Erol Sunat

Cumburlop

featured
0
Paylaş

Yazar Erol Sunat, enflasyonun düştüğüne dair resmî açıklamalara rağmen halkın maruz kaldığı hayat pahalılığını ve fahiş zamları eleştirel bir dille ele almaktadır. Metinde, gıda ürünlerinden faturalara kadar her alanda yaşanan fiyat artışları “cumburlop” ifadesiyle betimlenerek, ekonomik bir çöküşün ve belirsizliğin altı çizilmektedir. Asgari ücretli ve emeklilerin alım gücündeki sert düşüş, mizahi ama sitemkâr bir üslupla toplumun çaresizliği üzerinden anlatılmaktadır. Resmi rakamlar ile piyasa gerçekleri arasındaki uçurum, poşet zammından temel ihtiyaçlara kadar uzanan bir perspektifle sorgulanmaktadır. Yazar, toplumun bu dur durak bilmeyen zamlara karşı gösterdiği alışkanlık ve tepkisizliği de hüzünlü bir serzenişle dile getirmektedir. Sonuç olarak kaynak, ekonomik krizin vatandaş üzerindeki ağır yükünü ve geçim derdinin ulaştığı kaygı verici boyutları gözler önüne sermektedir.

 

Enflasyon düştükçe düştü, altın fırladı gitti. Fiyat güncellemeleri tam gaz…

Bir şeylerde ucuzlasaydı biraz…

Ne diyordu Sezen Aksu?

Geç bunları, anam babam geç bunları…

Geçemedik…

Geçemiyoruz…

Keşke geçebilseydik…

Takıldık kaldık…

Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına diyenler gibiyiz…

Anlaşılan o ki, bizim yakamızı ne efkâr bırakacak ne felek…

Denizleri geçip geldik amma, derelerde çaylarda neredeyse cumburlop olduk olacağız…

Cumburlop ne mi?

Ağır bir şeyin düşerken çıkardığı ses. Özellikle suya, dereye, göle, denize düşerken çıkan ses misali…

Bazılarına göre çoktan cumburlop dedikte, kuyruğu dik tutmaya çalışıyoruz.

Hatta espriyle karışık cumburlop gulu… gulu…

Battık yani, boğulmakla, boğulmamak arasında SOS yani acil durum sinyali veriyoruz lakin ne gören var ne duyan ne de tut elimi diye koşup gelen.

*****

Yılın ilk ayının son günleri gelmiş çatmış. Bir sonraki, yıla kalmış on bir ay bilmem kaç gün…

Soruyoruz, ne olur, hangi gün düzelir bizim halimiz?

Metin Akpınar, o meşhur repliğinde ne diyordu?

“Hangi gün oluyo bu…”

Sağ olana gün çok…

Enflasyon düştü dediler, gezmediğimiz market kalmadı. Patates bile düşmemiş yeminle…

Ne kadar ürün varsa hepsinin keyfi yerinde…

Her birinin maşallahı var…

Fakir fukara aşı makarna bile benim de canım var, ben de makarnayım demiş, hemen güncellenmiş. Bulgur benim kimden ne eksiğim var diyerek yirmili rakamlardan, otuzlu rakamlara atmış kapağı.

Bize de kırmızı et, beyaz et kapak olmuş, derdini git Marko Paşaya anlat denilen zat, çoktan sevdiklerine kavuşmuş.

Meyvelerin kimi yüze dayanmış, kimi yüzü aşmış, insanlar bir fiyatlara, bir de ceplerine bakmış, evdeki hesaplar bir kere daha şaşmış…

İşin bir de markette cumburlop olması var. Diyeceksiniz ki, market dere değil, nehir değil, göl değil. Ha dereye düşmüşsünüz, ha sert bir zemine çakılmışsınız.

Bu güncellemelerden sonra, başınız dönebilir, dengenizi sağlamakta güçlük çekebilirsiniz, ayaklarınız sizi taşımakla taşımamak arasında kalabilir.

Ne mi olur?

Cumburlop gibi bir şey…

*****

Sorması ayıp, enflasyonun düşmesinden, sonunda tepetaklak geldi, enflasyonu işte böyle düşürürler babındaki açıklamalardan bir şey anlayanınız oldu mu?

Nereye düştü bu enflasyon?

Yere mi göğe mi?

Yoksa suya mı?

Vay be…

Enflasyon da cumburlop suya düşmüş ha…

Kimi Karadeniz’e, kimi Akdeniz’e diyor…Olmaz ağabey, Marmara’dır o diye itiraz edenler var.

Düşmüş amma, iyi yüzme bilirmiş, düşmesiyle birlikte, sudan çıkması bir olmuş, biraz ıslanmış anlayacağınız, olur böyle şeyler, görünmez kaza diyelim…

İşin tevatür kısmına da derman yetecek gibi değil.

Hani bir şarkı vardı…

“Aşkın sırrı bilinmez…” diye…

O hesap…

Enflasyonun sırrı da bilinmez… Arkasından tövbeler olsun gidilmez… Varsa o yola giden…

Bir daha geri gelmez…

Düşenin dostu olmaz derlerdi bir de…Enflasyonun etrafındaki kalabalık, kalabalık değil mahşer…Seveni, tutanı, mesaj yollayanı, koşup geleni kıyamet gibi…

Nasıl düşmeyse artık…

Bu arada, biz yine de soralım…

Enflasyon mu düştü, biz mi?

Hâlâ enflasyon düştü diyorlar da…

*****

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur derler ya hani…

Her şey poşetlere gelen zamla başlamıştı…

Cumburlop sesleri marketlerde patladı…

Zincir marketlerde ilk günler isyan etti bazı vatandaşlar. Evlerinden poşet getirdiler ceplerinde.

Bir liraya poşet mi olur lafları, üç dört gün sonra etkisini kaybetti.

Bir liraya yükselen, yüzde elli gibi ciddi bir zam gören poşet zayıf ve cılız tepkileri çabuk atlattı.

İtiraz edenlerin, itirazları seyredenlerin, bir liranın değeri ne ki diye düşünenlerin yüzde sekseni 10 Ocak olmadan, sıradaki insanların duyacağı tonda söylenen laflar eşliğinde, olmaz olsun amma, fakat, ancak gibi kelimelerin eşliğinde ver o bir liralık poşetten dediler…

Cumburlop poşetin içine düştüler…

Havalara uçtu poşet, için için güldü market…

Sonra ne mi oldu?

Market kasiyerleri, poşet ister misiniz diye soruyorlardı ya hani, müşteriler, onlar sormadan zamlı poşetlerden istemeye başladılar.

Poşet zammına tepki, saman alevi gibi parladı, söndü, işler eski tas eski hamam haline döndü. Neye zam geldiyse alışkanlığa büründü. Poşete alışanlar, üçer beşer lira şeklinde yapılan güncellemelere de bir şey demediler.

Cumburlop ne aldılarsa attılar market arabalarına, yanaştılar hesabı ödemeye kasalara…

*****

Neydi o zam hikayesinin aslı?

Asgari ücretliye yüzde yirmi yedi, SSK ve BAĞKUR emeklisine yüzde on iki, sonradan yirmi bine tamamlandı, memur emeklisine yüzde on sekiz virgül altı…

Refah payında, seyyanen de vuslat cumburlop, bir başka bahara kaldı…

Umut gemileri ise ya karaya oturdu ya battı…

Ekmek yüzde kırk zam gördü.

Ekmek zammı da asgari ücretli ve emekliyi aştı.

Bardak taştı

Enflasyon bakmayın bana dedi.

Ben düştüm…

İster cumburlop deyin ister paldır küldür…

Bana inanmayan, açıklanan rakamlara bakar.

Yalanlarda yalan söyleyecek değil ya…

Ne demişler, yalan söyleyen rakam utansın…

Sıfır virgül seksen dokuz değil mi?

Demek ki cumburlop düşmüşüm…

Yemin etsem başım ağrımaz diyen enflasyon haksız mı?

*****

Hoş geldin iki bin yirmi altı…

Hop…hop…hop…

Cumburlop….

Bir zamanlar 25 kuruş olan simit yirmi liraya ulaşınca, “bir simit bir çay” hesabı da yalan oldu, tarih oldu.

Çay içen simit yiyemez, simit yiyen çay içemez bir hal…

Ne diyordu Orhan baba?

Batsın bu dünya…

Bir kilo çay iki yüz liranın üzerinde, üç yüz olanları var.

Çayın vazgeçilmezi olan toz şeker ve kesme şeker kilo başı elli liraları gördüler bile…

Çay içmek lüks olmaya doğru koşar adım…İnsanlar zorlanmaya başladı…

Kahve keyfi ise;

 “Şimdi uzaklardasın…” şarkısı gibi…

Zam kapısını açan açana…

Zam kuyruğu felaket…Ne ucu var ne bucağı…

Belliydi zaten bunun böyle olacağı…

*****

Her şey bir yana da…Yeni yılın ilk günlerinde…

Ekmek zammı, asgari ücretlinin, emeklinin, fakir ve fukaranın içine işledi, fena sarstı…

Ekmek zammını derin bir sessizlikle karşıladı insanlar.

Ekmek zammını mevsim kış olunca doğalgaz, elektrik su dediğimiz üç silahşorlar izledi.

Efendim, bulunduğumuz şehirde su faturası, doğalgazla yarışa girdi.

Bazı köşe yazarı arkadaşlar, zammın yüzde yüze yaklaştığını, abonelere gelen su faturalarında zammın yüzde yüzü aştığını ifade eden yazılar kaleme aldılar.

Her ne kadar belediye meclis kararıyla suya yüzde 30 zam yapıldığı ileri sürülse de faturalarda yer alan diğer kalemlere de ekstradan zamlar yapıldığı görülüyor.

Su bin liranın, doğalgaz iki bin liranın, elektrik beş yüz liranın üzerinde…

Mesele su meselesi olunca…

Cumburlop…

Su hayattır, hayat memattır, bas taşı bağrına, suyun fiyatını arttır.

Netice de suya okkalı bir zam geldi… En âlâsından derler ya…

Sonra, doğalgaz bastı gaza, cepler yanıyor, yanmasın diye emekli, asgari ücretli battaniyeye sarınmış oturuyor titreye titreye kışın ortasında…

Elektrik bildik bileli çarpar adamı. Üstelik bile isteye çarpar, zamma ve artışlara ilk önce o göz kırpar…

Kira, kredi kartı, borçlar harçlar el ele verdiler, cümlemizi cumburlop iki seksen yere serdiler…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!