Bu analiz, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik stratejik hamlelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını ve bölgedeki güç dengelerinin sarsıldığını iddia etmektedir. Yazar, Washington’un beklediği hızlı zaferin aksine, İran’ın köklü devlet geleneği ve özellikle Türk nüfusun savaşçı karakteri sayesinde güçlü bir direnç gösterdiğini savunmaktadır. Amerikan medyasından gelen verilerle desteklenen analizde, ABD’nin mühimmat sıkıntıları ve müttefik desteğinden yoksun olması sebebiyle diplomatik bir geri çekilme arayışında olduğu belirtilmektedir. Makale, İran coğrafyasındaki toplumsal yapının tarihsel derinliğine vurgu yaparak, bölgedeki askeri ve kültürel dinamiklerin küresel güçlerin hesaplarını bozduğunu öne sürmektedir. Sonuç olarak yazar, mevcut durumu ABD için kesin bir stratejik mağlubiyet ve kaçınılmaz bir geri çekilme süreci olarak nitelendirmektedir.
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, alışılmış güç dengelerinin sarsıldığını açık biçimde ortaya koyuyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik hamlesi, uluslararası hukuka dayalı meşru bir zeminden yoksun olduğu gibi, sahada da beklenen sonucu vermedi. Nitekim bu durum yalnızca bölge yorumcularının değil, bizzat Amerikan basınının da dikkatinden kaçmış değil. The New York Times ve The Washington Post analizlerinde, İran’ın askeri ve toplumsal direncinin Washington’ın öngördüğünden daha güçlü olduğu açıkça ifade ediliyor. Hızlı ve düşük maliyetli bir zafer beklentisinin gerçekleşmediği artık saklanamayan bir gerçektir.
Burada kritik bir nokta var: İran, Venezuela değildir. İran, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir coğrafyadır. Daha da önemlisi, bu coğrafyada milyonlarca Türk yaşamaktadır. Tebriz ve çevresi başta olmak üzere geniş bir alana yayılan Türk nüfusu; tarih boyunca yalnızca kültürel değil, askeri anlamda da belirleyici olmuştur. Türklerin tarihsel karakteri bellidir; tehdit karşısında geri çekilmezler. Yurt dışında dahi olsalar, söz konusu vatan olduğunda geri döner ve savaşırlar. Bu durum yalnızca bir söylem değil, tarihsel bir gerçekliktir; Çanakkale Savaşları bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Farklı coğrafyalardan gelen Türk unsurların, imkânsızlıklar içinde dahi nasıl bir direniş gösterdiği hafızalardadır. Bugün İran’da gözlenen dirençte de benzer bir ruhun izleri görülmektedir. İran’ı ayakta tutan temel unsurlardan biri, bu savaşçı karakter ve toprağa bağlılık duygusudur.

Amerikan basınında yer alan değerlendirmeler de bu tabloyu dolaylı biçimde doğruluyor. CNN ve NBC News kaynaklı analizlerde, ABD’nin kara operasyonundan kaçındığı ve riskleri büyütmek istemediği belirtiliyor. Bu, sahada korkulan bir dirençle karşılaşıldığının açık göstergesidir. Daha dikkat çekici olan ise ateşkes meselesidir. ABD’nin Irak, Afganistan ve Libya’da izlediği strateji ortadadır: Sonuna kadar ilerlemek. Ancak İran söz konusu olduğunda tablo değişmiştir; ateşkes arayışı, sahadaki başarısızlığın diplomatik kılıfıdır. The Wall Street Journal tarafından dile getirilen mühimmat ve tedarik zinciri sorunları da bu durumu destekler niteliktedir. Ukrayna savaşı sonrası oluşan yük, ABD’nin askeri kapasitesini zorlamaktadır. Üstelik Amerika bu süreçte yalnızdır; Avrupa ülkeleri ve Japonya, doğrudan askeri destek vermekten kaçınmaktadır. Reuters haberlerinde müttefiklerin temkinli duruşu açıkça görülmektedir; eğer ortada kesin bir zafer olsaydı, bu destek çoktan verilmiş olurdu.
Bütün bu veriler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan sonuç nettir: Amerika bu savaşı kazanamamıştır. Belki bunu açıkça söylemeyecekler, belki kamuoyuna farklı bir hikâye anlatılacak; ancak sahadaki gerçek değişmez. Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi, bu süreç de geri çekilme ile sonuçlanacaktır.