Bu köşe yazısı, Anamur’daki yerli muz üreticilerinin karşılaştığı ekonomik zorlukları ve sektörün geleceğine dair endişeleri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Düşen ithalat vergileri ve artan maliyetler nedeniyle yerli üretimin rekabet gücünü kaybettiği, tarladaki fiyat ile market rafı arasındaki uçurumun ise hem üreticiyi hem tüketiciyi mağdur ettiği vurgulanmaktadır. Yetersiz ilaç kullanımı ve yüksek modernizasyon masrafları gibi operasyonel sorunlara dikkat çekilirken, çözüm yolu olarak güçlü kooperatifleşme ve devlet destekli düşük faizli krediler önerilmektedir. Sektör temsilcileri, yerli üreticinin korunmaması durumunda üretimin durma noktasına gelebileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, yerli tarımın sürdürülebilirliği için acil politika değişiklikleri ve denetim mekanizmalarının devreye girmesi gerektiğini savunmaktadır.
Bu memleketin insanı üretirken takdir edilmez, tüketirken de fark edilmez.
Geçen hafta Anamur’u inceledim. Ovasına baktım, serasını araştırdım. Toprak anadan şefkat bekleyen üreticiler gördüm;
Elleri nasırlı, gözleri mahzun… Muz üreticisi tezgâhın başında değil, tezgâhın altında kalmış vaziyette.
Hadi rakamları masaya yatıralım, ama devletin resmi rakamlarıyla değil, sahada canı yanan üreticinin feryadıyla…
Bir zamanlar, 2000’lerin başında, bu toprakların insanını koruyan güçlü bir gümrük duvarı vardı.
İthal muza uygulanan vergi yaklaşık yüzde 145,8 seviyesindeydi. Yerli üretici nefes alıyor, bahçesine umutla bakıyordu.
Sonra ne mi oldu? Zaman içinde ithalat politikaları değişti. Gümrük vergisi yüzde 7 seviyesine indirildi ve ton başına 626 dolar ek mali yükümlülük getirildi.
2026 yılı başında bu ek yük 780 dolara çıkarıldı, ancak üretici kesimi bunun hâlâ yerli üretimi korumakta yetersiz kaldığını söylüyor.
Ekvador’dan gelen muz, Anamur’un teriyle aynı rafta yarışır hale geldi. Sonuç ortada: Üretici rekabet baskısı altında.
Gelelim asıl tartışmaya…
Anamur Manşet Gazetesi’nin haberine göre tarlada grand muz yaklaşık 42 lira, yerli muz ise 37 lira civarında işlem görüyor.
Peki, büyük şehirlerde kaç para?
Bazı zincir marketlerde fiyat 150 liraya kadar çıkabiliyor.
Bu nasıl bir matematiktir?
Üretici “gübreye, mazota, ilaca, işçiye zam geldi” diye haykırırken, aradaki ticaret zincirinde fiyatın katlanması dikkat çekiyor.
Tarla ile raf arasındaki bu geniş fiyat makası, son dönemde hem üreticiler hem de tüketiciler tarafından daha yüksek sesle tartışılıyor.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası geçenlerde sektör toplantısı yaptı.

Orada söylenen cümle şu: “Çözüm, güçlü kooperatif.”
Ne güzel laf değil mi?
Ama ortada bir gerçek var: Üretici dağınık. Küçük ölçekli. Tek başına pazarlık gücü yok.
Maliyetler artarken ve ithal ürün baskısı sürerken, birçok üretici ürününü istediği fiyattan satamadığını söylüyor.
Sektör içinde ise farklı öneriler tartışılıyor. Bunlardan biri de bazı raporlarda dile getirilen şu fikir:
Zincir marketlerin, sattıkları ithal ürün karşılığında belirli oranda yerli muz da satın almasını zorunlu kılacak düzenlemeler.
Üretici diyor ki:
“Bana sübvansiyonlu kredi lazım, seramı modernize edeyim.”
Seracılık yatırımları yüksek maliyetli. Modernizasyon için uzun vadeli finansmana ihtiyaç olduğu sık sık dile getiriliyor.
Başka bir şikâyet daha var:
“Muz üretiminde kullanılabilecek ruhsatlı ilaç sayısı yetersiz.”
Sektör toplantılarında bu konu da gündeme geldi ve ruhsatlı ilaç sayısının artırılması talep edildi.
TBMM’de söz alan CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya da ithal muza uygulanan vergi sisteminin zaman içinde karmaşık bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.
Çözüm ne?
Bir kere şu vergi meselesini yeniden ele alın.
Geçmişte yaklaşık yüzde 145,8 seviyesinde olan koruma yapısı neden değişti, bugün uygulanan sistem yerli üretimi gerçekten ne kadar koruyor?
Bu soruların açık şekilde tartışılması gerekiyor.
İkincisi: Tarla ile market arasındaki fiyat farkını denetleyin. Üreticinin alın teri kurumadan ürününü değerinde satabilmesini sağlayın.
Üçüncüsü: Üretici kooperatiflerini gerçekten güçlendirin.
MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır’ın dediği gibi:
“Birlikte olursak üretici güçlenir, doğru fiyat politikaları belirlenebilir.”
Dördüncüsü: Finansman. Seracılıkta modernizasyon için düşük faizli ve uzun vadeli kredi desteği şart.
Son olarak: Yerli üretimi destekleyen bir farkındalık politikası.
Tüketiciye yerli muzun tercih edilmesini teşvik eden kamu spotları bile bu konuda etkili olabilir.
Anamurlu üretici toprağa küsmüş.
Kimi serasını sökmeyi düşünüyor.
Kimi tarlasını arsaya çevirip satmayı.
Bu gidişle önümüzdeki yıllarda yerli muz üretiminin geleceği ciddi biçimde tartışılır hale gelebilir.
Peki, o zaman ne yiyeceğiz?
Yine ithal, yine zamlı, yine başkasının ürettiğine mahkûmiyet mi?
Bu topraklar bereketli topraklar.
Yeter ki onu ekecek üreticiye sahip çıkın.
Üreten kazansın ki, bu ülke kazansın.
Yoksa bu muzun kabuğu kaygan…
Üzerine basan herkes düşer.