlamak istiyorum,” derlerdi…
“Mübarek Ramazan ayında bu da olur mu, bu da yapılır mı? Ramazan bu, sizde hiç mi Allah korkusu yok, hiç mi Allah’tan korkmazsınız?”
“Oruçlu insanın canı çeker, nasıl alabilir neden demezsiniz?” diye sorular sorulur, karşılığı susmak olan cevaplarla karşılaşılırdı.
Üzüldüğümüz tek şey; Ramazan ayı mübarek bir aydır, bu ay hiçbir ürüne zam yapılamayacağı gibi, vatandaşımızın alamadığı, gücünün yetmediği her ne varsa alabilmeleri için “yüzde şu kadar indirim yapılmasına karar verdik” denememesiydi…
***
2026 yılının Ramazan ayı başlangıcı, fiyatlar şenlikli…
Keyifleri yerinde…
Her biri ışıl ışıl…
Güncellemeler yapıldı. Marketler lebalep dolu…
İftarlık hurma…
Fiyatını sorma…
Zeytin mi?
Ötesinde berisinde durma…
Emekli kardeşimizin biri, “Orucumuzu su ile açacağız, başka çare yok,” demekten kendini alamadı.
Allah’tan su var…
Suda ise markalı sular, Ramazan’a uygun bir şekilde zamlanmış vaziyette.
Eskiden evlerde Ramazan hazırlıkları yapılırdı.
Ramazan hazırlığı için marketler, çarşı pazar kolları çoktan sıvadı amma…
Biz de kolumuzu sıvadık; bir güncellemeli fiyatlara baktık, bir de cebimizdeki paraya…
Kolumuz sıvalı kaldı. Gözlerimiz maziye daldı. Daldığıyla kaldı…
İçimizden bir ses; “Fazla derinlere dalma, çıkamazsın, geri gelemezsin; dün ayrı, bugün ayrı, ne diyeyim bundan gayrı,” dedi geçti.
İrkildik, döndük geldik bugüne… “Ne alıp da gideceğiz evimize?” diye…
***
“Ramazan geldi hoş geldi, baklava tepsisi boş geldi,” derlerdi ya hani…
Baklava, hem de bir koca tepsi…
Un güncellendi… Yağ güncellendi… Ceviz güncellendi…
Antep fıstığı öyle bir uçtu ki, erişilemeyecek, ulaşılamayacak dallara kondu.
Eskiden, “Tepsiyle olmasa da alırız birkaç kilo baklava,” diyenlerin ağzını şimdi bıçak açmıyor.
En ucuz baklava, cevizli baklava 600 liradan kapı açıyor.
Ev baklavası yapanlar var, yapılan yerler var. Varın bir zahmet fiyatını da siz sorun…
Güllaç sütlü ve hoş bir tatlı… Kadayıf da öyle…
Tatlı deyince “Cep yakmayan hangisi?” diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Ramazan’da “Canım en çok tatlı çekiyor,” diyenler için ev yapımı revani gözde Ramazan tatlılarından biri.
Ekranlar; “Bu Ramazan’da iftar sofralarında hep beraberiz,” diye başlıyorlar yiyeceklerden, içeceklerden görüntü paylaşmaya…
“Paran var mı?” diyen yok…
“Alabilir misin?” diye soran yok…
“Bu fiyatlara yetişebilir misin?” diyen de yok.
Efendim ekranlar bir alem…
Fiyatlar bir alem… Ceplerimiz bir alem…
“Ha bir sefer de zam yapmasan ölür müsün?” dediğimiz marketler, çarşı pazar bir başka alem…
Varsın ne konuşursa konuşsun el alem…
***
Ramazan geldi hoş geldi, ortada tepsi falan gören var mı?
Ekranlarda arzıendam eden iftar sofralarını gören acı acı gülümsüyor artık.
“Böyle iftar sofraları mı kaldı?” diyerekten…
Zengin iftar sofraları ve yine iftarı aratmayan sahur sofraları hayatımızdan bir hayli önce çıktılar.
Onlarla selam sabahı keseli çok olsa da, bizi anlamamakta ve görmemekte ısrar edenler, çeyrek asır önceki halimizi hatırlıyorlar.
Aramızda çeyrek asırlık bir boşluk var.
Çeyrek asır önce de zengin ya da varlıklı insanlar değildik. Lakin iftarlarımız, sahurlarımız çoluk çocuğumuza mahcup olmayacak şekilde olurdu.
Çeyrek asır sonra, el elde baş başta kaldık. Çocukların eline muhtaç kaldık.
“Ramazan geliyor gelmesine de nasıl geliyor?” diyen var mı?
Diyen oldu mu?
Birileri de yanınıza oturup “Ne derdin var, sıkıntın ne?” diye sordu mu?
Dinledi mi?
Baktı mı yüzünüze?
Anladı mı halinizden ahvalinizden…
Ramazan geldi hoş geldi elbette…
Ancak bu Ramazan’da ne yapacak, zamlı ürünler arasından neyi alabilecek fakir fukara?