Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Malumunuz Üzere: Bir İflasın Anatomisi

Malumunuz Üzere: Bir İflasın Anatomisi

featured
0
Paylaş

Bu yazı, Türkiye’nin güncel sosyo-ekonomik krizlerini ve toplumsal adaletsizlikleri eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, halkın ağır borç yükü altında ezilmesini ve enerji fiyatlarındaki haksız uygulamaları vurgulayarak iktidarın ekonomi politikalarını hedef almaktadır. Özel eğitim ve sağlık sektörlerindeki sömürü düzenine dikkat çekilirken, bu kurumların kamulaştırılması gerektiği savunulmaktadır. Ayrıca, medya üzerindeki baskılar ve basın özgürlüğü ihlalleri, siyasi kutuplaşmanın her iki tarafı üzerinden örneklendirilmektedir. Son olarak, işçi hakları ve toplumsal trajediler karşısında yöneticilerin gösterdiği kayıtsız tutum sert bir biçimde eleştirilmektedir.

 

Sadık okurlarımı bilir. Zaman zaman enteresan, sihirli kelime ve cümleler üzerinde durarak sizleri okuma kıvamına getiririm… Bugünkü deyimim **”malumunuz üzere”**dir. Liyakatsiz yöneticilerin, akıllı astları tarafından tercih edilen bu silah, her zaman beklenen faydayı getirir… “Efendim, malumunuz üzere” diyen bir memurun karşısına dikilecek çapta, hele hele bu devirde, bir tane yönetici bile yoktur. Detay incelemeyi sizlere bırakarak bölgeme doğru hareket edeyim… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

En son açıklanan verilere göre Türkiye’de kişi başına düşen kredi kartı sayısı 6.5’a çıkmış… Allah’a şükürler olsun, hiç borcu olmayan benim üç tane kartım varken ortalamanın 6.5’a çıkması ne demektir? Şu demektir: İnsanlar bir kartın borcunu diğer kartla ödüyor. Yani bir adım sonrası kesin iflas… Ev, araba, mal mülk, traktörün (şayet varsa) elden çıkması veya haczedilmesi anlamına geliyor. Her şeye pervasızca zam yapan iktidar, asgari ücret ve emekli aylığı artışlarına gelindiğinde “Ekonomiyi bozar” diyor… Bense katiyetle diyorum; zaten bozuk olan sistemin ikinci kere bozulması diye bir şey olamaz… İşin bir de diğer kısmı var. Ekonominin bozulması yönünde en ufak bir dahli olmayan kimseler niye ceremesini çekiyor? Bir fıkra: Çok zayıf ve çok şişman iki kişi karşılaşırlar. Şişman olan, “Seni gören ülkede kıtlık var zanneder.” deyince sıska olan cevap verir: “Seni gören de sebebini anlar.” der… Evet, bu fıkra ama gerçeği daha keskin. 500 bin lira maaşla geçinemeyen ayrıyeten lokanta zinciri sahipleri varken, vatandaşın sürünmesi kadar doğal bir şey olamaz…

Petrolde olağanüstü bir durum var. Hükümet; sanki sabahleyin Brent petrolünü mevcut fiyattan alıp öğlene kadar rafineriden geçirip ikindi vakti de satıyormuş gibi davranıyor. Geç kalanlara “Yok, yarın gel.” deniyor. Davranış tam anlamıyla bu… Peki gerçek ne? Defalarca yazdık… İthalatın %70’i Rusya’nın Ural petrolü… Ambargo olduğundan Ruslar bize, Hindistan’a, Çin’e çok ucuz tarifeden, bildiğim kadarıyla 30-40 $ fiyatla satıyor. Yani İran Savaşı çıkana kadar, ucuza alınan ama 65-70 $ üzerinden fiyatlanan yakıtı tüketiyorduk. Savaş çıkınca neredeyse göbek atacaklardı… Bu sefer 100-110 $’dan alınmış gibi satmaya başladılar… Herhalde oyunu ve tezgâhı anlatabildim. Bu durumda İran, Babülmendep’i de kapatıp petrolün 200 $’a çıkmasına sebep olursa güneşin en yoğun olduğu öğle saatlerinde gökyüzünü rengarenk havai fişeklerle donatırız…

Vahşi kapitalizmin Türkiye’deki tezahürü olan iki olayla devam edelim: Özel hastaneler ve özel okullar… Geçtiğimiz günlerde ucu açık mesaide çalışan bir hemşire kızımız, elindeki yaraları göstererek “Bir eldiven bile almıyorlar.” diye feveran ediyordu… İnsanları hasta olarak değil; sağılacak inek, yolunacak kaz gibi gören özellerin durumu belli. Bilhassa SGK’lı hastalara yönetmelik ve anlaşmalara aykırı olarak tutturabildikleri fiyatı uygulamaları, her gün haberlerin ana konularından biri… Eski Sağlık Bakamayanı ve bir siyasetçinin eşinin gizli ortağı olduğu, sadece para kazanmak için değil aşırı haksız kâr maksatlı bu kuruluşların ıslahı da pek mümkün görülmemektedir… Gelelim okullara. Eskiden bir algı vardı: “Devlet az verir, özelde maaşlar daha fazladır.” denirdi ve de öyleydi. Şimdi ise durum tam tersi. Özel okul hocaları, MEB’e bağlı çalışan meslektaşları kadar maaş almak istiyor. Aşırı pahalı fiyatlar bir yana; yemek, servis vesaire gibi bahanelerle fiyatları şişirdikçe şişiren okul sahiplerimiz, sıra öğretmenine maaş vermeye gelince çok cimri davranıyorlar… Bütün bu olanlar eksiğiyle değil, fazlasıyla malumunuz olmasına rağmen elle tutulur hiçbir tedbir alınmamaktadır… Bana göre bunların en kısa zamanda devletleştirilerek halkımızın çilesine son verilmesi gerekmektedir…

Final konumuz, benim de içinde olduğum medya olsun… Yılmaz Özdil’i seversiniz veya sevmezsiniz, o sizin bileceğiniz iş… Ben de bir zamanlar tenkit ediyordum. Sözcü Gazetesi’nin bütün imkânlarını kullanarak Atatürk üzerinden para kazandı. Bedava reklamla bir yerde diğer meslektaşlarına karşı haksız rekabet oluşturdu. Bu görüşüm hâlâ geçerli ama bir kenarda dursun… Ülkemizde demokrasi savunuculuğu sadece CHP’ye ihale edilmiş gibi. Resim böyle görünse de kazın ayağı öyle değil… Hatırlayın… Bir ara “Alo Fatih” vardı. Şimdi “Alo Fatih”ler çoğaldı… İşin garibi CHP de aynı yola saptı… Sözcü grubunu tehdit edip “Ya CHP ya Özdil” dedi. Netice; şu an itibariyle ısmarlama değil, doğru bildiklerini dile getiren Yılmaz Özdil gazeteden kovuldu… Alın size bir kaya, ne yaparsanız yapın… Bu bize şunu gösteriyor: Demokrat, basın özgürlüğünden yana görünenler esasında hiç de öyle değil… Esasında birbirinden farkları yok; ikisi de ABD derin sisteminin mahsulü…

Final çeşitlemesine gelelim… Maalesef memleketimde ve Maraş’ın okullarında yaşanan müessif olayları ve evlatlarımızın durumunu gördünüz, anlatmama gerek yok. Ama Artist Sarı Ali’den bahsetmek gerekiyor. Fiili ve psikolojik tedbirler yerine dua tavsiye etti. Yani işi gene Allah’ın sırtına yıkma operasyonu… Olmasını istemediğimiz başka olaylar için beyanat hazır: “Dua da ettik ama…” Özet olarak, Anadolu tabiriyle işimiz; inşallaha, maşallaha kaldı…

Gülistan Doku olayı çorap söküğü gibi. Rojin Kabaiş, Narin ve diğer olaylar da tekrar gündeme taşındı… Bir bakın bakalım bu arada hangi gündemler güdük oldu…

Eskişehir’den Ankara’ya madenciler yürüdü. Polis dayağına maruz kalırken “Açız, açız!” diye bağırdılar. Enerji ve Çalışma Bakamayanlarından biri tenezzül edip görüşmedi. Enerji Bakamayanı çok meşgul. Bir yandan doğal gaz buluyor, bir yandan petrol… Buna rağmen ABD’den yaptığı alımlara imza atıyor. Çok meşgul çok… Ya Çalışma Bakamayanı… Simidi dörde bölüp dağıtıyordu ya, yirmi beş simit alıp gidemedi mi… İşçilerin bağlı oldukları holdingin patronu (eşi), “Cennetmekân” (nasıl oluyorsa) efendimiz Sultan Abdülhamid Han Hazretlerinin saatini açık artırmada 8-10 milyon liraya satın aldı. Patronun kendisi ise “İşçinin hakkını alnının teri soğumadan teslim edin” düsturunu benimseyen siyasi partinin bir milletvekili… Ana-kadı muhabbeti. Yapacak bir şey yok…

Hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!