Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, kamuoyunda ABD’nin yeni Orta Doğu denkleminde YPG/PKK dahil tüm terör örgütlerini tasfiye edeceği yönündeki beklentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.
Ağar, ABD, İsrail ve Batılı aktörlerin kendi stratejik çıkarlarına tehdit oluşturan Hizbullah, Hamas, İslami Cihad, DEAŞ ve İran bağlantılı milis yapıları etkisizleştirmeye çalışırken; kendi çıkarlarına hizmet eden yapıları meşrulaştırma, siyasallaştırma, kurumsallaştırma ve hatta devlet mekanizmaları içine taşıma stratejisi izlediğini kaydetti.
“KİMİN ÇIKARINA HİZMET ETTİĞİ BELİRLEYİCİ”
Gelişmelerin aynı stratejik denklem içinde okunması gerektiğini ifade eden Ağar; YPG/PKK, HTŞ, Taliban ve Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi adımlarının yanı sıra Cundullah, Ahvaz Kurtuluş Örgütü, Halkın Mücahitleri Örgütü gibi yapıların ve hatta FETÖ dâhil bazı din/mezhep odaklı devlet dışı aktörlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Süreçte belirleyici unsurun örgütün niteliği değil, küresel güçlerle stratejik uyumu olduğunu vurgulayan Ağar, “Bir silahlı yapı çıkarlara karşıysa ‘terörist’ ve ‘tasfiye edilmeli’; çıkarlarla uyumluysa ‘muhatap’, ‘siyasi aktör’ ve şartlar oluştuğunda ‘meşru devlet otoritesinin parçası’ olarak konumlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
ZİHİNLERİ VE SİSTEMLERİ DİZAYN ETME TEHLİKESİ
Yaşanan tablonun sadece silahlı grupların yeniden yapılandırılmasıyla sınırlı kalmadığına dikkat çeken Ağar, daha üst boyutta karar vericilerin, sistemlerin ve zihinlerin dizayn edilmeye çalışıldığını ifade etti.
Sadece Orta Doğu’da değil, Türkiye’de de hangi yapının kimin güdümünde olduğunun iyi analiz edilmesi gerektiğinin altını çizen Ağar, bir örgütün ilan edilen etiketlerinden ziyade; hangi güç merkezi tarafından, hangi amaçla ve nasıl kullanıldığına bakılması gerektiğini vurguladı.

