Bu köşe yazısı, ekonomik kalkınmanın temel taşı olan nitelikli insan gücünün önemini ve Türkiye’deki mesleki eğitim sisteminin eksikliklerini ele almaktadır. Yazar, kaliteli mal ve hizmet üretimi için uzmanlaşmış bireylerin şart olduğunu vurgularken, mevcut eğitim sistemindeki planlama hataları ve sınav odaklı yapının yetkin eleman yetiştirilmesini engellediğini savunmaktadır. Gençlerin mesleki dersler yerine üniversite sınavlarına yönelmesi ve istihdam politikalarındaki yetersizlikler, mezunların kendi alanları dışında vasıfsız işçi olarak çalışmasına yol açmaktadır. Çözüm olarak ise eğitim müfredatının piyasa ihtiyaçlarına göre güncellenmesi, sendikalaşmanın teşvik edilmesi ve nitelikli çalışanlar için ayrı bir asgari ücret belirlenmesi önerilmektedir. Toplumun refahı için mesleki eğitimin kalitesinin artırılması ve teknik becerilere sahip bireylerin ekonomik olarak desteklenmesi gerektiği temel mesaj olarak sunulmuştur.
Birey olarak insanlar için çok önemli olduğu kadar ülkeler için de ekonomi çok önemlidir. Ekonomik yönden güçlü bireyler güçlü ve mutludurlar. Aynı şekilde ekonomik yönden güçlü ülkelerin halkı da mutludur ve o ülke güçlüdür.
Genel olarak ekonomi, mal ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve tüketimini inceleyen sosyal bilim olarak tarif edilir. Güçlü bir ekonomiden söz edebilmek için bol miktarda kaliteli mal ve hizmetin uygun şartlarda üretilmesi, ülke ihtiyacını aşan kısmının ihraç ediliyor olması gerekir. Bol miktarda kaliteli mal ve hizmet üretilebilmesi için nitelikli insan gücü olmazsa olmaz bir mecburiyettir. Nitelikli insan gücü olmadan kaliteli mal ve hizmet üretmek asla mümkün değildir.
Belli bir iş sektöründe iyi-kaliteli eğitim almış, işinin gerektirdiği bilgi ve beceriye sahip olan, işini en iyi şekilde ve istekle yapan, üretime katkı sağlayan kişiye “nitelikli insan” denir. Tanımdan anlaşılacağı üzere, nitelikli insan yetiştirebilmek için iyi-kaliteli bir eğitim zorunludur. Ancak, iyi-kaliteli eğitim alabilen bireyler nitelikli insan olabilirler.
Ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücü yetiştirme faaliyetine Mesleki Eğitim denilmektedir. Mesleki eğitim, ülkemizde meslek liseleri, önlisans ve lisans düzeyinde yapılmaktadır.
Şimdi, kendime “Ülkemizde yapılmakta olan mesleki eğitim, ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirebilmekte midir?” diye bir soru sorayım ve bu soruyu cevaplamaya çalışayım. Maalesef, bu soruya “Evet” cevabı veremiyorum. Neden mi? Nedenlerini aşağıda açıklıyorum.

1- Meslek lisesi öğrencilerine kâğıt üstünde okulunu bitirdikten sonra meslek lisesinde okuduğu bölümle hiç alakası olmayan fakülte ve yüksek okullara gitme imkânı tanınmıştır. Bu nedenle, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin çoğunluğu üniversiteye giderek öğretmen, doktor, mühendis, avukat-hâkim-savcı, vb. olabilmek amacıyla gözünü üniversiteye dikerek, okulda okutulan meslek derslerini ihmal etmektedirler. Öğrenciler, bu ihmal sonucu nitelikli insan olamadıkları gibi çoğunlukla üniversiteyi kazanamamaktadırlar. Çünkü, üniversite sınavları normal lise müfredatına göre hazırlanmakta olup meslek lisesi öğrencileri lise müfredatındaki dersleri ya hiç okumamakta, ya da çok az okumaktadırlar. Sonuçta, diplomasında teknisyen-tekniker yazan ama diplomasında yazılı meslekle ilgili bilgi ver becerisi olmayan yüzbinlerce genç her yıl meslek liselerinden mezun olmakta, çoğunluğu üniversiteyi kazanamadığı için işsizler ordusuna katılmaktadırlar. İş bulabilenler ise okudukları bölümle ilgisi olmayan alanlarda vasıfsız işçi olarak çalışmaktadırlar.
2- Maalesef ülkemizde nitelikli insan gücü yetiştirme konusunda lise, önlisans, lisans düzeyinde planlama yapılıyor değildir. Meslek liseleri ihtiyaçlar gözetilmeden açıldığı gibi önlisans düzeyindeki meslek yüksek okulları ile lisans düzeyindeki meslek okulları da ihtiyaçlar gözetilerek açılıyor değildir. Bu plansızlık nedeniyle sonuç olarak, bazı alanlarda ülke ihtiyacının çok üstünde öğrenci mezun olduğu gibi bazı alanlarda ise ülke ihtiyacının çok altında öğrenci mezun olmaktadır. İhtiyaç fazlası olan bu gençlerin pek çoğu da mezun oldukları alan konusunda yeterli bilgi-beceriye sahip değildirler. İhtiyaç fazlası olarak mezun olan bu gençler ya işsiz kalmakta ya da mezun oldukları bölümle ilgisi olmayan alanlarda vasıfsız işçi olarak çalışmaktadırlar.
3- Ülkemizde işçi sendikaları maalesef çok zayıftır. Bu nedenle, özellikle özel sektöre ait işyerlerinin çok büyük çoğunluğunda sendika yoktur. İşverenler, sendikaya üye olan veya olmak isteyen işçileri derhal işten çıkartmaktadırlar. İşçiler, yoğun işsizlik nedeniyle işsiz kalmamak için asgari ücretle veya asgari ücretin çok az üstünde bir ücretle çalışmaya razı olmaktadırlar. Bu durum, gençleri üniversite sınavlarına katılmaya zorlayan önemli sebeplerden biridir. Zeki, yetenekli pek çok genç mesleki eğitim almak yerine üniversiteye girmeye çalışmaktadır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığım olumsuz durumun telafisi elbette mümkündür. Bu konuda yapılabilecek olan düzenlemeleri aklım erdiğince açıklamaya çalışacağım. Şöyle ki;
- Meslek lisesi programlarında gerekli düzenlemeler yapılarak, meslek lisesi öğrencilerinin ancak kendi bölümleriyle ilgili fakülte ve yüksek okullara gidebilmesi sağlanmalıdır. Bu yapılırsa, meslek lisesi öğrencileri meslek derslerine gereken önemi verecek, böylece kendi alanlarında uzmanlaşmalarının önü açılacaktır.
- Meslek liseleri, önlisans ve lisans düzeyinde gerekli inceleme ve araştırma yapılarak ihtiyaç fazlası okul ve bölümler kapatılmalıdır. Bu yapılırken okul ve bölümler, öğretmen, öğretim üyesi, öğretim görevlisi, araç-gereç ve malzeme yönünden desteklenerek eğitimin kalitesi yükseltilmelidir. Bu yapıldığında hem ihtiyaç fazlası giderilecek hem de her düzeydeki meslek elemanlarının iş bulmaları kolaylaşacak, işsizliğin önüne geçilebilecektir.
Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bunun yanında nitelikli elemanlar için ayrı bir asgari ücret tespit edilmelidir. Bu yapılırsa, nitelikli elemanların alım gücü ve itibarı yükselecek. Böylelikle gençler, meslek eğitimi almaya istekli olacaklardır.