DOLAR 12,59311.44%
EURO 14,22161.09%
STERLIN 16,81121.29%
ALTIN 720,271,03
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7181796,48%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas Uygur Soykırım Mahkemesi’nde yaptığı tanıklığın detaylarını anlattı

Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas Uygur Soykırım Mahkemesi’nde yaptığı tanıklığın detaylarını anlattı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğu Türkistan’da Çin Komünist Partisi’nin Müslüman Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar ve diğer Türk halklarına yaptığı soykırım ilk kez uluslararası bağımsız bir mahkemede yargı karşısına çıkıyor.

Çin komünist rejimi, mahkeme sürecini karalamak isterken, Doğu Türkistan’da akrabası olan insan hakları savunucularını onların yakınları üzerinden baskı altına almaya çalışıyor.

Uygurları savundukları için yakınları soykırıma tabi tutulan insan hakları savunucuları İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen Uygur Soykırım Mahkemesi’nde tanıklık yapıyor.

Uygur Hareketi’nin İcra Direktörü Rushan Abbas da hem kız kardeşi hem de eşi Abdulhakim İdris’in ailesi için tanıklık yapıyor.

Rushan Abbas Uygur Soykırım Mahkemesi’nde yaptığı tanıklığın detaylarını anlattı

Abbas, 2018 yılından beri haber alamadığı ablası için “O’nun tutukluluğunun acısını her an her gün yaşıyorum. Dünyanın her yerindeki Uygurların günün her dakikasında hissettiği kalp kırıkları ile acılılarımız milyonlarca kat artıyor.” diyerek özetliyor.

Rushan Abbas’ın yaptığı tanıklığın detayları şöyle:

“Aktivizm faaliyetlerine üniversite yıllarında, Tiananmen olaylarından önce Xinjiang Üniversitesi’nde okurken, 1985 ile 1988 yılları arasında demokrasi taraftı organizasyonlar yaparak başladım. 1988 yılında Biyoloji alanında üniversiteyi ikincilikle bitirdim. Fakat insan hakları alanındaki faaliyetlerim nedeniyle üniversite sonrasında hiçbir iş bulamadım. Çin komünist partisinin baskılarının artması üzerine babamın tavsiyesi ile memleketimden ayrıldım. 1989 yılında Washington State Üniversitesi’nde misafir akademisyen olarak kabul edildim. Orada yüksek lisans programını bitirdim. Her zaman, Uygur halkının seslerini duyurmaya çalışan birisi oldum. 1993 yılında Yurtdışındaki Uygur Öğrenciler ve Akademisyenler Birliği’nin kurucuları arasında yer aldım. Uygur Amerikan Birliği’nin Başkan Yardımcılığı’nı iki dönem yaptım. Ben bu görevleri üstlendiğim için o dönemde 59 yaşında olan babam Doğu Türkistan’daki Otonom Bölge Bilim ve Teknoloji Başkanlığı görevini kaybetti. Benim faaliyetlerime misilleme olarak erken yaşta kendi rızası dışında emekli edildi. 1998 yılında Özgür Asya Radyosu’nun ilk Uygur muhabiri oldum.

Şu anda, Washington DC’de kurulu, başta kadınlar ve gençler olmak üzere Çin’in baskısı altındaki Uygurlar ve diğer Türk topluluklarının haklarını ve demokratik özgürlüklerini savunmak amacıyla, kurduğum Uygur Hareketi’nin İcra Direktörlüğünü yürütüyorum. İnanıyorum ki, benim ailem benim bu gibi insan hakları faaliyetlerime misilleme olarak Çin komünist rejimi tarafından cezalandırılıyor.

Burada, 10 Ekim 2018 yılında kaybolan, emekli doktor kız kardeşim Gulshan Abbas ile eşimin kayıp olan bütün aile fertleri adına tanıklık yapıyorum. Eşim Abdulhakim İdris, Dünya Uygur Kongresi’nin Başmüfettişi olarak görev yapıyor ve onlarca yıldır Uygur insan hakları için mücadele ediyor. Mısır’da El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Dünya Uygur Gençler Kurultayı ve Dünya Uygur Kurultayı’nın kurucuları arasındadır.

Kayınpederim71 yaşındaki Abdulkarim Zikrulla İdris ve 69 yaşındaki Habihan İdris çiftçilikle uğraşmaktaydı. Benim eşimin üç kız kardeşi Turannisahan (47), Buayshehan (42) ve Buhedichehan (32) ev hamını ve çocukları ile ilgilenmekteydi. Bu insanlar Çin Komünist Partisi tarafından, başlarını örttükleri ve ibadetlerini düzenli olarak yerine getirdikleri için ‘aşırı dinci faaliyetleri yaptıkları ile suçlandı. Onların eşleri de sıradan, kanunlara karşı saygılı insanlardı. Onlar da toplama kamplarına konuldu. Eşimin kardeşi Abdurehim İdris (44) Ramazan’da İslam dinin gereği olarak oruç tuttuğu için 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Onun eşi Amine de kayıptır. Eşimin ailesi ile olan son görüşmesi 25 Nisan 2017’de olmuştur. Eşim annesini aradığında, annesi ona bir daha aramamasını söylemiştir. Ailesi ile yaptığı o son görüşmede, eşim Çinlilerin annesinin evinde olduğunu biliyordu. Birkaç hafta sonra yeniden aramak istediğinde telefonların bağlantısı kopmuştu.

Aradan yüzlerce gün geçtikten sonra 2017’nin Ağustos’unda Çin’in iç kesimlerinden uzak bir akrabası eşime mesaj göndererek kardeşi Abdurehim’in hapse geri kalan yakınlarının da toplama kamplarına konulduğunu bildirdi. Eşimin akrabalarının durumu hakkında hiçbir bilgimiz yok artık. Aynı mesajda eşime, ailesinin evinin kapısına kilit vurulup mühürlendiği bilgisi de verildi. O yeğenlerinin durumunu sorduğunda, o çocukların nereye götürüldüğüne dair bir bilgi bulunmadığı ve hiçbirinin evde olmadığı söylendi.
O tarihten bu yana ne ben ne de eşim onların akıbeti hakkında bir bilgimiz yok. Eşimin 14 yeğenin nerede olduğuna dair bir iz yok. Onların yaşları 5 ile 22 arasında değişiyordu. Çocukların ailelerinden koparılmış olma düşüncesi kalbimizi derinden yaralamaktadır. Eşimin ailesinden toplam 24 kişi kayıp durumunda. Bütün aile Doğu Türkistan’da Hoten’a bağlı Laskuy Bazar bölgesinde Kollek kasabasında Aguyt mahallesinde büyük bir evde hep birlikte yaşıyorlardı. Eşimin ailesi hakkında en son haber aldığı tarih 2017 yılının yaz ayları. Daha sonra o ailesinin evine kapısını kilit vurulup mühürlendiğini öğrendi. Eşim Abdulhakim İdris, o tarihten buyana ailesinin nerede olduğunu öğrenmek için aklına gelebilecek her türlü yöntemi denedi ancak başarılı olamadı.

5 Eylül 2018’de Hudson Enstitü tarafından Washington DC’de düzenlenen panele katıldım. Oradaki konuşmamda, toplama kamplarının durumu, Uygurların maruz kaldığı baskı ve eşimin yakınlarının durumunu anlattım. Bu konuşmadan 6 gün sonra kız kardeşim Dr. Gulshan Abbas ve teyzem Mayinur Abliz ortadan kayboldu. Urumçi’den 1400 km uzakta Artush’ta sıradan bir ev hanımı olarak yaşayan teyzemin, kız kardeşimle aynı tarihte kaybolduğunu öğrendim.

Ne benim kardeşim ne de teyzem bilinen insanlar değiller, onlar ne bir eğitimci ne de bir yazar. Herhangi bir Müslüman ülkeye seyahatleri de yok. Her ikisi de Mandarince’yi çok iyi konuşmaktadır. İkisinin de işle ilgili herhangi bir eğitime ihtiyacı yoktur. Bunları söylemenin sebebi şu dur ki, Uygurlar yurt dışına seyahat ettikleri veya Mandarince’yi konuşamadıkları için Çin hükümetince cahil, geri kalmış veya milliyetçi asi olarak görülmektedir.

Burada ayrıca iki soykırım mağduru iki Uygur için de tanıklık yapmak istiyorum. Birincisi benim lise arkadaşım Qeyser Qeyum ki, Urumçi’de bir derginin baş editörüdür. 55 yaşındaki Qeyser Qeyum’un durumu çok kötüdür. Ağutsot 2017’de tutuklu bulunduğu yerin 8’nci katından kendi atıp canına kıymak istemiştir.

Diğeri ise üniversiteden arkadaşım Waris Abubekri, 53 yaşındadır ve 2019 yılının Ocak ayında toplama kampına konulmuştur. Aynı yılın Kasım ayında serbest bırakıldıktan iki hafta sonra hayatını kaybetmiştir.

Kız kardeşim kaçırıldıktan aylar sonra, teyzem serbest bırakıldığı ama kız kardeşimin nerede olduğuna dair tek bir bilgi yoktur. 2 Temmuz 2020’de Özgür Asya Radyosu’nda yayınlanan bir haberden, kız kardeşimin çalıştığı hastaneden alınan bilgiye dayanarak onun tutuklandığını öğrendim. Halen Çin hükümetlerinden ne bir kelime ne de onunla görüşme isteklerimize bir yanıt alınamadı.

25 Aralık 2020’de üçün taraf kişilerden öğrendiğimize göre, kız kardeşim haksız yere hapis cezasına çarptırıldı. 30 Aralık’ta Amerikan Çin Özel Komitesi ile birlikte bir basın toplantısı düzenledik. Toplantıyı takiben 31 Aralık’ta Çin Dışişleri Bakanlığı basın toplantısı düzenledi ve onun tutukluğunu doğruladı. Onun terörist aktivitelere katıldığı yalan iddiasına dayanarak. Bu bilgi aynı zamanda Çin’in devlet medyası Global Times’de benim aleyhimde yayınlanan ve kız kardeşimin hikâyesinin uydurulduğunu söyleyen haberin de yine kendi ağızlarından yalanlanmasıydı. Çin medyasının bu haberi yapmasından çok önce Mart 2019’da onun hapsedildiğini öğrendik. Çin Dışişleri Bakanlığı bizim organizasyonumuzu ayrılıkçılık yaptığını iddiaya devam etti. Halen onun hayatta olduğuna veya sağlık durumunun nasıl olduğuna dair somut bir bilgiye ya da onun nasıl haksızca yargılandığına dair bir haber yok.

Kız kardeşim, emekli doktor, politika ile ilgisi yok, sıcak kalpli, sevecen ve etrafındakilere değer veren bir annedir. O bütün hayatını insanların sağlıklarına kavuşması için harcadı. Kız kardeşim, birçok hastalıktan muzdariptir. Sadece gözlerinden bile en az birkaç kez ameliyat oldu. Onun sağlık durumunun yakından takip edilmesi gerekmektedir. O, Amerika’daki yakınlarını ziyaret etmek için çok defa Amerika’ya gelmiştir. Bu ziyaretlerinde onu doktora da götürdük. Ona yönelik suçlamaların hiç temeli yoktur ve asılsızdır. O, aile üyelerinin Amerika’da Uygur insan haklarını savunan aktivizm faaliyetleri içinde yer aldığı için cezalandırılmıştır. Çin hükümeti bu faaliyetlere misilleme olarak onu kurban seçmiştir. Onun gizlice gözaltına alınıp tutuklanıp hapse gönderilmesi baştan sonra ona adaletsizce muamele edildiğini göstermektedir. Bu zalimlerin Uygurlara karşı işlediği suçların hepsi bu şekilde kayıt altındadır, yaygındır ve korkunçtur. Kardeşimin maruz kaldığı bu muamele tamamen intikam almak amacıyladır.

Onun tutukluğunun acısının yükünü her an ve her gün yaşamaktayım. O’nun çocukları ve torunları her günlerini O’ndan haber almaksızın geçirmektedir. Kızlarından biri O’nun durumu hakkında daha iyi bilgi almak için Florida’dan Washington DC’ye taşınmıştır. O ve onun kız kardeşi annelerinden haber alamamanın üzüntüsü ile sağlık sorunları yaşamaktadır.

Eşim de bu büyük kayıp nedeniyle her gün acı içindedir. Bu çile uzadıkça her gün suçluluk ve eziyetle sarsılıyorum. Dünyanın her yerindeki Uygurların günün her dakikasında hissettiği kalp kırıkları ile acılılarımız milyonlarca kat artıyor.”

Devamını Oku

Uygur Türklerinin nüfusu Çin’in doğum kontrol politikaları nedeniyle ’20 yılda üçte bir azalabilir’

Uygur Türklerinin nüfusu Çin’in doğum kontrol politikaları nedeniyle ’20 yılda üçte bir azalabilir’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çin’in,  Uygur Özerk Bölgesi’nde  Uygur Türkleri ve diğer Türk kökenli etnik azınlıklar üzerindeki baskısının nüfusa uzun vadeli etkileri konusunda yapılmış ilk hakem onaylı araştırmanın sonuçları açıklandı.

Alman araştırmacı Adrien Zenz’in yeni analizine göre, Çin’in Doğu Türkistan’ın güneyinde uyguladığı doğum kontrol politikaları nedeniyle bölgede Uygur Türklerinin nüfusu 20 yıl içinde üçte bir oranında azalabilir.

Analize göre, bölgesel doğum kontrol politikaları yüzünden bu sürede normalden 2,6 ile 4,5 milyon arasında daha az bebek doğabilir.

Çalışmada, Çin’in bölgedeki doğum kontrol politikalarıyla Doğu Türkistan’da 2040’ta nüfusun 8,6 ile 10,5 milyon kişi arasında bir düzeyde olması öngörülüyor.

Pekin’in baskı politikalarının öncesi Çinli araştırmacılar bölgede nüfusun 13,1 milyona ulaşacağını tahmin ediyordu.

Uygur Türkleri'nin nüfusu Çin'in doğum kontrol politikaları nedeniyle 'Güney Sincan'da Uygurların nüfusu 20 yılda üçte bir azalabilir'

Kaşgar’da çocuklarıyla yürüyen bir Uygur kadını

Zenz: Çin’in Uygur nüfusun azaltılması için uzun vadeli planlarını gösteriyor

Adrien Zenz, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada “Bu araştırma ve analiz, Çin hükümetinin Uygur nüfusunu azaltmak için uzun vadeli planlarını gösteriyor” dedi.

Zenz, Washinton merkezli Komünizmin Kurbanları Anma Vakfı’nda bir araştırmacı. Vakıf kendisini “hala totaliter rejimler altında yaşayanların özgürlüğünü amaçlayan” bir kuruluş olarak tanımlıyor.

Çin’in, Doğu Türkistan’da en az 1 milyon Türk kökenli azınlığı gözaltına aldığına inanılıyor. Pekin yönetimi bölgede Türk azınlığın nüfusunu azaltmak ve onları asimile etmeye çalışmakla suçlanıyor.

Suçlamaları reddeden Çin ise doğum oranlarının azalmasında başka nedenlerin rol oynadığını savunuyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Reuters’a yolladığı açıklamada, “Bu sözde soykırım iddiası tamamen saçmalık. ABD ve Batı’daki Çin karşıtı güçlerin art niyetlerinin ve Sinofobinin (Çin karşıtlığı) göstergeleri” dedi.

‘Güney Doğu Türkistan’da Han Çinlilerinin oranı yüzde 25’e yükselecek’

Zenz’in araştırmasına göre Çin’in doğum kontrol politikaları yüzünden Uygur nüfusun yoğun yaşadığı Güney Doğu Türkistan’da Han Çinlilerinin oranı 2040’a kadar yüzde 8,4’ten yüzde 25’e yükselecek.

Uygur Özerk Bölgesi üzerine çalışmalar yapan Avustralya Strateji Politikası Enstitüsü (ASPI) adlı düşünce kuruluşunun geçen ay yayımladığı bir araştırmaya göre de, Doğu Türkistan’ın azınlıkların yaşadığı bölgelerinde doğum oranları 2017-2019 arası yüzde 48,7 azaldı.

ASPI, bu oranda bir düşüşün Birleşmiş Milletlerin küresel doğum oranı verilerini toplamaya başladığı son 71 yılda hiç görülmediğini vurguladı.

Çin, nüfus sayımı verilerinin doğum oranlarında yoğun bir azalmaya işaret etmesinin ardından, çiftlerin üç çocuk yapmasına izin vermeye başladı. Ancak Doğu Türkistan’dan sızan belgeler ve ifadelere göre burada tam tersi bir politika izleniyor ve kadınlar doğum kontrol kotalarını aşmaktan hapse atılıyor ya da başka şekillerde cezalandırılıyor.

Zenz’in daha önceki bir çalışmasında, Doğu Türkistan’daki Uygur kadınların kürtajı reddetmeleri durumunda hapisle tehdit edildikleri, istemedikleri halde onlara spiral takıldığı ya da kısırlaştırma ameliyatlarına zorlandıkları belirtiliyordu.

Çin ise özelikle Uygur Türklerinin nüfusunu azaltmak için herhangi bir girişimde bulunmadığını iddia etmişti.

Devamını Oku

Budapeşte Belediyesi, Çin’in üniversite yapacağı caddeye Şehit Uygurlar Caddesi adını verdi

Budapeşte Belediyesi, Çin’in üniversite yapacağı caddeye Şehit Uygurlar Caddesi adını verdi
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte Çin Fudan Üniversitesi’nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye “Şehit Uygurlar Caddesi” adını verdi.

Ayrıca belediye aldığı kararla, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, “Şehit Uygurlar Caddesi”, “Özgür Hong Kong Caddesi”, “Dalai Lama Caddesi” ve Pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan Katolik piskoposun adına atıfla “Xie Shiguang Caddesi” olarak değiştirdi.

Kampüsün yapılması planlanan 9. Bölge Belediye Başkanı Baranyi Krisztina da Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, “Planlanan Çin Üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik.” ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen, belediyenin kararını eleştirdi.

Kararın belki bazı Batı Avrupa ve ABD büyükelçiliklerine yönelik sadakat göstergesi olabileceğini ama bu adımın Hong Konglulara ve Uygurlara yardımcı olmayacağını savunan Semjen, “Çin’le çok iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz ve bu ulusal çıkarımız. Gördüğümüz gibi 1 milyon doz Çin aşısı olmasaydı binlerce kişinin hastalanmasına neden olacaktı.” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

Fudan Üniversitesi, AB’deki ilk Çin üniversitesi olacak

Fudan Üniversitesinin Avrupa Birliğindeki ilk Budapeşte kampüsünün 2024 yılında açılması ve ekonomi, uluslararası ilişkiler, tıp ve teknik bilimler alanlarında eğitim vermesi bekleniyor.

Macar hükümeti, Fudan Üniversitesinin Budapeşte kampüsünün Macaristan’ın eğitim standardını yükselteceğini, Çin’in ülkeye yönelik yatırımlarına ivme kazandıracağını ve ülkesine bölgesel bir bilgi merkezi olma fırsatı tanıyacağını savunuyor.

Muhalefet ise Çin Üniversitesinin Macarların vergileriyle yapılmasının doğru olmadığı, ulusal güvenlik riski teşkil ettiği ve bölgede Macar öğrencilere yönelik yapılması planlanan Öğrenci Şehri projesinin büyük bir bölümünü işgal edeceği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Çin yönetimi, Doğu Türkistanlılar başta olmak üzere insan hakları ihlalleri yaptığı yönündeki suçlamaları reddediyor. Budapeşte’deki Çin Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum taleplerini yanıtsız bıraktı.

Liberal görüşleriyle bilinen Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karacsony de, “Fudan projesi, Macaristan’ın 30 yıl önce Komünizmin çöküşünde kendisini adadığı değerlerin birçoğunu şüpheye düşürecek.” sözleriyle Çin üniversitesinin yapımına sert muhalefet ediyor.

Karacsony, gelecek yıl yapılacak seçimlerde aşırı sağcı, popülist söylemleriyle bilinen Başbakan Viktor Orban’a karşı yarışacak.

Muhalefetin ortak adayı olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan ve popülaritesi günden güne artan Gergely Karacsony, Başbakan Orban’ı Çin, Rusya ve liberal olmayan diğer hükümetlerle yakınlaşmakla suçluyor.

Macaristan’ın ve Avrupa’nın önde gelen özel yüksek öğretim kurumlarından Orta Avrupa Üniversitesi, Orban hükümetinin statüsüne yönelik yasal değişikliği yürürlüğe koyması ve kurucusu iş insanı George Soros’a karşı kamuoyunda nefret kampanyası başlatmasının ardından 2019’da fakültelerinin çoğunu komşu ülke Avusturya’ya kaydırmıştı.

Devamını Oku

Çin Uygur Soykırımı’ndan dolayı ilk kez yargılanacak

Çin Uygur Soykırımı’ndan dolayı ilk kez yargılanacak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğu Türkistan’da Türk kökenli topluluklara yönelik soykırım suçu işleyen Çin komünist rejimi bu fiillerinden dolayı ilk kez uluslararası bir mahkemede yargılanacak. Mahkeme öncesi misilleme yapan Pekin hükümeti, Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa’nın kardeşi Hushtar Isa’ya hiçbir suçu olmadığı halde müebbet hapis cezası verdi.

Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri, Kazaklar, Kırgızlar ve diğer Türk azınlıklara yönelik soykırım suçu işleyen Çin komünist rejimi bu fiillerinden dolayı ilk kez uluslararası bir mahkemede yargılanacak. Pekin hükümeti, önümüzdeki hafta Londra’da yapılacak mahkeme öncesi, her zaman ki gibi gücünün ancak masumlara yettiğini göstermek istercesine yeni bir misilleme daha yaptı.

MÜEBBET HAPİS CEZASI VERİLDİ

Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa’nın kardeşi Hushtar Isa’ya hiçbir suçu olmadığı halde müebbet hapis cezası verildi. Pekin hükümeti bu hamlesi ile bir kez daha Doğu Türkistan’da Uygurları yok etme amacını bir kez daha dünyaya göstermiş oldu.

PEKİN HÜKÜMETİ’NİN HEDEFİNDE

Doğu Türkistan davasının diasporadaki çatı örgütü olan Dünya Uygur Kurultayı’nın Başkanı Dolkun İsa, aynı zamanda Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Örgütü (UNPO) başkan yardımcılığı görevini de yürütüyor. Bir lider olarak Doğu Türkistanlıların özgürlüklerinin sağlanması ve Uygur Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınıp durdurulması için mücadele eden Dolkun İsa, üniversite yıllarından beri Pekin Hükümeti’nin hedefindeki bir isim.

dolkun.jpg
Dünya Uygur Kurultayı’nın Başkanı Dolkun İsa

‘İNSAN AHLAKINA VE YARGI SÜRECİNE SAYGI YOK’

Doğu Türkistan Davası’nın lideri Dolkun İsa’nın insan hakları alanındaki mücadelesini durdurmak için Pekin hükümeti her zaman ki gibi yine masum aile yakınlarına saldırdı. Otoriter komünist Çin rejimi, İsa’nın kardeşi Hushtar Isa’ya müebbet hapis cezası verdi. Kardeşini hapis cezasına çarptırılması hakkında Dolkun İsa, “Bu haberi almak çok üzücü. Çin Komünist Partisi’nin insan ahlakına ve yargı sürecine saygısının olmadığının apaçık göstergesi bu hamledir” tepkisini gösterdi.

‘DOĞU TÜRKİSTAN DAVASI YOLUNDAN DÖNMEYEĞİZ’

Dolkun İsa, Pekin rejiminin yok etmeye çalıştıkları insanlardan onlara yüzde yüz itaat etmesini onları korkutarak ve tehdit ederek beklediğine dikkat çekti. İsa, “Bu karar bizi mücadelemizden vazgeçirmeyecek, kardeşimin ve dünyadaki bütün Uygur kardeşlerimin iyiliği için adalet arayışına devam edeceğiz” diyerek Doğu Türkistan davası yolundan dönmeyeceğini vurguladı.

UYGUR HAREKETİ’NDEN AÇIKLAMA

Uygur Hareketi’de bir açıklama yaparak Çin hükümetinin bu misilleme gibi cezasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Çin’in gücünün yetmediği ve seslerini kısamadığı aktivistlerden intikam almak ve onlara misilleme yapmak için Doğu Türkistan’daki yakınlarını hedef aldığının altı çizildi. Önümüzdeki hafta gerçekleşecek Uygur Mahkemesindeki Davası öncesinde bu hareketi ile otoriter Çin komünist rejiminin insanları korkutmaya çalıştığına dikkat çekilirken, Pekin’in adaleti engellemek için beyhude adımlar atmak istediği vurgulandı.

kardes.jpgDolkun İsa’nın kardeşi Hushtar Isa

‘BÜYÜK BEDELLER ÖDEDİ’

Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas, “Uzun yıllardır Doğu Türkistan davasında beraber mücadele ettiğimiz mücadele arkadaşımın, kardeşine sahte bir gerekçe ile böyle bir ceza verilmesi çok üzücü. Dolkun ise bugüne kadar Uygur devasına liderlik yaptığı için büyük bedeller ödedi. Aynı şekilde benim kız kardeşim de insan hakları alanındaki faaliyetlerime misilleme olarak cezalandırıldı” diye konuştu.

Sevdikleri yakınları ve dostlarının özgürlükleri pahasına Uygur halkını savunmaya devam edeceklerini söyleyen Abbas, “Dolkun İsa Liderimizin yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz. Uluslararası toplum, Çin komünist rejimini bu misilleme eylemi ve Uygur Soykırımı’ndan dolayı sorumlu tutmalıdır” çağrısını yaptı.

Uygur Hareketi, basın açıklamasında Uygur Soykırımı’nın bir an önce durdurulması ve böylesi keyfi cezalandırılmalara müsaade edilmemesinin önemini vurguladı. İnsanlığa karşı suç işleyerek Doğu Türkistan’da akla hayale gelmedik zulümleri yapan Çin rejiminin, 2022 Kış Olimpiyatları gibi önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapılmasına da asla izin verilmemesi ve boykot edilmesinin de Pekin hükümetinin hesap vermesi açısından önemine vurgu yapıldı.

SOYKIRIMIN BÜTÜN DETAYLARI BİR KEZ DAHA İLAN EDİLECEK

Çin komünist rejiminin son yıllarda artan şiddette ve zulümde uyguladığı Uygur Mahkemesinde görülecek soykırım davası önümüzdeki hafta Londra’da uluslararası mahkemede görülecek. Bu davada soykırımın bütün detayları canlı tanıkların dinlenmesi ile dünyaya bir kez daha ilan edilecek. Pekin hükümeti mahkemenin meşruiyetine gölge düşürmek adına ağır bir kara propaganda yürütüyor. Bu davanın durması için de insan hakları savunucularının yakınlarına baskı yapıyor. Dolkun İsa’nın kardeşi de bunun en son örneklerinden biri olarak dünya kamuoyunun gündeminde geldi.

 

Kaynak: Karar

Devamını Oku

İtalya Parlamentosu, Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini kınadı

İtalya Parlamentosu, Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini kınadı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İtalya Parlamentosu, Doğu Türkistan’da Çin’in sistematik baskı ve asimilasyon politikalarını kınadı. Parlamento, Çin’in baskı ve ihlallerini dile getirerek, yaşanan kültürel, siyasi ve sosyolojik baskıları vurguladı. İtalyan parlamenterlerin yayımladığı kararda, ağır insan hakları ihlallerinden bahsedildi.

İtalya Temsilciler Meclisi, milletvekilleri Paolo Formentini, Andrea Delmastro, Lia Quartapelle, Iolanda Di Stasio ve Valentino Valentini tarafından sunulan ortak Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini kınayan ortak bir basın açıklaması yayımladı. 26 Mayıs 2021’de yayımlanan ortak basın açıklamasında, Doğu Türkistan’da yaşanan yasadışı doğum kontrolü uygulamalarına, dini özgürlüğün bastırılmasına, zorla çalıştırmaya, toplama kamplarına, keyfi tutuklamalara vurgu yapıldı.

İTALYAN PARLAMENTOSUNDAN ÇİN’E ORTAK DOĞU TÜRKİSTAN TEPKİSİ

Konu hakkında İtalyan gazeteci Marco Respinti’nin yayımladığı habere göre, İtalya Parlamentosunun kararında, Çin Komünist Partisinin fiilleri hakkında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası bağımsız kuruluşların kararlarına yönelik raporlara atıf yapıldı. Ayrıca, Dünya Uygur Kurultayı Dolkun İsa’nın uluslararası kamuoyunun gündemine getirdiği insan hakları ihlalleri dile getirildi.

Devamını Oku