Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, hayvancılık sektöründe hayvan refahı ve üretici çaresizliği arasındaki ilişkiyi derinlemesine incelemektedir. Yazar, hayvanların çamur ve pislik içinde tutulmasını sadece bir vicdan meselesi olarak değil, aynı zamanda ekonomik yetersizliklerin ve sistemsel sorunların bir sonucu olarak değerlendirmektedir. Bilimsel veriler ışığında kötü barınma koşullarının verimi düşürdüğü vurgulanırken, üreticilerin bilinçsizlik ve maddi imkansızlıklar nedeniyle aslında kendi kazançlarına zarar verdikleri ifade edilmektedir. Metin, çözümün sadece cezalandırma yoluyla değil, devlet desteği ve eğitimle mümkün olabileceğini savunarak daha modern bir üretim modeline geçiş çağrısı yapmaktadır. Sonuç olarak, hem hayvanların hem de zor durumdaki yetiştiricilerin kurtarılması için bilimsel yöntemlerin ve kamu yardımlarının hayati önemi üzerinde durulmaktadır.
Sosyal medyada bir haber düştü ekrana. Bir “çiftlik” fotoğrafı. Danalar çamurda, kendi pisliklerinde, kıpırdayamıyor. Gözlerde o tanıdık boş bakış.
Kurban Bayramı’na iki ay kala, daha çok kilo alsınlar diye hareketleri kısıtlanmış.
Evet, bu manzara karşısında hemen “vicdansız üretici” diye bağırmak kolay. Ama biraz durup düşünmek lazım.
Bu adam, bu kadın, bu aile… Kim bilir kaç kredi çekti, kaç bankaya borçlandı, kaç kış yem bulamadı.
Parası yok, beton dökemedi çünkü betonun metrekaresi 300 lirayı geçti. Altlık serecekti ama samanın çuvalı 50 lira.
İlaç alamadı, veteriner çağıramadı. Sonunda ne mi oldu? Çareyi hayvanları çamura gömmekte buldu.
Yapılan yanlış! Hem de büyük yanlış. Ama önce anlamak gerek: Bu insanlar cani değil, çaresiz.
Sistemin kıskacında sıkışmış, bilgiyle arasına duvarlar örülmüş insanlar. Onlara “hayvan düşmanı” demek yerine, “neden böyle yapıyorsun?” diye sormak gerek.
Şimdi bilim ne diyor anlatalım: Hayvan strese girdi mi yemden yararlanamaz. Ayakları çamurda çürüyen hayvanın eti de çürür.
Solunum yolu enfeksiyonu kapar, verim düşer. Yani üretici aslında kendi bindiği dalı kesiyor.
Daha fazla kilo hayaliyle yola çıkıyor, sonuç: hasta hayvan, düşük fiyat ve batak.

Modern ve bilimsel besicilik, hayvanların biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan, temiz ve kuru barınaklarda yürütülür. Sığırlar günde ortalama 10-14 saat yatarlar;
bu dinlenme süresince rahat etmeleri, yeterli yatma alanına ve kuru bir zemine sahip olmaları gerekir.
Ahır tabanının uygun malzemeyle (kum, lastik yatak, kuru altlık) kaplanması, düzenli gübre temizliği ve yeterli havalandırma, hayvan sağlığının olmazsa olmazıdır.
Ayrıca hayvanların serbestçe hareket edebileceği, sosyal etkileşim kurabileceği alanlar sunulmalıdır.
Yapılan araştırmalar, refah koşulları iyileştirilen hayvanlarda yem tüketiminin ve günlük canlı ağırlık artışının arttığını, hastalığın görülme sıklığının ise belirgin şekilde düştüğünü ortaya koymaktadır.
Hayvan refahı sadece vicdani bir mesele değildir, verimli ve sürdürülebilir hayvancılığın da temel şartıdır.
Yani, doğrusu neymiş? Doğrusu, hayvanın rahat edeceği, kuru yerde yatacağı, temiz hava soluyacağı bir ahır. Doğrusu, bilimsel besicilik.
Ama bunun için de devlet desteği şart. Bugün bir üretici beton ahır yapacak, altlık serecek, havalandırma yapacak… Hangi kredi yetecek?
Hangi teşvik ulaşacak?
İşte asıl mesele burada: Devlet, bir eliyle denetim yaparken, diğer eliyle destek olmalı.
“Yanlış yapmışsın” dediği kadar, “doğrusunu göstereyim, yardım edeyim” de diyebilmeli.
O fotoğraftaki çiftlikte çalışan insan, eğer doğruyu bilseydi, emin olun çamura gömmezdi hayvanını. Ama bilmiyordu, bilemedi, göremedi.
Sayın Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı… Sizden istenen sadece ceza değil.
İstenen, bu topraklarda hayvancılık yapan herkesin insanca yaşayabileceği bir düzen. Çamurda debelenen dana kadar, çamura saplanmış üreticiyi de kurtarmak lazım.
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, hayvanlara davranış biçimiyle de ölçülür. Çamur içinde debelenmeye terk edilen danalar, yalnızca vicdani bir meselenin muhatabı değil, sistemin açmazlarının da kurbanıdır.
Hayvancılıkta sürdürülebilir başarı, ancak hayvan refahını merkeze alan, bilimsel yöntemlerle üretim yapan ve devlet eliyle sürekli desteklenen bir modelle mümkündür.
Üreticiler bilmelidir ki sağlıklı, mutlu hayvan; kaliteli et, yüksek verim ve temiz bir gelecek demektir.
Yetkilileri, bu bilinci tüm sektöre yaymak için acilen harekete geçmeye davet ediyorum.
Unutmayalım: Bu coğrafyada çamur hiç eksik olmadı. Ama medeniyet, çamurun içinden her defasında çıkmayı başardı.
Gelin hem hayvanı hem üreticiyi çamurdan çıkaracak bir düzeni birlikte kuralım.