Yazar, Türkiye’de yaşanan ekonomik dar boğazı ve düşen alım gücünü emekli bir devlet memurunun perspektifinden ele almaktadır. Metinde, geçmiş yıllara kıyasla maaşların asgari ücret karşısında erimesi ve sosyal statü kaybı somut verilerle eleştirilmektedir. Özellikle gençlerin işsizlik ve yüksek maliyetler nedeniyle evlenemediği, emeklilerin ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı vurgulanmaktadır. Mevcut ekonomi politikalarının toplumun farklı kesimleri üzerindeki olumsuz etkileri sorgulanırken, refah seviyesinin artırılması için köklü çözümler beklenmektedir. Sonuç olarak kaynak, ülkenin geleceğine dair duyulan kaygıyı ve halkın içinden geçtiği geçim mücadelesini çarpıcı bir dille özetlemektedir.
Türkiye ne yazık ki geçim sıkıntısının zirve yaptığı bir dönemden geçmekte. Buna asgari ücretlisi de çalışan memuru de rahat edeyim diye emekli olmuş emeklisi de, tarımla uğraşan çiftçisi de dahil.
Normal nüfuslu bir ilçede bile ev kiralarının 10-15 binden başladığı bir dönemde 18 bin ya da 28 bin lira ile geçinmek süper bir ekonomik zekâ istemekte.
Ben, birinci sınıf bir devlet memuru emeklisiyim.
Hastanede yatak sınıfım bile birinci sınıf.
2002’de asgari ücret 184 lira iken ben, 550 lira emekli aylığı alıyordum.
Orantılarsak, asgari ücretin 2,9 katı civarında.
Ocak 2026’da asgari ücret: 28 bin 75 lira oldu.
75 lirayı bırakıp 28 bin ile 3’ü çarparsak: benim 1.Ocak 2026’da maaşımın aylık net: 84 bin TL olması gerekirdi. Öngörülen %16’lık zam ile artış aylık 5.600 Liracıkla toplam net:40.600 lira aylık maaşım olacak.
Nerede ve kim de benim:43.400 Liram.
Bu durumda benim kaybım yarı yarıya iken; nasıl oluyor da ben enflasyona ezdirilmiyorum, neden Batı’daki meslektaşlarımın çok çok altında bir maaş alıyorum, neden izi kıskanan Batı’daki emekliler gibi ülke ülke gezemiyorum?
Birinci sınıf ve birinci dereceden emekli olmuş 657 saylı devlet memuruyum.
İzmir Belediyesi’nde çalışan vasıfsız işçiler bile 60 bin liranın üzerinde maaş alırken devletin, birinci sınıf memuruna layık gördüğü maaş bu mudur?
İtibar bunun neresinde lütfen söyler misiniz?
28 bin lira ile nasıl geçinilir, nasıl çocuk sahibi olunur, nasıl çocukokutulur, nasıl ev, araba sahibi olunur?
Tanrı aşkına söyler misiniz?
Sn. Erdoğan sık sık “Şu eski Türkiye’yi bir anlatın” derdi.
Eski Türkiye’de bir baba çalışırdı evini de alırdı, çocuklarını da okuturdu, oğlunu, kızını da evlendirirdi.
Yine Sn. Erdoğan, “Doğurganlık hızımız: 1.4’lere düştü. Bu ülkenin geleceği açısından büyük bir tehlikedir” diye feryat etmekte. Bu feryadında yerden göğe kadar haklı da. (Bu tehlikeye dikkat çektiği için de kendilerine teşekkür ediyorum.)

Gençler neden evlenmiyor?
Gençler neden çocuk sahibi olmuyorlar diye bir araştırma yapıp; nedeninin ne olduğunu öğreniyor mu?
Gençler, İşsizlikten “Ev Genci” oldular. Ana-babalarından harçlık almadan yaşayamaz hale geldiler. Gelinlik, salon, takı, ev kiraları aldı başını gitti. İşsiz genç ya da asgari ücretli bir genç hangi geleceğine güvenip de evlensin. Hadi evlendi neye güvenip de çocuk sahibi olsun?
Araştırıldı mı?
Göstermelik verilen “Evliliği teşvik” rakamlarıyla bu, sıkıntı bitirilemez.
Önce gençleri “Ev genci” olmaktan kurtarın. Emeklileri parklarda yer kapmadan kurtarın, çiftçiyi üretmeye küstürmeyin, mandalinayı dalında, marulu, soğanı, patatesi tarlada bıraktırmayın ki insanlar, geleceğe güvensin; inançla çalışsın, üretsin, güvenle evlensin, çocuk yapsın, memur huzurla emekli olsun.
İnsanlar sonunda ışık göremeyecekleri tünele, neden girsinler?
Siz ışığı bir gösterin, Anadolu cuvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolup-taşmaz ise ben de hiçbir şey bilmiyorum.
Esen kalınız.
Not: En düşük emekli aylığı yasa ile:20.000 lira olacakmış. Bu parayla nasıl geçinileceğinin de formülünü verecekler mi? İnsan da azıcık vicdan ve merhamet olmalı.