Bu hikâye, zalim bir Bey tarafından yönetilen bir şehirde filizlenen bir direniş ve adalet hikâyesini konu almaktadır. Aladağlı isimli yiğit bir gencin, sevdiği kadınla evlenmek uğruna girdiği mücadele, zamanla tüm memleketi esaret altında tutan Sultan Naibi’ne karşı bir halk hareketine dönüşür. Aladağlı hem kendi şehrini zorbalıktan kurtarmak hem de hapisteki genç Sultanı tahtına kavuşturmak için stratejik bir savaş verir. Hikâyenin sonunda, baskıcı yönetimlerin yıkılışı ve halkın huzura kavuşmasıyla sonuçlanan onurlu bir zafer betimlenir. Yazar, bu anlatı üzerinden güç, ihanet ve sadakat gibi zamansız temaları işleyerek kıssadan hisse çıkarılmasını amaçlar. En nihayetinde eser, halkın iradesinin ve doğruluğun her türlü tiranlığı yenebileceğini vurgulayan destansı bir anlatıdır.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde şehrin Beyi, şehri resmen yaşanılmaz bir hale getirmiş, şehre cendere şehir diyenler, bunalmış şehir diyenler, dünyada cehennemi yaşayan şehir diyenler pek çokmuş. Bey zalim olduğu kadar da iyi kılıç kullanan, bileği neredeyse hiç bükülmeyen biri olarak anılıyormuş. Bey böyle gaddar ve zalim olunca ona bağlı olan adamlarının da ondan aşağı kalır bir tarafları yokmuş. Şehir kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyenlerin şehri olarak da anılmaya başlamış. Bu durum defalarca Payitahta haber edilse de, bir Allah’ın kulu gelip de ne oluyor bu şehirde diye ne bakmaya ne sormaya ne görmeye gelmemiş. Savaşta ölen Sultanın, şehzadesi on üç on dört yaşlarındaymış.
Memleket, Sultan naipliği yapan bir Bey tarafından yönetiliyormuş. Bu Bey, Vezirleri öldürmüş, sesini çıkaran Beyleri sürmüş, Sultanın hanımını ve Şehzadeyi sarayda bir odaya hapsetmiş, kendi gibi hüküm süren Beyleri el üstünde tutarak ve destekleyerek, memleketi kendi tabiriyle demir bir yumrukla yönetmeye başlamış. Şehrin zalim Beyi de, en güvendiği ve arka çıktığı Beylerin en ön sıralarındaymış. Beyin adamları, şehirde kapıları tekmeleyerek açarlar, kapısını açmayanı döverler, söverler, nesi var, nesi yok el korlar, herkese karışırlar, edepsizlikte yarışırlarmış. Şehrin kenar mahallelerinden Aladağlı da denen bir delikanlı sevdiği kızla evlenmek için oturduğu sokakta bir düğün yapıyormuş. Beyin adamları düğün yerini basmışlar. Durun yapmayın diyen yaşlılara, bu kızı demişler Beyimiz kendine isterdi. Babası olacak haddini ve kendini bilmez, Beyimizi oyaladı durdu.
Biz bu kızı zorla almasını bilirdik. Dua edin ki Beyimiz, her şey güzellikle olsun dedi. Ne görelim, yangından mal kaçırır gibi, düğün edersiniz. Nerde o Aladağlı? Önce kanadını kolunu kıralım, sonra ibreti alem için gebertelim de, bir daha Bey lafının üzerine laf söylenmeyeceğini herkes bilsin öğrensin. Az sonra Aladağlı elinde kılıcıyla, beni aramışsınız demiş, buradayım. Beyin adamlarının başı, vay demiş, bugüne kadar bu şehirde bize elinde kılıçla kimse karşı çıkmadı. Canına mı susadın Aladağlı? Güzellikle ver Beyimizin gelinini, seni asmayalım, kale surlarından atalım. Ardından da saldırmışlar üzerine. Aladağlı öyle bir kılıç kullanıyormuş ki, düğün yerindekiler, sokaktakiler ağızları açık, şaşkınlıkla, hayranlıkla biraz da korkuyla onun Beyin adamlarını nasıl saf dışı bıraktığına şahit olmuşlar. Yaşlı bir kadın artık ölsem de gam yemem demiş, şu zorbaların hakkından gelen bir yiğit varmış çok şükür bu şehirde. Kızın babası, bu olaylardan sonra bende sana verecek kız yok Aladağlı demiş. Bey değil beni yedi sülalemi yaşatmaz.

Gelin kız, bu defa olmaz babam demiş, çekil kenara, artık ok yaydan çıktı. Bu Beyin yaptıkları da buraya kadar. Kızının elindeki kılıcı gören babası, gayrı ihtiyari çekilmiş kenara, kızının ne kadar gözü kara olduğunu, bir de Aladağlıyı çok sevdiğini iyi bilirmiş. Kız çıkmış dışarı, sokaktakilere dağılmayın demiş, önce şu düğün bitsin. Ben Beyden tir tir titreyen bir babanın evine geri dönemem. Mahallenin güngörmüşleri, iki genci evlendirmişler. Ancak, Beyin mahalledeki gözleri kulakları, çoktan Beye haber uçurmuş. Bey, bu şehirde benim evlenmek istediğim kızla kimse evlenemez diye atlamış atına, takmış zorbalarını da peşine, düğünün yapıldığı sokağa gelmiş. Demiş ki, ahali, o ikisini bana teslim edin, ya teslim edersiniz ya da yakarım bu sokağı. Önce deyin bakalım demiş kim derler şu damat bozuntusuna. İhtiyarlardan biri, Beyim demiş o çocuğa Aladağlı derler. Bir asır evvelinde, büyük büyük dedeleri, bu şehrin Beyi imiş diye anlatırlar. Sorduğun genç etliye sütlüye karışmaz, kervanlarda muhafızlık yapar, ayda alemde evine gelir.
Bu kız da onun yıllardan beri evleneceği kız, bunların sevdası eski zaman aşklarına misal diye bilinir. Bey, uzatma ihtiyar demiş. Aladağlı sülalesini bilirim. Onlar tarih oldu. Toprağa gömüldüler. İhtiyar, Beyim demiş bu çocuk onlardan amma, efendidir, dürüsttür, tek suçu bu kızcağızı sevmek. Bizde everdik ikisini, gönderdik şehirden. Bey, sokaktaki bütün evleri arattırmış. Üç gün boyunca sokakta evleri olan insanlara eziyet etmiş, insanları dövdürmüş, yerlerde süründürmüş, Beyin adamları kızın babasını yerden yere çarpmışlar öldü diye sokağın ortasına bırakmışlar.
Aladağlı evinin samanlığında olan gizli geçitten almış karısını çıkmış şehrin dışına. Saklandıkları mağaraya gelenler, yaşadıkları sokakta yaşananları anlatmışlar. Aladağlı ve karısı aynı geçitten geçip önce evlerine gelmişler bir gece yarısı. Beyin, Payitahta gittiği ve olmadığı o gece basmışlar Bey konağını. Önlerine kim çıktıysa, saf dışı bırakmışlar, ardından da Bey konağını ateşe vermişler. Yangın Beyin adamları tarafından söndürülse de konağın içinde ne varsa yanmış. Özellikle Beyin, insanları karşıladığı o dillere destan odası kül olmuş. Beyin sağ kolu olarak kabul edilen zorba başını da Aladağlı şehrin surlarından aşağıya fırlatmış. Bu olayları kimin çıkardığını bilende yokmuş gören de. Kimse Aladağlıdan şüphe etmemişse de, Beyin gözü kulağı denilen adam, samanlıkta iğne arar gibi ip uçlarını titizlikle birleştirmiş. Aladağlının şehrin dışındaki mağaralarda saklandığını da öğrenmiş.
Ve Beye bir haber uçurmuş. Bey, öfkeyle ve hiddetle yola çıkmış, şehrin dışındaki mağaraların önünden geçerken, kafilesi ok yağmuruyla karşı karşıya kalmış. Adamlarının büyük bir çoğunluğu ölmüş. Kendine de iki ok isabet etmiş o kargaşada. Güçlükle şehre ulaştığında, gözü kulağı, Beyim demiş tek ihtimal Aladağlı. Ahaliden onun yanında saf tutanlar oldu. Sen gelinceye kadar, mağaralara yerleştiler. Şehrin altı tünellerle dolu. Hepsini kapatmaya vaktin yok. Zaten işe başlasan, çoktan ona haber uçururlar. Ne diyorsan onu yapalım. Yüzü sarılı biri diyorlar. Lakin ben o diyorum. Asi arıyorsan o, isyankâr arıyorsan o, yerinde kimin gözü var diyorsan o. Duyduk ki, Şehzade senin bağlı olduğun Beyin elinden kaçmış. Allah bilir onu kaçıran ya Aladağlı gibi biridir ya da ta kendisidir. Bey o zaman demiş, bu Aladağlı sıradan bir kervan muhafızı değil. Biz bu adamı bayağı hafife almışız.
En iyi adamım ölmüş, konağım yakılmış. Bu ne demek? İstediğim zaman senin canını alırım demek. Şehir benden titrerdi, şimdi gözünü kırpmadan karşımda duruyor. Beyin gözü kulağı, Beyim demiş, Payitahttan destek al, senin adamlarının yüzüne korku çöktü, endişe çöktü. Korkarım bu gidişle yalnız bırakılmakla yüzleşeceksin. Bey, düşünmüş kalmış. Ardından destek alacağı kim varsa haber salmış. Beyin gönderdiği haberler Aladağlıya da ulaşmış. Çok geçmeden şehrin dışındaki köylerde kasabalarda yaşayan, Beyden hoşnut olmayan ne kadar insan varsa Aladağlının yanına gelmişler. Aladağlı da şehri kuşatmış. Hanımına ve adamlarına siz demiş ne şehirden ne birinin çıkmasına izin verin ne de girmesine. Benim çok daha önemli bir işim var deyip sürmüş atını. Aladağlı, doğruca genç Sultanın gizlendiği dağlar arasında az bilinen bir hana ulaşmış. Genç Sultan Aladağlı demiş, Memleketin başının belası olan Bey, beni bulmak üzere.
Beni bulmadan onu ortadan kaldırman lazım. O ölmeden, hiçbirimize bu dünyada hayatta kalma imkânı yok. Aladağlı birçok savaşta Beylerin güvenini ve itimatını kazanmış bir yiğitmiş. Aslında Sultan Naibi de ondan haberdarmış. Aladağlı, Sultan Naibi karargahına gelmiş. Beyler, Beyim demişler, Aladağlı bizimledir. Defalarca sadakatini ispat etti. Bakın şehrini terk etti. Şehri eski Beye bıraktı. Sultan Naibi, Beyin konağını yakmış, en iyi adamını surlardan aşağıya atmış diyorlar. Neyse, çağırın bana Aladağlıyı demiş. Yalnız huzuruma silahıyla gelmesin. Aladağlı Sultan Naibinin otağından içeriye girerken kılıcını ve hançerini çıkarıp teslim etmiş, silahsız olarak, girmiş içeri. Sultan Naibi yaklaş Aladağlı demiş, derler ki, Beyin evleneceği kızı kendine almışsın. Beye kafa tutarmışsın. Ben huzurumda hiçbir asiye tahammül etmedim, sana hiç etmem. Ve eliyle işaret etmiş, Mızraklı muhafızlar Aladağlıya doğrultmuşlar mızraklarını.
Aladağlı bir anda ona doğrulan mızraklardan birini doğrultan bir muhafızın mızrağını koparır gibi çekmiş almış, senden büyük asi mi var diye savurmuş Sultan Naibine. Sultan Naibi cansız yığılmış yere. Muhafızlar mızraklarını geri çekmişler. Beyler diz çökmüşler. Birgün sonra genç Sultan gelmiş tahtına oturmuş. Aladağlı, benim alınacak bir şehrim var Sultanım diyerek kuşatma altındaki şehrine gelmiş ki, kuşatma kalkmış, kuşatanlar dağılmış. Aladağlının karısı, bizi demiş gafil avladılar. Beyin gözü kulağı, bizi tuzağa çekti. Güvendiğimiz bazı insanları satın aldı. İçimizden vurdular bizi. Çok kayıp verdik. Ben kıl payı kurtuldum. Aladağlı, Sultan Naibi öldü demiş Beyin artık bir şansı da kalmadı. Ya teslim olacak ya da ölecek. Sen bana bul birilerini, şu Beyin gözü kulağıyla bir de ben görüşeyim. Gece, Beyin gözü kulağı çıkmış gelmiş, Aladağlı demiş, talih döndü, şans döndü, benim gibiler, kim güçlüyse onun tarafına geçer, belli ki, baht da tahta da senin yanında. Böyle olunca da bundan böyle Beyin değil senin yanındayım. Beyin adamları çözüldü çözülecek. Payitahttan yardım gelmeyeceğini anlatırım.
Bey korksa da belli etmez, ancak çok ümitsiz. Sen sana yakışanı yap, kan dökmeden al şehri. Biz kendimize yakışanı yapmamak için her türlü hileye entrikaya başvurduk, sökmedi. Buraya kadarmış. Canıma kastetmeyeceğine söz verirsen sonuna kadar yanındayım demiş. Beyin gözü kulağı, muhafızlara neler söylediyse, hepsi bırakmışlar silahlarını, açmışlar şehrin kapılarını. Bey çıkmış surların üstüne, Aladağlı surların üzerindeki Beye, bey demiş, güvendiğin Beyi kendi elimle öldürdüm. Genç Sultan tahta çıktı. Ya bana teslim ol. Ya da at kendini surlardan aşağı. Bey, kolaysa al şehrini demiş. Ölürüm de sana teslim etmem. Şehirdeki ahaliden bir kısmı muhafızları aşıp, beyi yakalamışlar, atmışlar surlardan aşağı. Beyi surlardan aşağıya atanlardan biri de, Aladağlının karısının babasıymış.
Anlatırlar ki; Aladağlı şehre girdiğinde, Beyin muhafızları teslim olmuşlar. Ahaliden Beye yardım edenler de. Aladağlı bu şehirde çok kan döküldü demiş artık yeter, kimseyi öldürmeyeceğim. Beyin gözü kulağını buldurmuş, başta sen demiş bu şehri terk edeceksin. Hatta hemen. Beyin muhafızları ve ahaliden onun yanında olanlar akşam olmadan onları almaya gelen bir kervanla ayrılmışlar şehirden. Kervan eski günlerin izini taşıyan herkesi almış gitmiş. Şehir derin bir nefes almış. Genç Sultan, Aladağlı demiş, o şehrin Beyi artık sensin. Ben çağırmadan da payitahta gelme. Yine anlatırlar ki, bazı Beyler genç Sultana, Sultan Naibi gibi sizin de canınıza kastedebilir diye genç Sultanı iyice doldurmuşlar. Bırakın uzunca bir süre Payitahta gelmesin demişler. Sultan yıllar sonra hatasını anlasa da Aladağlı bir daha payitahta hiç gitmemiş. Şehrini hanımıyla birlikte, memleketin parmakla gösterilen şehirlerinden biri haline getirmiş. Aladağlının onurlu hikayesi memleketin dört bucağında anlatılıp durmuş.
Şehir şehire, Aladağlı Aladağlıya, Bey Beye, Bey hatunu bey hatununa, Sultan Naibi Sultan Naibine, yaşlı kadın yaşlı kadına, beyin gözü kulağı Beyin gözü kulağına, kız babası kız babasına, Şehzade Şehzadeye, mağara mağaraya, tinel tinele, han hana, meydan meydana, sokak sokağa, düğün düğüne, ahali ahaliye benzer…
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…