Av. Mehmet Bacaksız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HALEN YAŞANAN ULUSAL EGEMENLİK İHLALLERİ

HALEN YAŞANAN ULUSAL EGEMENLİK İHLALLERİ

featured
0
Paylaş

Sunulan metin, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ulusal egemenlik kavramınıntarihsel kökenlerini ve günümüzde karşılaştığı iddia edilen çeşitli egemenlik ihlallerini eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yazar, Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu değerin tam olarak özümsenemediğini savunarak, özellikle Türkçe dışındaki dillerde eğitim verilmesini ve yabancı dildeki tabelaları egemenlik haklarına aykırı bulmaktadır. Ayrıca, uluslararası tahkim kurullarının yargı yetkisinin kabul edilmesi ve Gümrük Birliği gibi anlaşmaların getirdiği kısıtlamalar devletin bağımsızlığına yönelik tehditler olarak nitelendirilmektedir. Metinde, yabancı askeri güçlerin ülke topraklarında bulunmasına izin veren anayasal yetkilerin ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, milli kimliğin ve hukuki bağımsızlığın korunması adına bu unsurların anayasal düzeyde yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunmaktadır.

 

23 Nisan 2026, TBMM’nin açılışının 106. yıldönümü. Ulusal Önderimiz Atatürk, 23 Nisan gününü Ulusal Egemenlik Günü olarak ilan etmiş ve bayram olarak kutlanmasını sağlamıştır. Bugün hem Ulusal Egemenlik hem de aynı zamanda Çocuk Bayramı. 23 Nisan’ın aynı zamanda Çocuk Bayramı olarak kutlanmasının sebebinin, çocuklarımıza ulusal egemenliğin ne demek olduğunu kavratmak olduğu kanaatindeyim. Atatürk; ulusal egemenlik kavramını millete mal etmek ve benimsetmek için 23 Nisan’ı, milletin geleceğini oluşturan çocuklarımıza bayram olarak armağan etmiştir. Bu; çok değerli ve çok anlamlı bir icraattır.

23 Nisan 1920’den günümüze, ulusal egemenlik kavramını tam manasıyla kavrayıp benimseyebildiğimizi veya ulusal egemenliğin gereğini yerine getirebildiğimizi düşünmüyorum. Ulusal egemenlik kavramını tam manasıyla kavrayıp benimseyebilseydik, gereğini yerine getirebilseydik; aşağıda açıklayacağım ulusal egemenlik ihlalleri asla olmazdı, olamazdı. Canımı çok acıtan ve her vatanseverin de canını acıtacak olan bu ihlalleri açıklıyorum. Şöyle ki:

1- Ulusal egemenlik ihlallerinin başında Türkçe konusunda yapılan ihlaller gelmektedir. Anayasa’nın 3. maddesine göre; Devletimizin resmi dili Türkçe’dir. Bu hükme göre Türkiye Cumhuriyeti’nde özel ve tüzel tüm kurumların iş ve işlemlerinin Türkçe yapılması zorunludur. Yine, gerçek kişilerin de iş ve işlemlerini Türkçe yapması gerekmektedir. Bu kurala tam olarak uyulduğunu söylemek mümkün değil. Bu konuda tespit edebildiğim ihlaller şunlardır:

  • Resmi dil Türkçe olduğuna göre, her derecedeki eğitim faaliyetinin Türkçe yapılması zorunludur. Ancak bu zorunluluğa rağmen; Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde eğitim dili İngilizce, Galatasaray Üniversitesi’nde ise Fransızca’dır. Buna ilaveten devlet üniversitelerinde bazı fakülte ve bölümlerin eğitim dili İngilizce’dir. Bazı özel liselerde de eğitim dili İngilizce, Fransızca veya İtalyanca’dır. Resmi dil Türkçe olduğu halde okullarımızda Türkçe dışındaki dillerde eğitim yapılması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

  • Resmi dil Türkçe olduğuna göre, ülke sınırları içinde yayın yapan radyo ve televizyonların yayınlarını Türkçe yapması zorunludur. (TRT’nin yurt dışına yönelik yayınları elbette bunun dışındadır.) Ülke içine yönelik yayın yapan TRT 6 televizyon kanalının Kürtçe yayın yapması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

  • Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı belediyelerin girişinde belediye adı Türkçe ve Kürtçe olarak yazılıdır. Resmi dil Türkçe olduğu halde belediyenin adının Kürtçe yazılı olması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

  • Diyarbakırspor Futbol Kulübü, birkaç yıldır maçlara Amedspor olarak katılmaktadır. Resmi dil Türkçe olduğu halde Diyarbakırspor’un Amedspor adıyla maçlara katılması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

  • İstanbul ve turistik bölgeler başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde İngilizce ve Arapça iş yeri tabelaları vardır. Resmi dil Türkçe olduğu halde İngilizce ve Arapça iş yeri tabelalarının olması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

2- Ulusal egemenlik —bir başka deyişle “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”— kuralına göre; Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları Türk kanunlarına göre işlem yapmalı, çıkacak uyuşmazlıklar Türk mahkemeleri tarafından çözüme kavuşturulmalıdır. Bu kurala rağmen bazı kamu-özel iş birliği projelerinde, uyuşmazlık halinde uluslararası tahkim kuruluşlarının yargı yetkisinin kabul edildiğini medyadan öğreniyoruz. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” kuralına rağmen uluslararası tahkim kuruluşlarının yargı yetkisinin kabul edilmiş olması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

3- DYP-SHP koalisyon hükümeti, 1995 yılında Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşma halen yürürlükte. Bu anlaşmaya göre Türkiye, Avrupa Birliği’nin aldığı tüm gümrük kararlarına uymak zorunda. Ancak Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadığı için alınan kararlarla ilgili toplantılara katılamıyor; bu nedenle bu kararların alınmasında oy kullanamıyor. Avrupa Birliği’nin aldığı gümrük kararları bazen Türkiye’nin aleyhine olabiliyor. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” kuralına rağmen Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin gümrükle ilgili kararlarına uymak zorunda kalması açık bir ulusal egemenlik ihlalidir.

4- TBMM, Anayasa’nın 92. maddesine göre; milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisine sahip. Her ne sebeple olursa olsun yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin vermek, açık bir ulusal egemenlik ihlalidir. 1. Dünya Savaşı’nda Alman askeri personelinin Türkiye’de görev yapmasına izin verilmesi, sonuçta imparatorluğun dağılmasına yol açtı. Yine 2003 yılında Türkiye bu nedenle uçurumun kenarından döndü. Eğer hükümet tezkeresi kabul edilmiş olsaydı, 90.000 Amerikan askeri Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde konuşlanacaktı. ABD askerlerinin girdiği hiçbir ülkeden çıkmadığı tecrübelerle sabit bir gerçektir. Tezkerenin kabul edilmesi halinde, kendi elimizle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin ABD tarafından işgal edilmesine izin vermiş olacaktık.

TBMM’nin yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisinin olması çok risklidir. Türk milleti, tarihin her döneminde vatanını kendi askeriyle savundu ve korudu. Vatanımızı savunmak için yabancı ordulara hiç ihtiyacımız yok. Bu nedenle bu hüküm, mutlaka anayasadan çıkarılmalıdır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!