Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, farklı ülkelerdeki antidemokratik yönetim modellerini ve seçim süreçlerindeki adaletsizlikleri eleştirel bir dille incelemektedir. Yazı, Kuzey Kore’deki totaliter rejimden başlayarak Rusya’daki muhalefet baskılarını ve Türkiye’deki güncel siyasi yargı süreçlerini birbirine bağlamaktadır. Özellikle Türkiye örneğinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuki davalar ve CHP içerisindeki kayyum tartışmaları üzerinden yargının siyasallaşması vurgulanmaktadır. Yazar, anayasal hiyerarşinin hiçe sayıldığını savunarak hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelendiğine dikkat çekmektedir. Metin genel hatlarıyla, demokratik mekanizmaların otoriter liderler eliyle nasıl işlevsiz hale getirildiğini çarpıcı örneklerle gözler önüne sermektedir.
- İlk örnek; resmi adı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti… Bu ülkede muhalefet olmadığı halde İşçi Partisi liderliğinde totaliter bir rejim Burada rejime yönelik en küçük bir eleştiri bile vatana ihanetle suçlanır, cezası idam veya yıllarca çalışma kamplarında ölümü beklemek olur. Halk %99 oy vererek iktidarı destekler. Vermeyen %1’lik kesimin akıbeti ise bilinmez…
Nasıl bir demokratik seçim değil mi?
- İkinci örnek; Rusya Federasyonu… Burada seçimler kağıt üzerinde yapılır. İktidarın adayları hep kazanır. Son seçimleri Putin %85 oyla kazandı. Muhalif liderlerin akıbetleri, Aleksey Navalni örneğinde olduğu gibi, bazen ölümle sonuçlanabilir. Putin hükümetine karşı muhalefet genellikle “Rus muhalefeti” olarak tanımlanır.
- Ve Erdoğan zamanında yaşanan Türkiye örneğinden birkaçı… Son yıllarda seçimleri kaybeden Akape‘nin, kaybettiği belediye başkanlarını ellerinde somut deliller olmadan sabaha karşı polislerle evlerinden aldırması… En dikkat çekeni, Erdoğan’a karşı cumhurbaşkanı adaylığının en güçlü adayı Ekrem İmamoğlu. 30 yıllık diploması usulsüz denilerek adaylığı iptal edildi; sonra belediyede yaptığı söylenilen sayısız suçlardan 2000 yıldan fazla ceza alması… En tuhaf olanı ise casuslukla suçlanması. Burada MİT‘in bunca yıl neden hiç haberi olmamış? 15 Temmuz darbesi.. Malum, burada Sayın Erdoğan bu darbe girişimini eniştesinden öğrendiğini söylemişti. Burada Erdoğan’a İstanbul seçimlerinde ilk yenilgiyi yaşattığı günden beri belediyeye müfettişlerin kamp kurduğu ve hiçbir suç delili olmadığı halde bunu, Bakan Gürlek “asrın yolsuzluğu” olarak söylemişti…

- Son olarak; Erdoğan’a karşı girdiği 13 seçimi kaybeden saray stepnesi Kılıçdaroğlu‘na altın tepside sunulan Mutlak Butlan ile CHP’nin başına kayyum atanması. Nedeni, Kılıçdaroğlu’nun CHP’de başkanlığı kaybettiği seçimde bazı usulsüzlükler yapıldığı iddiaları. O ve sonraki yeniden yapılan kongre sonuçlarını YSK onayladığı halde, şimdilerde aynı YSK’nın “u-dönüşü” yapması… Nedeni; anayasada “YSK kararlarına itiraz edilmez” denirken, bir Bölge İdare Mahkemesinin buna itiraz etmesi ve kabul edilmesi. Devletin en yüksek adli kurumu Anayasa Mahkemesi mi, yoksa bir Bölge İdare Mahkemesi mi oluyor? Bu konuda taze Adalet Bakanı, milletin büyük çoğunluğunun aksine, Bölge İdare Mahkemesinin verdiği Mutlak Butlan görüşünü haklı buluyor. Burada şahsi merakım; Sayın Adalet Bakanının,
Anayasa kitapçığını okuyup okumadığı. Okumuş olsaydı, anayasanın en yüksek hukuk kurulu olduğunu bilmesi gerekmez miydi? Mutlaka biliyordur değil mi, öyleyse;
Mutlak Butlan kararı veren alt mahkeme kararını nasıl savunur?