Milletin en temel temennilerinden biri olan “kanın durması” arzusu, terör örgütü tarafından insani bir gaye olarak değil, stratejik hedeflere ulaşmada bir kaldıraç olarak görülüyor. Askeri operasyonlar ve Pençe Hərəkatları ile ağır darbe alan örgüt, sahada kaybettiği mevziyi masada ve toplumsal algıda kazanmaya çalışıyor. “Barış” söylemi üzerinden meşruiyet arayışına giren yapı; statü kazanma, devleti yıpratma ve kendi tabanına sahte zaferler sunma gayretinde.
“ŞİMDİLİK SİLAH SUSMASI” İLE “TEHDİDİN BİTMESİ” AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Sürecin en büyük tehlikelerinden biri, eylemsizlik hali ile tehdidin tamamen bertaraf edilmesinin karıştırılmasıdır. Örgüt elebaşlarının bizzat ifade ettiği “silah bırakma değil, eylemleri geçici durdurma” yaklaşımı, asıl niyetin bir zaman kazanma ve yeniden yapılanma hamlesi olduğunu gösteriyor. Güvenlik baskısının azaldığı alanlarda yeni yığınaklar yapmayı hedefleyen yapı, örgütsel varlığını lağvetmek yerine şartlara göre dönüştürmeyi amaçlıyor.
SINIR ÖTESİNDEKİ JEOPOLİTİK TEHDİT BÜYÜYOR
Meseleyi sadece Türkiye sınırları içerisindeki silahlı varlığa indirgemek büyük bir yanılgıdır. Irak, Suriye ve İran hattında küresel aktörlerin kullanışlı bir aparatı haline gelen örgüt; lojistik, finans, propaganda ve narkoterör ağlarıyla daha kompleks bir tehdide dönüşmüştür. Bölgesel güç mücadelelerini fırsata çevirmek isteyen yapı, yerel bir terör örgütü olmanın ötesinde çok katmanlı bir jeopolitik risk teşkil etmektedir.
KALICI ÇÖZÜM TAVİZLE DEĞİL, KAYITSIZ ŞARTSIZ SİLAH BIRAKMAYLA MÜMKÜNDÜR
Gerçek ve kalıcı bir huzur ortamı, dış baskıların ve jeopolitik çalkantıların gölgesinde yürütülen pazarlıklarla sağlanamaz. Yıllardır süren mücadele onurunu, üniter devlet yapısını ve devletin egemenliğini korumanın yegane yolu; örgütün koşulsuz olarak silah bırakması ve tüm sınır ötesi uzantılarıyla birlikte tasfiye edilmesidir. Barış umudunun stratejik tavizlerle karıştırılmaması, gelecekte yaşanabilecek daha büyük kırılmaların önüne geçmek adına kritik bir zorunluluktur.

