Ankara kulislerinde son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye’de siyasetin rotasının ekonomik sorunlardan ziyade yargı koridorlarına ve hukuki tartışmalara kaydığını göstermektedir. Özellikle muhalefet partileri içindeki kurultay iptalleri ve hukuki müdahaleler, siyasetin demokratik zemininden koparak mahkeme kararlarıyla şekillendiği yönündeki endişeleri artırmaktadır. İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi aktörlerin milliyetçi-cumhuriyetçi bir barikat kurma çabaları, yaklaşan siyasi saflaşmanın ve olası bir erken seçim atmosferinin habercisi olarak yorumlanmaktadır. Metin, iktidarın muhalefeti hukuki süreçlerle meşgul ederek psikolojik üstünlük kurmaya çalıştığını ve siyasetin merkezinin sandıktan dosyalara taşındığını vurgulamaktadır. Bu durum, Türkiye’nin yeni bir siyasi türbülansa girdiğinin ve demokratik meşruiyet tartışmalarının derinleşeceğinin işareti olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, ülkenin geleceğinin artık meydanlardaki söylemlerden çok yargı mercilerinin vereceği kararlarla belirleneceği bir döneme girildiği öngörülmektedir.
Ankara’da işlerin siyaseten sarpa sardığını söyleyenler var. Öyle böyle değil.
Mesela Sözcü yazarlarının bir kısmına göre artık siyaset, meydanlardan çok mahkeme koridorlarında şekilleniyor.
Cumhuriyet çevresinde yapılan yorumlarda da benzer bir hava hâkim. Ekonomi mi? Hangi ekonomi? Enflasyon mu? Kimin umurunda? Geçim derdi mi?
Muhalefete yakın birçok yorumcuya göre gündem artık bambaşka bir yere taşınmış durumda.
Asıl mesele şimdi butlanmış, barikatmış, yok hükmüymüş…
CHP’nin kurultayına “mutlak butlan” kararı verildi. Hukukçuların bir kısmına göre bu karar, kurultayın yok hükmünde sayılması anlamına geliyor.
Ancak Halk TV ekranlarında yapılan yorumlara göre mesele yalnızca CHP’nin iç işi olarak görülmüyor.
Bazı yorumcular bunu muhalefetin tamamına verilmiş siyasi bir mesaj olarak değerlendiriyor.
Müsavat Dervişoğlu çıktı, günlerdir konuşuyor: “Bir mahkeme kararının açıklanması için siyasi işaret beklendiği algısı oluşuyorsa” diyor, “orada hukuk tartışılır hale gelir.”
Özellikle Now TV ve Tele1 yayınlarında bu sözlerin altı sıkça çiziliyor.
Ne diyor Dervişoğlu? “Terörsüz Türkiye’nin yolu İmralı’dan değil, adaletten geçer.”
Ankara kulislerini yazan bazı gazetecilere göre bu cümle sadece günlük bir polemik değil.
Örneğin bazı köşe yazılarında bunun, önümüzdeki dönemin siyasal saflaşmasının erken işaretlerinden biri olduğu yorumu yapılıyor.
Bazı siyasi analizlere göre Dervişoğlu, İYİ Parti’yi “milliyetçi cumhuriyetçi barikat” olarak konumlandırmaya çalışıyor.
Özellikle Yeniçağ çizgisindeki yorumlarda bu yaklaşım dikkat çekiyor. Yargı tartışmalarına karşı da barikat, İmralı merkezli yeni süreç ihtimallerine karşı da barikat…
Bir başka dikkat çekici başlık da Ümit Özdağ cephesinde yaşanıyor.
Ankara kulislerinde bazı yorumcular, son süreçte milliyetçi seçmenin yalnızca İYİ Parti’ye değil, Zafer Partisi çizgisine de yeniden dikkat kesildiğini söylüyor.
Özellikle sığınmacı politikası, üniter devlet vurgusu ve sert güvenlik söylemleri nedeniyle Zafer Partisi’nin önümüzdeki dönemde kurulacak olası siyasi denklemlerde “anahtar denge unsuru” haline gelebileceğini düşünenler var.
Hatta bazı siyaset gözlemcilerine göre Ankara’da artık yalnızca klasik iktidar-muhalefet hesapları yapılmıyor.
Milliyetçi oyların nasıl şekilleneceği, hangi partinin “devlet refleksi” ile “muhalefet dili” arasında daha güçlü bir hat kuracağı da dikkatle izleniyor.

Bu nedenle Ümit Özdağ’ın son dönemde izlediği stratejik siyasi hattın, özellikle olası bir erken seçim veya yeni anayasa tartışmalarında etkisinin beklenenden daha büyük olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Şimdi soruyorum size: Ortada bir ekonomik kriz var. Enflasyon almış başını gidiyor. Vatandaş üç kuruş ekmeğin derdinde.
Ama siyasetin gündemi ne? Dava dosyaları, kayyum kararı, kurultay iptalleri…
Muhalefetin önümüzdeki süreçte halka dönük siyaset üretmek yerine daha fazla hukuk savunmasına çekilebileceğini söyleyen isimler de var.
Özellikle muhalif televizyon ekranlarında sık sık, enerjinin büyük kısmının artık siyasi davalara harcanacağı yorumları yapılıyor.
Ama işin daha da dikkat çekici tarafı şu…
Ankara kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, bu gelişmelerin yalnızca bugünü değil, önümüzdeki seçimi de şekillendirebileceğini düşünenler çoğalıyor.
Hatta bazı siyaset yorumcuları, yaşananların “erken seçim atmosferinin ilk ayak sesleri” olabileceğini ileri sürüyor.
Çünkü siyaset sertleştiğinde, ekonomik baskı büyüdüğünde ve kutuplaşma yeniden yükseldiğinde Ankara’da hep aynı soru dolaşır:
“Acaba sandık mı geliyor?”
Bazı kulis yazarlarına göre iktidar cephesi, muhalefeti kendi içinde tartışmalı hale getirerek olası bir erken seçim sürecine psikolojik üstünlükle girmek isteyebilir.
Özellikle kurultay tartışmaları üzerinden muhalefetin meşruiyetini tartışmalı hale getirme çabası olduğunu düşünenler var.
Bir başka senaryo daha konuşuluyor…
Özellikle milliyetçi seçmende yeni bir siyasi merkezin oluşabileceğini söyleyenler dikkat çekiyor.
Sağ partilerin son çıkışlarının sadece günlük muhalefet dili değil, daha büyük bir siyasi pozisyon alış olduğu yorumları yapılıyor.
Hatta bazı yorumcular, önümüzdeki dönemde Türkiye’de siyasetin üç ana eksene bölünebileceğini söylüyor:
İktidar bloku, merkez muhalefet ve sert milliyetçi-cumhuriyetçi hat…
Ve açık konuşalım…
Ankara’da artık herkes birbirine şunu soruyor:
“Yeni anayasa tartışmaları mı büyüyecek, erken seçim mi gelecek, yoksa siyaset tamamen yargı merkezli yeni bir döneme mi girecek?”
Kimse net konuşamıyor. Ama herkes şunu hissediyor:
Türkiye yeni bir siyasi türbülansa giriyor olabilir.
Ortaya çıkan tabloyu kaygı verici bulanların sıraladığı başlıklar şöyle:
Siyasette hukukun artık sadece denetleyen bir mekanizma değil, doğrudan belirleyici bir unsur haline geldiğini söyleyen hukukçular ve siyaset yorumcuları var.
Özellikle sosyal medyada birçok eski yargı mensubu ve anayasa hukukçusu, siyasi süreçlerin giderek mahkemelere taşındığı görüşünü dile getiriyor.
Muhalefet üzerindeki baskı algısının büyüdüğünü düşünen geniş bir kesim olduğu da görülüyor.
Özellikle BirGün ve KRT TV yayınlarında bu vurgular dikkat çekiyor.
Ve en önemlisi…
Bazı siyaset gözlemcilerine göre siyasetin ağırlık merkezi yavaş yavaş sandıktan mahkeme dosyalarına kayıyor.
Anlayacağınız, bugün yaşananları yalnızca bir mahkeme kararından ibaret görmeyenler var.
Bunun, Türkiye’de siyasetin kurallarının nerede yazılacağına dair daha büyük bir tartışmanın parçası olduğunu söyleyen gazeteciler, hukukçular ve siyasetçiler de az değil.
Eğer süreç sağduyu, hukuk devleti ilkesi ve demokratik meşruiyet çerçevesinde yönetilmezse, ilerleyen dönemde siyasette gerilimin daha da artabileceği yorumları yapılıyor.
Yani anlayacağınız…
Sandığa rağmen, mahkeme koridorlarının siyasetin yeni merkezi haline geldiğini düşünenlerin sayısı artıyor.
Kim haklı, bekleyip görelim.