Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yanlış Yer, Doğru Ders

Yanlış Yer, Doğru Ders

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, yanlış bir tarih algısıyla katılmadığı bir dernek toplantısına giden bir yazarın yaşadığı ironik tecrübeyi aktarmaktadır. Yazar, aslında yabancısı olduğu bir grubun içine düşmesine rağmen, sergilediği doğal özgüven ve saygılı tavır sayesinde dışlanmak yerine sıcak bir kabul görmüştür. Yaşanan bu olay üzerinden, bireyin kendisini ortamdan soyutlamadığı sürece toplumsal ön yargıların aşılabileceğine dair önemli bir hayat dersi verilmektedir. Anlatı, doğru bir duruş sergileyen birisi için yanlış kapıların bile yeni ve olumlu imkanlara açılabileceğini vurgular. Sonuç olarak metin, insanın yabancı çevrelerde bile uyum sağlama ve açıklık ilkesiyle nasıl yer edinebileceğini zarif bir dille özetlemektedir.

 

Bazen insanın en doğru öğrendiği anlar, en büyük yanılgılarının içinden çıkar.

Toplumsal Esenlik Derneği’nin davetini görünce, bunun arkadaşım Cemil Kılıç’ın derneği olduğunu düşündüm.

Bu derneği, Nilgün Hanım aracılığıyla tanımıştım; kimseyi tanımıyordum. Fazla düşünmeden, hatta neredeyse refleksle hareket ettim.

13 Nisan akşamı, Altunizade’deki programa yetişmek için aceleyle yola çıktım. Hava serindi ama bunu bile umursamadan çıktım evden.

Metrobüs, kısa bir yürüyüş ve hızlı adımlar…

Altunizade Kültür Merkezi’ne vardığımda etkinliğin başlamasına çok az kalmıştı. Kapıda karşılayanlar son derece rahattı:

“Yemek veriyoruz, buyurun önce yemeğinizi yiyin.”

Yan taraftaki kebapçıya geçtim. Kimseyi tanımıyordum. Masama oturdum. Etrafı izliyorum. Cemil Bey yok. Yanımdaki birine sordum.

Aldığım cevap belirsizdi ama yeterince doğaldı. Kimse “Sen kimsin?” demedi. Bu ilk kırılma noktasıydı.

Yemeğin ardından salona geçtim. En öne oturdum. İnsanlarla tanıştım. Kendimden emin bir şekilde ortamın parçası oldum. Bir konuşmacı çıktı.

“Herhalde Cemil Bey’in çevresinden biri” diye düşündüm.

Ama bir tuhaflık vardı.

Sonra ödül töreni başladı.

İşte o anda zihnimde bir şey yerine oturdu.

Yanlış yerdeydim.

Ben, Kemalist Gazeteciler Derneği’nin toplantısına gelmiştim.

Tarihleri karıştırmıştım. 13 Mayıs’taki etkinliği 13 Nisan sanarak buraya gelmiştim.

Durumu fark ettiğimde artık iş işten geçmişti. Program bitmiş, müzik şöleni başlamış, insanlar birbirine karışmıştı.

Çıkıp gitmek yerine durumu açıkça söyledim. Bir dernek yetkilisine yaklaşıp hatamı anlattım.

Beklediğim tepki neydi?

Mesafe.

Aldığım tepki ne oldu?

Davet.

“Hiç sorun değil, aksine memnun olduk. Sizi de aramızda görmek isteriz.”

İşte asıl ders burada başladı.

Bu yaşananı sadece “özgüven” ile açıklamak kolay ama eksik olur. Çünkü mesele sadece kendinden emin olmak değil.

Mesele; bulunduğun ortama uyumlu, açık ve doğal bir şekilde dahil olabilmek.

Ben oraya yanlışlıkla gittim ama:

  • Çekingen davranmadım,
  • Kendimi geri çekmedim,
  • Kimlik sorgulaması yapmadan, ortama saygıyla dahil oldum.

İnsanlar da buna aynı şekilde karşılık verdi.

Toplum, sandığımız kadar dışlayıcı değil. Ama bir şartla: Sen kendini dışlamazsan.

Bu küçük yanlışlık, bana şunu öğretti:

İnsan bazen yanlış kapıyı çalar…

Ama doğru şekilde girerse, o kapı ona yine de açılır.

Asıl mesele, kapının doğru olup olmadığı değil; içeri girerken nasıl durduğundur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!