Etkin Düşünce Akademisi (EDA) bünyesinde yayımlanan “Soru Yorum” programında bu hafta, toplumsal sorunların temel nedenleri, eğitim, beslenme bozukluğu, milli şuur kaybı ve basın ile siyaset kanalıyla yürütülen algı yönetimi yöntemleri masaya yatırıldı. Sunuculuğunu Ahmet Bey’in üstlendiği programa konuk olan Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Özcan Pehlivanoğlu, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı iç ve dış tehditlerin temelinde ciddi bir “insan sorunu” yattığını vurguladı.
- Toplumsal Krizlerin Odağında “İnsan Sorunu” Var
Programın açılışında Türkiye’nin mevcut kriz alanlarına değinen Özcan Pehlivanoğlu, sorunların çözümünde en kritik halkanın insan faktörü olduğunu belirtti. Pehlivanoğlu, bir toplumun ayakta kalabilmesi için insanın hem fiziksel hem de manevi (düşünsel) olarak doğru beslenmesi gerektiğinin altını çizdi:
“Bana Türkiye’nin sorunlarını sırala deseniz, birinci sıraya insan sorunumuzu koyarım. İnsanımız hem fiziksel olarak protein yetersizliği ve beslenme bozukluğu yaşıyor hem de zihinsel/düşünsel yönden doyum sağlayamıyor. Beslenemeyen, bilgiden uzak tutulan ve hamasetle büyütülen bir yapının dünyadaki ve ülkesindeki gelişmeleri sağlıklı biçimde kavraması mümkün olmuyor.”
- Aileden Kışlaya, Okuldan Camiye Eğitim Mekanizmaları Dumura Uğratıldı
Pehlivanoğlu, tarihsel süreç içerisinde Türk toplumunu ayakta tutan temel kurumların işlevsizleştirildiğini iddia etti:
- Annelik ve Aile Yüzü: Türk kültüründe annenin çocuk yetiştirmedeki ilk öğretmen olduğunu hatırlatan Pehlivanoğlu, annelerin eğitimden ve tarih bilincinden uzaklaştırılmasıyla nesiller arası kopuşun başladığını ifade etti.
- Milli Eğitim ve Müfredat: 1945 sonrasında dış etkilerle şekillenen eğitim sisteminin milli bilinci aşılamakta yetersiz kaldığını ve üniversitelerin bilgi üreten merkezler olmaktan çıkarıldığını savundu.
- Kışla ve Camiler: Uzun süreli askerlik uygulamalarının profesyonel orduya geçiş ve bedelli askerlikle sınırlanması sonucu kışlanın bir “eğitim yuvası” olma vasfını yitirdiğini; camilerin ve dini kurumların da toplumu milli ve tarihsel konularda şuurlandırma misyonundan uzaklaştığını ileri sürdü.
- “Umutsuzluk Göçü” ve Demografik Tehlike
Toplumda derinleşen karamsarlığa ilişkin Prof. Dr. Harun Demirkaya’nın “Umutsuzluk Göçü” kavramına atıfta bulunan Pehlivanoğlu, gençlerin ve yetişmiş insan gücünün sadece maddi gerekçelerle değil, geleceğe dair umutlarını kaybettikleri için ülkeden ayrılmak istediklerini belirtti.
Geçmişte Kıbrıs Türkleri ve Yugoslavya Müslümanlarının topraklarından göç ettirilmesi süreçlerini örnek gösteren Pehlivanoğlu, bir ülkeyi insansızlaştırma ve kimliksizleştirme projelerinin benzer yöntemlerle yürütüldüğünü öne sürdü.
- Medya ve Basın Yoluyla Yürütülen Algı Operasyonları
Siyasi gündemdeki “terörsüz Türkiye”, “çerçeve yasa” ve açılım tartışmalarını değerlendiren Pehlivanoğlu, basın ve medya organları üzerinden toplumun zihin haritasının değiştirilmeye çalışıldığını savundu:
“Toplum düşünme ve sorgulama yeteneğini kaybettiğinde algılara teslim olur. Televizyon ekranları, gazeteler ve bazı akademisyenler üzerinden gerçekler ters düz ediliyor. PKK’nın gösterimlik hamleleri veya çerçeve yasalar toplum nezdinde bir kurtuluş gibi sunuluyor. Oysa milli devlet yapısını ve Türk milletinin egemenliğini hedef alan süreçlere karşı uyanık olunmalıdır.”
- Çözüm İçin “Milli Seferberlik ve Bilinçlenme” Şart
Programın son bölümünde çözüm önerilerini sıralayan Özcan Pehlivanoğlu, şu adımların atılması gerektiğini vurguladı:
- Annelerin Eğitimi: Ailede milli bilincin yeniden inşası için kadınların ve annelerin eğitimine öncelik verilmesi.
- Milli Müfredat: Eğitim müfredatının yabancı nüfuzlardan arındırılarak Reşit Galip vizyonuyla milli esaslara göre düzenlenmesi.
- Kurumsal İslah: Camilerde okunan hutbelerden kışlalardaki eğitime kadar tüm kurumların toplumsal bilinçlenme adına etkin kullanılması.
Program, Tuğuman Ciranoğlu’nun “Bir ülkede yetkililer etkisiz, etkililer yetkisiz, vatandaş da tepkisiz olursa hiçbir toplumsal sorun çözülemez” sözüne atıfla, Türk milletine algı operasyonlarına karşı sandıkta ve toplumsal yaşamda uyanık olma çağrısıyla sona erdi.

