Prof. Dr. Fuat Gürdoğan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Vatan Sevdalısı Muhsin Başkan’ın Ardından

Vatan Sevdalısı Muhsin Başkan’ın Ardından

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türk siyasetinin önemli isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayat hikayesini ve sarsılmaz vatan sevgisini mercek altına almaktadır. Gençlik yıllarından itibaren demokrasi ve milli iradeyi her şeyin üstünde tutan liderin, zorlu cezaevi yıllarından siyasi mücadelesine kadar olan süreci derin bir saygıyla işlenmektedir. Özellikle vesayet odaklarına karşı sergilediği eğilmez duruş ve helikopter kazası sonucu vefatına dair sisli detaylar hüzünlü bir dille aktarılmaktadır. Maddi bir beklenti içinde olmadan ömrünü adadığı davası, milletin gönlündeki sarsılmaz yeri ve cenazesindeki büyük vefa vurgulanan temel unsurlardır. Yazıcıoğlu’nun mirası, vatanı için bedel ödemekten çekinmeyen dürüst ve cesur bir devlet adamı portresiyle ölümsüzleştirilmektedir.

 

Sivas’ta doğdu.

Aralık ayının son günü.

Karlar içinde…

Belki de o yüzden, hiç erimedi yüreğindeki buz gibi duruşu.

Ankara’da okudu.

Veteriner fakültesinde.

Meslektaşım…

Ama asıl, insanların yaralı yüreklerine merhem oldu.

Gençti.

Daha 24 yaşında.

Dönemin Cumhurbaşkanı’na mektup yazdı:

“Eller silah değil, kalem tutmalı.”

İşte o gün belli oldu.

Bu millet, bu memleket onun göz bebeğiydi.

12 Eylül.

Karanlık bir sabah.

Ülkü Ocakları’nın başındaydı.

Aldılar.

Götürdüler.

Mamak Cezaevi.

7,5 yıl.

5,5 yılı hücrede.

Duvarlara vurdu kafasını.

Ama inandığı yoldan dönmedi.

Davası bitince, “ceza almadı” dediler.

Zaten o, hiç suçlu değildi ki…

Suçu neydi?

Vatanını sevmek mi?

Çıktı.

Siyasete atıldı.

Ama makamlar için değil.

Millet için.

28 Şubat.

Yine bir karanlık.

Tanklar yine sokaklardaydı.

Ve O, tarihe geçecek sözü söyledi:

“Ordu gözbebeğimizdir. Ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam.”

Kimse diyemezdi bunu.

O dedi.

Çünkü O, çile çekmişti.

Vatanı sevmenin çilesini, tam olarak O çekmişti.

Edebiyatını değil, hakkını verdi vatan sevgisinin.

Bir sözü daha vardır:

“Kan dökmeyi seven bir millet değiliz, ancak söz konusu vatan ise dünyanın şah damarını keseriz.”

Sözde kalmadı bu.

Duruşuyla ispatladı.

Yerel seçim.

Helikopter kiraladı.

“Hazineden yardım almayan tek partiyiz” dedi.

İlk kez helikopterle gitti mitinge.

Kahramanmaraş.

Çağlayancerit.

Halk vardı.

Sevgi vardı.

Sonra yola çıktılar.

Yozgat’a…

25 Mart.

Keş Dağı.

Kuru Dere.

Kanlıçukur.

Helikopter düştü.

Kazadır derler.

Ama öncesinde 17 trafik kazası geçirmişti.

Hep sıyrıklarla atlatmıştı.

Bu sefer…

Dağlara düştü.

48 saat.

Aradılar.

Bulamadılar.

Onu, o dağın köylüsü buldu.

Enkaz, aranan yerin kilometrelerce uzağındaydı.

Nasıl?

Soru işareti.

Ama soran yok.

Cenazesi.

Kocatepe.

700 bin insan.

Sadece siyasetçiler değil.

Çiftçisi, işçisi, genci, yaşlısı.

Onu seven, vatanını seven herkes.

Geldi.

Ağladı.

Vasiyet etmişti.

Mehmet Akif’in yanına.

Taceddin Dergâhı.

O naaş, o bahçeye kondu.

İstiklal Şairi’nin yanına.

Çünkü ikisi de aynı davaya adamıştı kendini:

Bu millete…

Malı mülkü yoktu.

Hiçbir şeyi yoktu.

Sadece bir yüreği vardı.

O yürek, bu vatan için attı.

Onun adı Muhsin YAZICIOĞLU.

Sözünde duran.

Eğilmeyen.

Bükülmeyen.

Ve vatanın her karış toprağını seven.

Gerçek bir vatan evladı.

İşte böyle.

Bazıları ölür.

Adı kalır.

Bazıları ölür.

Yüreği kalır.

Muhsin YAZICIOĞLU, öyle bir yürek bıraktı ki…

Hâlâ atıyor.

Vesselam.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!