Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, büyük ideallerin ve imkânsız görünen hedeflerin peşinden gitmenin ahlaki ve insani değerini ele almaktadır. Yazar, Nietzsche’nin felsefesinden yola çıkarak konfor alanını terk etmenin ve risk almanın gerçek bir yaşam amacı sunduğunu savunur. Kendi hayat yolculuğunda akademik birikimini genç nesillere aktarmayı bir görev bilen Burucu, asıl büyük ülküsünü Türk birliği vizyonu olarak tanımlar. Bu vizyon sadece siyasi bir birlik değil; bilim, sanat ve ahlak alanlarında dünyanın zirvesine ulaşmış onurlu bir millet tasavvurudur. Sonucun kesinliğinden ziyade yolculuğun kendisine ve cesaretle yürümeye odaklanan yazar, bu büyük davanın nesiller boyu sürecek bir bayrak yarışı olduğunu vurgular. Metin boyunca, küçük hesaplar yerine yüce değerler uğruna yaşamanın kişiyi ve toplumu nasıl yücelteceği anlatılmaktadır.
Bazı cümleler vardır, insanı ya uyandırır ya da rahatsız eder. Nietzsche’nin “Büyük ve imkânsız olanı denerken ölmekten daha iyi bir yaşam amacı bilmiyorum” sözü bu türdendir. Çünkü bu cümle, konfor alanını kutsayanlara değil; risk alanlara, bedel ödemeyi göze alanlara seslenir. Aslında Nietzsche’nin söylediği şey şudur: İnsan, sonucu garanti hedeflerle değil, anlamı büyük hedeflerle büyür.
Bugünün dünyasında “akılcı hedef”, “ulaşılabilir plan”, “ölçülebilir başarı” gibi kavramlar yüceltiliyor. Oysa tarihe yön veren hiçbir ülkü bu kriterlerle doğmadı. Ne büyük devletler ne medeniyetler, ne de milletlerin yükseliş öyküleri güvenli hesaplarla başladı. Hepsi bir noktada “imkânsız” denilen bir fikrin peşinden yürüyen insanlar sayesinde var oldu.
Benim hayatım da bu çizgide aktı. Önce evlat yetiştirmek gibi en ağır ve en kutsal sorumluluğu omuzladım. Gücüm nispetinde, imkânlarım el verdiğince çocuklarımı en iyi şekilde yetiştirdiğime inanıyorum. Ardından akademiye geri döndüm. Bugün hedefim; bildiklerimi, kültürümü, birikimimi ve ülkülerimi öğrencilerime aktarmak, yalnızca zihinlerinde değil kalplerinde de yer tutmak. Bu, küçük bir hedef değildir; ama hâlâ nihai hedef de değildir.

Çünkü benim nihai hedefim hep vardı: Türk birliği. Bu hedef, kuru bir slogan ya da romantik bir hamaset değildir. Benim anladığım Türk birliği; bilimde zirveye yürüyen, teknolojide söz kuran, sanatta ve edebiyatta derinlik üreten, töreye uyan, ahlâkı önceleyen, insanlık âleminin en saygın noktasında duran bir millet tasavvurudur. “Türk olmak budur” diyebilmektir. Ve bu sözü utançla değil, vakar ve sorumlulukla söyleyebilmektir.
Elbette biliyorum: Bu hedef benim ömrümde tam anlamıyla gerçekleşmeyebilir. Ama Nietzsche’nin de söylediği gibi, mesele zaten sonucun kesinliği değildir. Sonucu garanti hedefler cesaret üretmez. Cesaret, belirsizlikte yürümekten doğar. Büyük ülküler, tek kişilik başarı listeleri değil; nesiller arası yürüyüşlerdir. Bugün bir öğrencinin zihninde bir kıvılcım yakabiliyorsam, bir evladın omurgasını sağlam tutabiliyorsam, bir gence “yüksek hedef koymaktan korkma” diyebiliyorsam, işte o yürüyüş sürüyor demektir.