Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Hatay’ın İskenderun ilçesinde düzenlediği basın toplantısının ikinci bölümünde yerel basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
FON KOMİSYONU: “HER GÜN YENİ BİLGİ ÇIKIYOR”
Partisinin fon soruşturmasını izlemek için kurduğu komisyonun hangi aşamada olduğu sorulan Özdağ, açıklamanın önümüzdeki günlerde uzmanlar tarafından yapılacağını söyledi. Sürecin devam ettiğini ve her gün yeni bilgilerin ortaya çıktığını belirten Özdağ, kendisinin de toplantı sabahı yeni bir bilgi aldığını ve bunu ekibiyle paylaştığını aktardı.
SURİYELİ SAYISI: “RESMİ RAKAMLAR DOĞRU DEĞİLDİ”
Sınır güvenliği ve göç politikasına ilişkin soruyu yanıtlayan Özdağ, 2021’de partisi kurulduğunda Türkiye’de 5 milyon kayıtlı ve 2 milyon kayıtsız Suriyeli bulunduğunu dile getirdi. Göç İdaresi’nin o dönemki 3 milyon 700 bin rakamının gerçeği yansıtmadığını hatırlattı.
Özdağ, Türkiye’nin Şam Büyükelçisi’nin Haziran 2026’daki açıklamasını kendi tezlerinin teyidi olarak gösterdi. Büyükelçi Nuh Yılmaz, El Cezire’ye verdiği röportajda Türkiye’de belli bir dönem 6 milyona yakın Suriyeli bulunduğunu söylemişti. Resmi verilere göre ise geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı Nisan 2022’de yaklaşık 3 milyon 768 bin ile zirveye çıkmış, 20 Ağustos 2026 itibarıyla 2 milyon 224 bine inmişti.
Özdağ, 2023 seçimlerinin iki turu arasında parti genel merkezini ziyaret eden Numan Kurtulmuş’un da 4 milyon 964 bin sığınmacıdan söz ettiğini hatırlattı. Güncel 2 milyon 300 bin rakamına da itiraz etti. Gerekçe olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2025 verilerinde anaokulundan üniversiteye 777 bin 440 Suriyeli öğrencinin bulunmasını gösterdi. Bu öğrencilerin anne ve babaları eklendiğinde rakamın bile tutmayacağını belirtti.
Büyükelçinin Suriyelilerin geri dönmeyeceği ve entegre edileceği yönündeki sözlerini ve İçişleri Bakanı’nın Temmuz’daki açıklamasını da eleştiren Özdağ, “geri gönderilmeleri istenmiyor” cümlesinde öznenin belirsiz olduğuna dikkat çekti. Entegrasyonun vatandaşlık ve gelecek seçimlerde oy kullanma anlamına geldiğini dile getirdi.
Özdağ, geçmiş seçimde bu konuda yalnız kaldıklarını, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve genel başkan yardımcısı Bülent Tezcan’ın verilen vatandaşlık sayısının abartıldığını söylediğini hatırlattı. Kılıçdaroğlu’nun ise kaybettiği kurultayda yenilgisini yabancılara verilen vatandaşlıklara bağladığını belirtti.
ÇÖZÜM SÜRECİ: “PKK SİLAH BIRAKMIŞ DEĞİL”
Çözüm sürecine ilişkin soruda Özdağ, PKK’nın silah bırakmadığını ve silahlı kadrolarını Irak ve Suriye’den İran’a kaydırdığını dile getirdi. Bunun bir tahmin değil bilgi olduğunu vurgulayan Özdağ, örgütün İran’da bir ayaklanma için hazırlık yaptığını ve bu durumun güvenlik ve istihbarat birimlerince de tespit edilip iktidara iletildiğini belirtti.
Özdağ’a göre PKK, buna rağmen talepte bulunmayı sürdürüyor. Kırsalda öldürülen örgüt mensuplarının mezar yerlerini öğrenip bunları sözde şehitliklere dönüştürme isteği ile Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrılarını örnek gösteren Özdağ, sürecin PKK’nın adımlarıyla değil Türkiye’nin tavizleriyle ilerlediği görüntüsü verdiğini söyledi.
İTTİFAK: “ATATÜRK ÇİZGİSİNDEKİ PARTİLERLE İŞ BİRLİĞİNE HAZIRIZ”
Seçimlerde iş birliği ihtimaline ilişkin soruyu yanıtlayan Özdağ, AK Parti, DEM Parti ve MHP’den oluşan yapıyı “Dam ittifakı” olarak nitelendirdi. Hüda Par, Büyük Birlik Partisi ve CHP’yi de bu yapının içinde saydı.
Özdağ’ın asıl merak ettiği, Yeni Parti’nin tutumu oldu. Özdağ, yasanın Meclis’ten geçtiği oylamada partinin ikiye bölündüğünü, hayır diyen milletvekillerini tebrik ettiğini, Özgür Özel ve bir grup milletvekilinin ise evet oyu verdiğini söyledi. Söz konusu oylamada 91 milletvekili bulunan Yeni Parti’den 54 milletvekili hayır, 35’i evet oyu kullanmıştı. Özel, kendisinin ve yönetiminin evet diyeceğini açıklayarak milletvekillerini serbest bırakmıştı.
Türkiye’deki asıl tartışmanın, ülkenin milli, üniter ve laik yapısını sürdürüp sürdürmeyeceği olduğunu savunan Özdağ, bu konuda tavrını açıkça ortaya koyan ve Atatürk çizgisinde duran tüm partilerle seçimlerde iş birliği yapmaya hazır olduklarını açıkladı.
HATAY VE METE ASLAN ANEKDOTU
Hatay’a verdikleri önem sorulduğunda Özdağ, son beş yılda Hatay’a kendisi kadar sık gelen bir genel başkan olmadığını hatırlattı.
Toplantıda bulunan, İskenderun’da üç dönem belediye başkanlığı yapan Mete Aslan’la dostluklarının 1960’lara uzandığını anlatan Özdağ, bir ziyareti sırasında yaşanan esprili bir anıyı paylaştı. Aslan’ın kendisini bir müdürle tanıştırırken “sarı çim yetiştirdi” dediğini, sonradan bunun çimleri kurutmak anlamına geldiğini anladığını anlattı.
Özdağ, partisinin öncelikli hedefinin TBMM’ye güçlü bir grupla girmek ve iktidarın ortağı olarak AK Parti’nin 23-24 yıllık iktidarının bıraktığı siyasi ve ekonomik enkazı kaldırmak olduğunu söyledi. Ekonomi, adalet ve bürokraside güçlü kadrolar oluşturduklarını belirtti. Bu bağlamda yanındaki Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Karaaslan’ı tanıttı. Özdağ, Karaaslan’ın Van Emniyet Müdürü olarak PKK ve uyuşturucuyla mücadele ettiğini, 15 Temmuz gecesi ise darbe girişimini bastıran Ankara emniyet güçlerinin başında bulunduğunu hatırlattı. Partinin seçim takvimi açılmış gibi çalıştığını da sözlerine ekledi.
Deprem sonrası Hatay’a yurt dışından gelen yardımların nasıl harcandığına ilişkin soruyu ise teknik bilgi gerektirdiği gerekçesiyle il başkanına bıraktı.
FETÖ: “TASFİYE BAŞARIYA ULAŞMADI”
Darbe girişimi sonrası yapılan tasfiyelerin yeterli olup olmadığı sorulan Özdağ, geniş operasyonlar yapıldığını ancak örgütün tüm kadrolarının temizlendiğini söylemenin mümkün olmadığını belirtti. FETÖ’nün terör örgütü olmadan önce bir casusluk örgütü olduğunu ve bu tür yapıların tasfiyesinin güçlü siyasi irade gerektirdiğini vurguladı.
Özdağ, AK Parti içindeki siyasi ayağa ve bazı bakanlıklardaki bürokratlara yönelik herhangi bir tasfiye yapılmadığını, partideki bazı isimlerin yakın çevrelerini koruma eğilimiyle hareket ettiğini, bu işin ancak Zafer Partisi iktidarında yapılabileceğini savunan Özdağ, örgüt mensuplarının da bunu bildiğini söyledi.
TÜRKLÜK VE SURİYE’NİN GELECEĞİ
Türk kimliğinin ötelendiğine ilişkin soruya Özdağ, “Türk’üm” diyenlere faşist yaftası vurulduğunu anlatarak kendilerinin “Ne mutlu Türk’üm diyene” demeyi sürdüreceğini söyledi.
Suriye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde Özdağ, mevcut tablonun İsrail’in lehine olduğunu ileri sürdü. Hava kuvvetleri ve donanması bulunmayan Suriye’nin güvenlik açısından adeta taş devrine itildiğini, ülkenin fiilen PKK’nın kontrolündeki bölge ve geri kalanı olarak ikiye bölündüğünü savundu. Bu düzenin kendi gücüyle değil bölgesel dengelerle ayakta durduğunu belirtti.
Suriye’de devletin yıkılmasının yalnızca emperyalizmin ve PKK’nın işine yarayacağını uzun süredir dile getirdiğini hatırlatan Özdağ, 2011-2012’ye kadar izlenen, Suriye’yi içeriden demokratikleştirmeyi ve ekonomisini Türkiye’yle bütünleştirmeyi hedefleyen politikanın doğru olduğunu söyledi. Bu süreç sürerken Irak’tan sonra Suriye’nin bölünmesini öngören bir İsrail planının devreye girdiğini, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da Türkiye’yi bu plana çektiğini belirtti.

