DOLAR 16,1920 -0.96%
EURO 17,4658 -0.86%
ALTIN 964,40-0,79
BITCOIN 468308-3,12%
Ankara
24°

AÇIK

Haberiniz

Haberiniz

01 Şubat 2022 Salı

DİĞER YAZARLARIMIZ

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başladı

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başladı
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Genel Başkan Yardımcıları Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu, Avukat Burak Bengü ve Kurucular Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Sungur heyet halinde Demokratik Sol Partisi’ni ziyaret ederek seçimlerde Milli Bakiye sisteminin uygulanması konusunda Zafer Partisi’nin görüşlerini anlattı. Görüşmenin ev sahipliğini Demokratik Sol Partisi Genel Sekreteri Müzeyyen Okur, Genel Başkan Yardımcısı Avukat Hasan Erçelebi, Genel Sekreter Yardımcısı Özen Şenyiğit ve Örgüt Kurulu Üyesi Hikmet Aydemir yaptı.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Ziyarette Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal durum hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Özellikle milleti cepheleştiren ve partileri ittifaklara mecbur bırakan seçim sisteminin değiştirilmesi konusu üzerinde duruldu. Çoğulcu demokrasi ve temsilde adalet ve millî bakiye sisteminin uygulamaya geçirilmesi konusunda toplumsal talep yaratılması konusunda görüş birliğine varıldı ve Zafer Partisinin Milli Bakiye sistemi hakkında hazırladığı rapor DSP heyeti ile paylaşıldı.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

MİLLÎ BAKİYE SİSTEMİ NİÇİN GEREKLİDİR?

Milli Bakiye ya da ulusal artık sistemi 1965 seçimlerinde uygulandı.
Vatandaşın kullandığı her bir oy bu sistemde değerlendirilmektedir. Ötesi önceden bilinen bu gerçek ışığında oyların maniplasyonu söz konusu olmamaktadır.
Gelmiş geçmiş en demokratik seçim sistemidir. Bütün partilerin aldığı oy değerlendirilmiş ve her oyun hakkı verilmiştir.
1965 milletvekili ve 1966 senato seçimlerinde uygulanmış, sonrasında bir daha denenmemiştir.
Türkiye İşçi Partisini meclise sokan sistem olmakla damgalanmış, adeta Türkiye’nin yönetimde istikrarsızlığa duçar olacağına dair korkuların ve vehimlerin tetiklemesiyle bundan vazgeçme milli beka sorunu olarak ortaya konmuştur. Temsilde adalet prensibini en kesin şekilde yansıtan bir sistemdir.
Malum temsilde adalet ve yönetimde istikrar kavramları seçim sistemleri masaya yatırılırken temel iki ilke olarak tebellür eder. Demokrasi için sandık önemlidir ve sandık için de iki hedef var: Temsilde adalet, yönetimde istikrar.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Fakat genellikle yönetimde istikrar ağır basar ve temsilde adalet ikinci planda kalır.
Hatta giderek temsilde adaletin hiçbir hükmü kalmaz.
Zaten liderlerin iki dudağı arasındaki bir sistem demokrasimize musallat olmuş ve meclisi itibarsızlaştırmıştır.
Bu sistemde toplam geçerli oy sayısı milletvekili sayısına bölünür. Bu rakam alınan oylara göre milletvekili sayısını ortaya koyar. İlgili seçim çevresinde Milletvekili çıkarmasa da herhangi bir partinin aldığı artık oy başka bir seçim çevresine aktarılabiliyordu bu sistemde. Dolayısıyla genelde alınan oy ile bazı küçük partiler milletvekili çıkaramaz duruma gelmiyordu.
Bu sistem, 2011 seçimlerinde uygulansaydı mesela;
Adalet ve Kalkınma Partisi 275 milletvekili çıkarabilecekti. Oysa 327 çıkardı.
CHP 143 çıkaracaktı, oysa 135 çıkardı.
MHP 72 çıkaracaktı, oysa 53 çıkardı.
Bağımsız 35, SP 7, HAS 4, BBP 4, HEP 2, DSP 1, DYP 1, TKP 1, MP 1

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Görüldüğü gibi hemen her görüşe yer verilecek ve gizli koalisyonlara lüzum kalmayacaktı.
Mesela BBP belki de tek bir vekil çıkarmak için her şeyinden feragat ederek iktidara yaslanmayacak ve bağımsız fikirleriyle hareket edebilecek üstelik de bir değil 4 milletvekili çıkarabilecekti.
Belki de Millî Bakiye Sisteminin bu sonucu ortaya koyacağı bilgisiyle seçmen üzerindeki sosyo-psikolojik baskı da ortadan kalkacak, muhtemelen 4’ün de üzerine çıkabilecekti. Bu elbette ki Hasparti için de böyleydi, diğer partiler için de…
Güçlü hükümetler kurulmasını önlediği, yönetimde istikrar ilkesine uymadığı tezleri ileri sürülse de adaletin tecellisinde ve demokrasinin kalbi Meclisin teşekkülünde Millî Bakiye sistemi yapıcı bir rol üstlenmektedir. Gerçekte mevcut seçim sistemi antidemokratiktir ve birinci partiye gereğinden fazla vekil çıkartarak güç travmasına yol açmaktadır. Ayrıca partiler doğal yapısını fikirlerini bir kenara koyarak gizli koalisyonlara evrilmekte, farklı kesimlerden insanları bünyesine katarak demokratik bir işleyişin sulandırılmasına sebebiyet vermektedir.
Karen Horney, Çağımızın Tedirgin İnsanı eserinde:
“Boyun eğme tavrı sevilme yolu ile güvenliğe erişme halidir. Güvenlik duygusu ile bu mutlak itaate evrilir. Bu kişilerde endişe o derece şiddetli, sevildiğine inanmama duygusu o kadar güçlüdür ki, sevgi yolu büsbütün tıkanmıştır.”( s 103) demektedir.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Kendi kaderini belirlemede sınırsız bir gücü olduğu duygusu ile tam bir güçsüzlük duygusu arasında bocalayan siyasi insan boyun eğerek bir sevgi ve güvenlik ortamına kavuşacağını umar. Fetö metodolojisi bu vehimden istifade etme sanatıdır. Bu metodolojiyi kullanan teorik olarak fetöcüdür.
Boyun eğme davranışı gösterenlerde temel ilke şudur:
Boyun eğersem kimse bana kötülük edemez.
Bugünkü siyasamız bu cendereye sıkışmıştır.
Dolayısıyla seçim sistemini değiştirerek biraz olsun demokrasiyi daha işler hale getirebiliriz.
Milli bakiye sistemi gelmiş geçmiş en iyi seçim sistemlerimiz arasındadır.
Milli bakiye ne için gerekli: adalet için. Mevcut seçim sisteminin adil olmadığı ortada… Meclisin itibarındaki gerileme de bu açıdan değerlendirilebilir.
Demokrasi niye işlemiyor? Halkın oyu çöpe gidiyor da ondan.
Yıllardan beri:
1. Temsilde adalet
2. Yönetimde istikrar

dengesi adaleti perdeleyip istikrarı öne geçirdi. Temsilde adalet olmadığı için oylarımız sömürüldü.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Kul hakkı yendi. Temsilde adalet için milli bakiye sistemi çözüm olabilir.
Oy çalma kul hakkına girer. Temsilde adalet yönetimde istikrarı da sağlar. Milli bakiye sistemine geçilmeli ve her oy yerini bulmalı.
Milli bakiye sistemi olsaydı her oyun hakkı meclise yansıyacaktı.
Temsilde adalet olmayınca yönetimde istikrar kılıfında milletin tercihlerini istismar kolaylaştı ve denge bozuldu.
Adalet ortadan kalkınca istikrar her türlü sömürünün bahanesi oldu.
Meclis milli bakiye kararı almalı ve itibarını geliştirmeli.
Temsilde adalet olmadığı zaman yönetimde istikrar tek adam rejimini geliştirdi. Mevcut sistemde oylar boşa gidiyor. Hatta haksız yere başka partiye yazılıyor.
Temsilde adalet olmazsa yönetimde istikrar istismar edilebiliyor. Bu ucube sistemden vazgeçip milli bakiye sistemine geçmeliyiz ve her türlü soyguna son vermeliyiz. Oy gaspı en büyük haksızlıktır. Zira başka haksızlıkları davet etmektedir.
Vatandaş oy veriyor; o oy başka partiye yazılıyor ve başka partiden milletvekili çıkarıyor. Bu adalet mi?
Bu kul hakkının gaspı değil mi? temsilde adalet istiyoruz. Temsilde adalet olmadan yıllar boyu yönetimde istikrar perdesi arkasında demokrasi oyunu oynandı, gerçek demokrasi rafa kalktı.
Her oy değerlidir.
Türkiye demokrasisi 1966’dan bu yana hep geriye gitmiştir.

Zafer Partisi Millî Bakiye Sistemi Destek Turlarına Başkadı

Biz diyoruz ki, seçim sisteminde yapılacak böyle bir değişiklik, bugünkü gerginliği biraz olsun hafifletecek; çoğulculuğu temin edip seçmenin iradesinin tam yansımasına zemin hazırlayacak ve toplumdaki bezginliği, yılgınlığı, rejime olan güvensizliği ortadan kaldıracak bir kapı açacaktır.
Aslında bu sistem değişikliği iktidar partisi için de hayırlı olacaktır. Çoğulculuğu temin rolünün bir getirisi olarak muhalefetin cephe oluşturmasını da gereksiz kılacağı için ilanihaye sürdürülemeyecek olan gerginlikten, korku ve vehim telaşından daha da önemlisi Fetö metodolojisinden kurtulmuş olacaktır. Sevgisiz, mutlak itaate dayanan boyun eğme nevrotik halinden kurtulan geniş kitleler de özgürlüğe kavuşacaklardır.

Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
Zafer Partisi Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Bşk.Yrd.

 

Devamını Oku

İYİ Parti Kurucusu, Ünlü Gazeteci Vedat Yenerer Zehir Zemberek Bir Açıklama ile Partisinden İstifa etti

İYİ Parti Kurucusu, Ünlü Gazeteci Vedat Yenerer Zehir Zemberek Bir Açıklama ile Partisinden İstifa etti
2

BEĞENDİM

ABONE OL

zaman içinde üstün eğitim ve liyakat sahibi Türk milliyetçilerinin  parti içinde bir önem teşkil etmediğini gördüm. Maalesef ki bunların yerine asla benim dava arkadaşım olamayacak bana göre basiretsiz, liyakatsız ve vasıfsız biatçılar getirildi. Atatürk düşmanlarının, etnik bölücülerin “Apo’ya ev hapsi olsun” ya da “Ege’de Yunan işgali yoktur, hepsi Yunan adası” diyen tescilli işbirlikçilerin, tekrar tekrar üst düzey görevlere getirildiğini içim acıyarak gördüm ve yaşadım. Bana göre il il dolaşıp, mücadele ederek kurduğumuz partimiz zaman içinde Meral Akşener Fun Club’a dönmüş durumdadır.” diyen İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi, Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Baş Danışmanı, Ergenekon mağduru, ünlü gazeteci Vedat Yenerer zehir zemberek bir açıklama ile partisinden istifa etti. Yenerer’in açıklaması şu şekilde:

KAMUOYUNA DUYURU

Kurucusu olduğum İyi Parti’de TBMM Grup danışmanlığı görevimin resmi olarak 21 Aralık 2021 tarihinde sonlandırılmasına karşın, bana hala tebliğ edilmediğini tesadüfen öğrenmiş bulunmaktayım. Nezaketen de olsa dostluğumun olduğunu düşündüğüm yöneticilerin ya da sekreterlerin hiç biri hala aramış değildir.

Türk Dünyası’ndan Sorumlu Danışmanlığın da yaptığım Sayın Meral Akşener’den etik olmayan bir şekilde bu görevden de alma nedenini açıklamasını bekliyorum. Yapılacak açıklamaya mutlaka bir cevap hakkım olacaktır.

Peki, şaşırdım mı? Tabi ki hayır. Bekliyordum. Benim özellikle vatanı, milleti yakından ilgilendiren ve toplumdan saklanan konulardaki çalışmalarım yazılarım, söylemlerim, medyadaki açıklamalarım ve televizyon programlarımın genel merkezdeki bazı isimleri rahatsız ettiğinin farkındayım.

Gazetecilik mesleğinde dünyanın 100 ülkesinde çalışmış, 34 yılı geride bırakmış 15 kitap yazmış bir yazar olarak çok insan tanıdım. Bugüne kadar sadece ve sadece vatanımın ve milletimin çıkarları için cansiperane çalıştım. Her zaman cumhuriyetimizin kurucu ilkelerine sadık kaldım ve savundum.

Bu partiye katılma nedenim Sayın Meral Akşener’in başlangıçta milli ve kurucu değerlere sahip çıkacağını beyan etmesiydi. Bir kadın ve anne olması nedeniyle de aleyhinde söylenenlere karşı onu her mecrada, herkes susarken korudum kolladım. Ayrıca, bu nedenle de vicdanım rahat.

Hiçbir şeyi bazıları gibi gösteriş için yapmadım. Türk milliyetçiliği davamdan hiç şaşmadım. Bu parti kurulduğu günden beri hem Türkiye’yi hem de Türk dünyasını adım adım dolaştım. Partimi ve genel başkanımı ailemi de ihmal etme pahasına, sağlığımızı tehlikeye atarak bugüne kadar (Pandemi süreci dahil ) en iyi şekilde tanıttım. Tüm parti bunu iyi bilir..

Ben, hayatım boyunca belediyelerde, devlet kurumlarında ihaleye hiç girmedim, girmem. Şehidin, gazinin, yetimin ve garibin hakkını yemedim, yemem.

Bebek Katili Terör Örgütü PKK/HDP ile hayatım boyunca işbirliği yapmadım, yapmam. Değil günlerce, bir dakika bile pazarlık masasına oturmadım, oturmam. Masaya oturmak için Ermeni teröristlerin Müslüman olmasını beklemedim, beklemem. Örneğin, Leyla Zana gibi birinci sınıf vatan hainlerine asla sıcak bakmadım bakmam.

Ergenekon davasında cezaevine atılmış ve FETÖ işkencesi görmüş biri olarak Türk Tarihi’nin en büyük casusluk ve Terör Örgütü, ABD, AB ve bilumum düşman tarafından korunan, AKP tarafından her şey verilerek darbe yapacak kadar devleti ele geçirmiş FETÖ ile hayatım boyunca mücadele ettim. İşbirliği yapmadım yapmam. En önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti için can ve kan verenlere asla ihanet etmedim, etmem. Ailemde, sülalemde ne bir PKK/HDP’li ne de FETÖ’cü vardır…

İyi Parti kurucularından ve en çok çalışanların başında gelen biri olarak sahadaki çalışmalarımın toplumda kabul ve takdir görmesi, medyada yer almasına rağmen bilinçli olarak genel başkan ve parti yöneticileri tarafından görmezden gelinmesi, hatta ciddi olarak rahatsız olunması, bazen açıkça sabote edilmesi diğer arkadaşlarımızın da dikkatini pek çok kez çekmiştir.

Seçim öncesi özel hazırlanan videoda Sayın Meral Akşener’e “Buraya FETÖ’cü giremez” diyen 4 Ergenekon sanığından biriydim. Parti kurucusu ve çok emeği geçmiş, oy getirmiş, tanınmış vatanseverler, sistemli olarak dışlandıklarını ve kullanıldıklarını görerek teker teker İyi partiden ayrıldılar. Bu haksızlığı ve emek hırsızlığını gören biri olarak, savaşçı kişiliğim nedeniyle çok direndim, tabiri caiz ise kelle koltukta İyi parti için mücadele ettim. Sonunda beklediğim gibi sıra bana geldi.

Benim için İyi Parti KOCAMAN BİR HAYAL KIRIKLIĞI olmuştur.

O videoda genel başkanımıza “giremezler” demiştim ama zaman içinde üstün eğitim ve liyakat sahibi Türk milliyetçilerinin  parti içinde bir önem teşkil etmediğini gördüm. Maalesef ki bunların yerine asla benim dava arkadaşım olamayacak bana göre basiretsiz, liyakatsız ve vasıfsız biatçılar getirildi. Atatürk düşmanlarının, etnik bölücülerin “Apo’ya ev hapsi olsun” ya da “Ege’de Yunan işgali yoktur, hepsi Yunan adası” diyen tescilli işbirlikçilerin, tekrar tekrar üst düzey görevlere getirildiğini içim acıyarak gördüm ve yaşadım. Bana göre il il dolaşıp, mücadele ederek kurduğumuz partimiz zaman içinde Meral Akşener Fun Club’a dönmüş durumdadır.

İstanbul 2. Bölge 9. Sıradan milletvekili adayı olduğumda seçilemeyeceğimi bile bile çok çalıştım. Sayemde, sayemizde Türk ve Atatürk düşmanları 2.3. Sıradan paraşütle milletvekili oldular. Seçim sonrası Afyon’da çalıştayda Sayın Meral Akşener, 300 kişinin huzurunda benden ve bir başka arkadaşımızdan isim vererek özür diledi. Kendi arkadaşları tarafından pek çok kez sırtından hançerlendiğini bana da söyleyen Sayın Akşener’in sırtında herkes bilsin ki benim hançerim yok. Ben kalleşlik yapmadım. Her şeyi adamın gözünün içine baka baka söylerim ve yaparım. Ama şimdi, Sayın Akşener hiçbir tebligat ve açıklama yapmadan, kalp kırarak, ikinci kez itibar infazıyla görevime son vererek beni hançerledi. Kurucusu olduğum parti ile ilişiğimi kesti. Şimdi daha iyi anlıyorum ki sözlerinde hiç samimi değilmiş. Aynı toplantıda bazı kurucularımız, Sayın Akşener’in yüzüne seçim öncesi verdiği milletvekilliği sözlerini tutmadığını, ses kayıtlarını dinletebileceğini söyleyince neredeyse linç edileceklerdi.

Art arda görevlerime son verilmesi ve parti tarafından bunun tebliğ edilmemiş olması normal değil, açık bir tavırdır. Varsın olsun, ben doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğim. “Kirli” siyaset yapanların olduğu bir ortamda temiz kaldığım için kendimle gurur duyuyorum.

Son olarak, İyi Parti’de umutla kalmış, sahada çalışan çok değerli vatanseverlere ve Türk milliyetçilerini saygıyla selamlıyorum. Sosyal medyada beni takip eden İyi Partili arkadaşlarımın sayfamdan ayrılmalarına hoşgörüyle bakacağım.

Şu andan itibaren İyi Parti ile hiçbir bağım kalmamıştır. Bana söyleyecek sözü olanlar sosyal medya sayfalarından yazmasın. Kendilerini ekranlara davet ediyorum. Kim haklı kim haksız millet karar versin…

Vatanım ve milletim için çalışmaya kaldığım yerden devam edeceğime hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü ben, Mavi Gözlü Bozkurdumuz, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk milletinin ölene kadar askeriyim…

Kamuoyuna saygıyla duyurulur

Devamını Oku

Kıbrıs birleşirse Türklerin hakkı ne olacak?

Kıbrıs birleşirse Türklerin hakkı ne olacak?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aramızda belli bir kesim, KKTC’nin lağvedilerek 4 Mart 1964 günü BM’de, ABD, Rusya ve AET’nin desteği ile Rumların gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’ne katılmak için her türlü çalışmayı yapıyor. Hedefleri sözüm ona “Euro maaş almak, özgürlüğümüzü ve egemenliğimizi önce Rumlara sonra da AB’nin kontrolü altına vermek, AB içinde azınlık olarak, sözde mutlu bir şekilde yaşamak.

Bu hedeflerini halkımıza kabul ettirmek için de kurdukları dernekler vasıtası ile AB’den, faaliyetlerine katkı kisvesi altında paralar alıyorlar ve Rumlarla birleşilirse neleri kazanacağımızı allayıp pullayarak vatandaşlarımızın önüne koyuyorlar. Okullarımızda bazı öğretmenler minicik çocuklarımıza, milli mücadelemizi ve uğradığımız soykırımı anlatacaklarına, Rumlarla birleşirsek bir şeyler kazanacağımız hayalini anlatıyorlar ama asla özgürlüğümüzü ve egemenliğimizi kaybedeceğimizi, Rumların yönetimi altında aynen Batı Trakya’da olduğu gibi her haktan yoksun “azınlık” statüsünde yaşayacağımızı söylemiyorlar.

Kendi kişisel yaşanmışlıklarım ve deneyimlerim bana Birleşik Kıbrıs’ta nelerin yaşanacağının ip uçlarını vermekte. Olması mümkün değil ama şayet olursa Rumların, neredeyse 2 asırdır dile getirdikleri “çoğunluk biziz, adayı yönetmek bizim hakkımızdır” görüşlerinin, acı bir şekilde hayata geçeceği kesin.

Anlatacaklarım, benim yaşadıklarım. Yorum sizin;

1970’li yılların başında Mağusa Limanındaki serbest bölgede, tahminen 20 kadar Gümrüksüz Mal satışı mağazası “Duty Free” vardı. Bunların tamamına yakını Rumlara aitti. Tek bir dükkânı Türk işletiyordu. Tüm mağazalarda fiyat aynıydı zira toptan fiyatı 20 Şilin, perakende fiyatı 22 Şilin olan bir karton sigarayı, kâr marjı çok düşük olduğu için hiçbir mağazanın daha düşük fiyata satması mümkün değildi.

Türk mağaza sahibi birden Türk gemilerin bile kendisine hiç gelmediğini fark etti. Şaşırdı. Biraz araştırınca Çikko Manastırı’nın, Rum mağaza sahiplerine aradaki farkı ödeyerek perakende fiyatını 20 Şiline düşürmeleri talimatını verdiğini öğrendi. Müşteri kaybı nedeni ile Türk soydaşımızın dükkanı battıktan ve meydan kendilerine kaldıktan sonra da sigara fiyatları 24 Şilin olmuş, Çikko manastırının sübvansiye ettiği 2 Şilinler manastıra geri ödenmişti. Türk’e ait bu mağazayı batırmak ve iflas ettirmek için bizzat Rum Ortodoks Kilisesinin merkezi olan Çikkos Manastırı’nın müdahale etmesi, Rumların Türklere ekonomik hayatta da ne denli gaddarca davrandıklarının göstergesiydi.

***

Kıbrıs birleşirse Türklerin hakkı ne olacak?Barış Harekâtı öncesi Mağusa’da İnşaat mühendisi olarak çalışırken, Maraş’taki Ordu Evi’nin karşısındaki, günümüzde yurt olarak kullanılan 10 katlı binanın statik hesaplarını yapmış, inşaat süresince de kontrol mühendisliğini yürütmüştüm. İnşaatı üstlenmiş olan müteahhit Meşşios usta ve işçi sıkıntısı çektiğinde benden yardım isterdi. Ben de Mağusa’da yaşayan Türklerden usta ve işçileri işe aldırıp, iş gücü sıkıntısının azaltılmasına yardımcı olurdum. Zaman içinde inşaatta çalışan Türklerin sayısı belirgin şekilde artmış, işler de hız kazanmaya başlamıştı. Bir sabah inşaata, EOKA’nın Mağusa bölgesi sorumlusu geldi ve müteahhit Meşşios’a bütün Türkleri işten atması talimatını verdi. O gün tüm Türkler işten atıldı, bana da inşaatı kontrole gerek olmadığını ve inşaata gelmemem söylendi. Kovulmuştum…

***

Yaşadıklarım bitmiyor ki…

1972 senesinde Mağusa (Rum) Belediyesi bayındırlık işlerinde görev yapmak üzere bir inşaat mühendisi veya Mimar münhali açınca, ben bütün koşullara uygun vasıfları taşıdığım için başvurumu yaptım. Kıbrıs Cumhuriyeti Mühendis ve Mimarlar Odasına kayıtlıydım, imza hakkım vardı, İngilizce ve Rumca biliyordum ve Mağusa’da ikamet ediyordum. Benden başka aranılan vasıflara uygun bir tek kişi daha vardı: Ünlü Lordos ailesinin oğlu Mimar Constantinos Lordos.

Kıbrıs’ın en zengin ailelerinden birisinin oğlu olan Constantinos Lordos’un böylesi bir işe ihtiyacı olmadığı için, başvuru da yapmamıştı.

Münhalin kapanış gününden sonraki ilk iş gününde, işe alındığımdan emin olarak yapacağım işin detayını ve koşulları Belediye Başkanı ile görüşmek için Belediye binasına gittim. Yaklaşık 4 buçuk saat (Türk olduğum için) kapıda bekletildikten sonra Başkan Bambos beni kabul etti. Ben aklımdaki soruları sorduktan sonra Belediye Başkanı ayağa kalktı, iki elini yana açarak bana doğru geldi ve “Griye (bay) Atun, sen tam aradığım adamsın. Tüm koşullara da uyuyorsun. Seninle çalışmak bizim için büyük bir mutluluk olacaktır. Bak, Glafkos Klerides ile Rauf R. Denktaş, Kıbrıs konusunu müzakere ediyorlar. Müzakereler anlaşmayla bitsin, hemen ertesi gün gel ve işine başla” diyerek beni kapının önüne koydu. Aradan tam 50 yıl geçti. Müzakereler halen daha devam etmekte. Eğer Rum olsaydım, aynı gün işe alınacaktım. Ama ahtım var, müzakerelerin anlaşmayla bittiği gün hayatta isem Bambos’un mezarına gidip “Bana söz verdiğin işime başlamak için ben geldin Griye Bambos” diyeceğim.

İşte “Birleşik Kıbrıs”ta bizi bekleyen gelecek, bu olayların benzerlerini yaşamak, her koşul ve yerde azınlık konumunda olmak…

Bu yazım, Rumlarla ve AB ile Kıbrıs’ın birleşmesi hayalinin gerçekleşmesi için iş birliği yapan kişi, kuruluş ve Sivil Toplum Örgütlerine ithaf olsun…

Devamını Oku

Başkan Akgün’den; Yeni Yıl Mesajı

Başkan Akgün’den;  Yeni Yıl Mesajı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eğitimde Kalitryi Geliştirme Derneği Genel Başkanı Metin Akgün Yıılbaşı münasebetiyle yazılı bir açıklama yaptı. Akgün’Ün açıklaması şu şekilde:

Yeni bir miladi yıla giriyoruz. 2021 miladi yılın her bir günü saat saat, dakika dakika, anbean biterken, 2022 yılı başlayacak. Pandemi gölgesinde, Alfa, Beta, Delta, Gamma, derken “Omicron” varyant tedirginliğinin anbean arttığı,  yeni tedbirlerin başlamasının tartışıldığı bir süreçte, yeni yıl karşılanacak…

Çevreme baktığımda belli bir kesimin yoğun bir telaşına, heyecanına tanık olurken, bu heyecanın aldıkları eğitimin, yazılı ve görsel medyadan daha etkili sosyal medyada yaşanan bilinçaltı göndermelerin dışa yansıması olduğunu düşünüyorum…

Her yeni yıl, yeni hedeflere, huzur dolu ve müreffeh yarınlara ulaşılmamız için bizlere taze başlangıçlar ve yepyeni fırsatlar sunmaktadır. Bu yeni yıl ister MİLADİ, İster HİCRİ olsun. Zaman, doğumumuzla bize imtihan olmamamız yönünde, bize verilen bir süre değil mi?

Yaratılan ay da, güneş de zamanın birer şahidi olan Allah’ın ayetleri değiller mi?

Önemli olan, “MİLADİ” yıl, “HİCRİ” yıl, eksenli tartışmalara kapılmak değil, Rabbimizin bir nimeti ve emaneti olan zamanın içini nasıl doldurduğumuz, yaratılırken; bize verilen o sayılı nefeslerimizi nasıl ve hangi amaçla harcadığımızdır.

Akıllı insanın, yarın hüsrana uğramama hedefinde, kendisine Asır Suresinde verilen ipuçlarının takibinde, “Allah’ın (c.c.) hakkını Allah’a, Kulun hakkını kula vermek, yaşamın her anında haktan ayrılmama yönünde istikrarlı olmak değil midir?

Aziz gönül dostları,! Her yılın sonu, yeni bir yılın başlangıcıdır aslında. Bu başlayan yılın hicri veya miladi olmasının bir farkı yok aslında …

Önemli olan, bu yeni başlangıca dönük ne planladığımız, neye odaklandığımız değil mi?

Öyleyse bu yeni başlangıcı vesile kılarak hadiste dile getirilen soruları kendimize yeniden soralım.

Unutmayalım ki; biz, güneşe tapınanlara benzememek için, güneşin doğumu ve batışında ibadeti kerahet vakti kabul eden bir peygamberin ümmetiyiz…

Yine unutmayalım ki; ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak, bizi biz kılan değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayr-i meşru tutum ve davranışlar sergilemek, sergilemeye devam etmek, bize yakışmayacak, elbette bunun da hesabı sorulacaktır…

Önemli olan, yeni bir yılın başlamasına ne anlam yüklediğimizdir. Yıllar ister aya göre belirlensin ister güneşe göre, fark etmez. Allah (c.c.) bize güneşi de şahit gösterir, ayı da. Önemli olan, yeni günlerin adının ne olduğu değil, yeni günlerde nasıl var olduğumuz, gelecekte ne olmaya karar verdiğimizdir.

Zamanın geçişini haber veren yıl başlangıcı gibi özel zaman dilimleri, aslında yeni bir başlangıç yapmak için bir fırsattır.

Hatalarımızı gözden geçirip yeni kararlar almak,

Hatalardan pişmanlık duyup da telafi yönünde harekete geçmek,

Hayatımızda yeni beyaz sayfalar açmak gibi…

Eğer rasyonel düşünürsek, zamana değer katabilir, zamanı kurtuluş sebebimiz yapma hedefimizde ilmek ilmek işleyebiliriz.

Yeni bir miladi yılın başlangıcının aynı zamanda, Put saltanatının, cahiliye dönemlerinin en karanlık sayfalarının sonuncusunun kapandığı, bir fethin, Kur’an-ı Kerimin “Feth-i Mübin” adını verdiği, Mekke-i Mükerreme’nin fethinin de yıldönümü olduğunu unutmadan; “Feth-i Mübin”in o an olan kalplerin fethindeki samimiyetle anlam bulduğunu;

Bu gün, İslam coğrafyasında ve hassaten ülkemizde, kardeşin kardeşe hasım olduğu, tahrik ve tertiplerle düşman kılındığı kaos ortamından çıkışımıza vesile kılabileceğimizin farkındalığında yaşamanın kazandıracaklarının farkındalığında,

 

Şahsım ve Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu ve üyelerimiz adına;

Farklı boyutlarıyla istiklal ve istikbal mücadelesi verdiğimiz hassas günler yaşadığımız bir süreçte, yeni bir sayfanın açılacağı, miladi 2022 yılının başlayacağı bu yeni yılın ilk saatlerinden itibaren, Mekke’nin fethindeki saf duyguların manevi atmosferinde yaşamaya çalışarak, bu yolda nefislerimizi yenerek süreci değerlendirmemiz gerektiği,

Yurt içinde ve yurt dışında yaşadığımız gerek terör, gerek siyasi, gerek ekonomik kaosun son bulması, küresel eşkıyaların tahrik ve tertibine kapılan, nefsinin peşinde kardeşine hasım olmayı tercih edenlerin büyük fotoğrafı fark etmeleri,

Kültürel kodlarımızdan doğan, Milli Mücadele sürecinde yaşadığımız ve yaşadığımız her zor anımızda yeniden fark ettiğimiz ve yeniden kazandığımız “Kuva-i Milliye Ruhunun” maneviyatında nefsimizin ve duygularımızın esaretinden kurtulup, gönüllerin birliğinde buluşarak, imani kardeşliğin tesisine dönük hata yapan yakınlarımızı uyararak, doğru yola yönelterek, kardeşliğimizi yeniden pekiştirmeye vesile kılabileceğimize dikkat çekeriz.

Devamını Oku

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şahsuvaroğlu: 2022 yılının Tarım Seferberliği yılı olarak ilan ediyoruz

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şahsuvaroğlu: 2022 yılının Tarım Seferberliği yılı olarak ilan ediyoruz
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Üreticilerin tarlasında üretime devam etmek ve reel ekonomiye kan vermek, onu ayakta tutmak için sürdürülebilir bir tarımsal faaliyet zincirine, güvenceye ihtiyaçları var.” Diyen Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Şahsuvaroğlu, 2022 yılını Zafer Partisi olarak, “Tarım Seferberliği Yılı” ilan ettiklerini belirten bir Basın Açıklaması yayınladı.

Şahsuvaroğlu’nun Basın Açıklaması şu şekilde:

Zafer Partisi 2022 yılının Tarım Seferberliği yılı olarak ilan edilmesini istedi.

Hükümet önümüzdeki yılı tarım seferberliği yılı ilan etmeli ve köyleri koruyan- yaşatan bir programı hayata geçirmeli.

Tarım seferberliği yılında çiftçiye ihtiyacı olan bütün girdileri temin edeceği ve ürününü pazarlayabileceği destek sistemi kurulmalıdır. Üreticilerin tarlasında üretime devam etmek ve reel ekonomiye kan vermek, onu ayakta tutmak için sürdürülebilir bir tarımsal faaliyet zincirine, güvenceye ihtiyaçları var. Bunun için evvelemirde tarımsal girdileri ucuza temin etmesinin önündeki bütün spekülatif engellerin ortadan kaldırılması şarttır. Tarım seferberliği yılında üreticilerin her türlü tarımsal girdiye erişimi kolaylaştırılmalıdır.  Zafer Partisi bunun için ÜÇ AŞAMALI PROGRAM öneriyor.

  1. Tarımın Organizasyonu
  2. Tarımsal sanayinin organizasyonu
  3. Pazarın organizasyonu

Tarım seferberliği yılında ekilmedik, sulanmadık tarla kalmamalıdır. Toprak ve su kaynakları korunup geliştirilmelidir. Üretici örgütlenmesi tamamlanmalı, tek bir çiftçimiz bile kendisini kimsesiz hissetmemelidir.

Tarım seferberliği yılında köyleri muhafaza eden ve tarımsal faaliyete devam eden her köylü başta köyün ve çiftlik hayatının garantisi olan üretici kadınlarımız sigortalı olmalı, köyde yaşayan her kişi Tarım işçisi sayılmalı ve bir üretim seferberliği başlatılmalıdır.

2021 yılı tarım ve köylü için kâbus yılıydı

Muhasebe yapmak fert fert hepimiz için faydalı bir eylem olmakla birlikte yöneticilerin her koşulda muhasebe yapması ve milleti ile paylaşması hem yasal zorunluluk hem de vicdani bir gerekliliktir.

Biz de bir yıl sona ererken Tarım sektörünün muhasebesini yapmak ve kötü gidişata dikkat çekmek istedik.

Zor ötesi bir yılı geride bırakıyoruz. 2021 yılı üreticilerimiz için kâbus yılıydı. Hayat pahalılığı, korona virüs salgını, kuraklık, orman yangınları, doğal afetler, maden patlamaları, yoksulluk, intiharlar, teröre kurban verdiğimiz şehitlerimiz milletçe hepimizin canını acıttı.

Birçok sektörde farklı sıkıntılar yaşanmakla birlikte 2021 yılında en çok, Tarım ve gıda sektörünün canı yandı ve manşetlerden hiç inmedi. Çiftçiler üretmekte zorlandı, emeğinin karşılığını alamadı. Gıda enflasyonun suçu çiftçiye yüklendi. Çiftçi ithalat sopasını hep üstünde hissetti. Üreticiler zarar ederken tüketici gıda maddelerini pahalıya yedi.

Tüm tarım ürünlerinde üretici fiyatları ile tüketici fiyatlarındaki makas açıldı. Kazanan yine aracılar oldu. Üreticinin sırtından geçinen ve siyasi erki üreticiyi ezmek için kullanan rantçılar kolay kazanma peşinde çiftçini ve köylünün belini kırdı. Çiftçi en sevdiği topraktan kaçar oldu, ekmemeyi tercih etti.  Sıkıntı yaşayan sadece çiftçiler olmadı. Tarım sektörünün diğer paydaşları, gıda imalatçıları ve perakendeciler de benzer sıkıntılar yaşadı. Döviz kurundaki dalgalanmalara bağlı olarak gübre, mazot, yem, zirai ve veteriner ilaçların fiyatları sürekli arttı, maliyetler yükseldi.

Güzlük hububat ekiminde çiftçi gübre almakta zorlandı, hayvan yetiştiricileri, maliyetin altında kalan et ve süt fiyatlar nedeniyle hayvanlarını kasaba göndermek zorunda kaldı. Tüketici gıda fiyatlarına para yetiştiremez oldu.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) hububat alım fiyatlarını   düşük açıkladı. Bu yüzden piyasada regülasyonu sağlayacak miktarda ürün alamadı ve tahıl tüccarda birikti. Sonrasında TMO artan yem ve un fiyatlarını dengelemek için yüksek fiyatla hububat ithal etmek zorunda kaldı. Fakat ithalat da beklenen ucuzlamayı sağlamadı.

Bu yıla damgasını vuran bir başka olumsuzluk ise özellikle Güneydoğu, Doğu ve İç Anadolu’da yaşanan kuraklık oldu. Buğday ve arpada   rekolte düşüklüğü yaşandı. Her ne kadar kuraklıktan etkilen üreticilere dekar başına bir destek verildi ise de çiftçinin zararını karşılamadı.

Çiftçilerin beklentilerini karşılamayan bir başka karar ise, 2021 yılı tarımsal desteklerin geç açıklanması ve gübre desteği dışında artış yapılmaması oldu. Daha da kötüsü yetersiz desteklerin bir yıl sonra ödenecek olması…

Bütün bu olumsuzluklar yaşanırken Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin “çiftçimizin zarar ediyoruz dediği bir ürün yok” ve “toplumda kayrılan bir kesim varsa o da çiftçi kesimidir” sözleri   çiftçilerden büyük tepki görürken yılın gafı olarak kayıtlara geçti.

Biz Zafer Partisi olarak “tarımına sahip çıkmayan bir toplumun yarını olmaz, olamaz” diyoruz. Tarım, gıda güvencemizin ve milli güvenliğimizin teminatı olan stratejik bir sektördür. Bu yüzden karar verici ve yönetme makamında olanlar tarım politikalarını bu gözle hazırlamalıdır. Çiftçinin makus talihinin yenilmesi sorumluluk   sahibi herkes için vazgeçilmez ve ertelenemez bir görevdir.

Gelin çiftçinin birlikler veya kooperatifler tarzında örgütlenmesini hızla tamamlayalım. Tarımsal faaliyetin sürdürülebilirliği için üretim güvencesi sağlayalım. Çiftçi girdisini ucuza temin edebilsin, ürününü kendi pazarlayabilsin.

Gelin, Ziraat Bankasını asıl misyonuna geri döndürelim, sadece çiftçiye kredi sağlayan adına uygun bir banka haline getirelim.

Tarım seferberliği yılında reel ekonominin temeli olan tarımı kredilenesi gereken Ziraat Bankasının bundan böyle tamamen çiftçi kuruluşu olacağı açıklanmalıdır. Bu bankanın diğer sektörlerdeki kumpasa, özellikle medya ve inşaat sektörüne olan bağımlılığı ortadan kaldırılmalı, çiftçinin borcu yüzünden tarlada çalışan traktörüne haciz gelmemeli, özellikle başkalarına kaptırılan çiftçilerimize ait paralar çiftçilerimize geri kazandırılmalıdır .

Gelin Tarım Kredi Kooperatiflerinin sadece çiftçinin kredi ve girdi ihtiyacına odaklanmasını kâr kaygısından uzaklaşmasını sağlayalım. Borcunu ödeyemeyen çiftçinin ekip biçmekte kullandığı traktörüne, alet edevatına icra yoluyla el koymak zulümdür. Tarım Kredi başta olmak üzere bütün çiftçi örgütleri her şartta çiftçinin yanında olsun.

Artık Türk Milleti durum tespiti yapan siyasilerden yoruldu. Tok karın ve mutlu yarınlar için yeni   yüzler, yeni çözüm önerileri ve   kalıcı politikalar bekliyor.

Köylü Milletinin efendisi olmayı ve Zafer’i hak ediyor.

Devamını Oku