Rıza Tahir Yel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kelimenin Silahı: ‘Kürt Sorunu’ Tuzağında Üniter Devletin Sessiz Tasfiyesi

Kelimenin Silahı: ‘Kürt Sorunu’ Tuzağında Üniter Devletin Sessiz Tasfiyesi

featured
0
Paylaş

Yazar Rıza Tahir Yel, Zafer Partisi ve lideri Ümit Özdağ’ın Türkiye’deki üniter devlet yapısını koruma konusundaki katı tutumunu ve TBMM bünyesindeki bir komisyon raporuna yönelik eleştirilerini ele almaktadır. Yazar, “Kürt sorunu” ifadesinin etnik bir bölünmeye zemin hazırlayan terminolojik bir tuzak olduğunu savunarak, meselenin yalnızca terörle mücadele çerçevesinde tanımlanması gerektiğini vurgulamaktadır. İktidar ve muhalefet partilerinin ortaklaştığı çözüm arayışları, devletin kurucu felsefesinden bir taviz ve üniter yapının tasfiyesi olarak nitelendirilmektedir. Buna karşı bir alternatif olarak sunulan “Demir Güvercin” stratejisi, terörün müzakereyle değil, tavizsiz bir devlet kararlılığı ve stratejik imha ile bitirilebileceğini ileri sürmektedir. Metin genel olarak, anayasal vatandaşlık tanımının ve milli kimliğin korunmasının Türkiye’nin bekası için vazgeçilmez olduğunu savunmaktadır.

 

Türkiye’nin siyasal hafızası, “çözüm” ambalajıyla sunulan ancak her seferinde üniter devletin temellerini sarsan deneyimlerle doludur. Bugün gelinen noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hazırlanan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”, sadece 60 sayfalık bir kâğıt yığını değil, egemenliğin devredilme sürecinde yeni bir safhanın işaret fişeğidir. Deneyimli bir siyasal gözlemci ve Zafer Partisi’nin katı milliyetçi, tavizsiz üniter devlet perspektifinden bakan bir kalem olarak şunu netlikle söylemeliyim: Kelimelerin iğdiş edildiği, kavramların tersyüz edildiği ve “terör”ün “sorun” adı altında siyasallaştırıldığı bir dönemeçteyiz. Bu rapor, devletin kurucu felsefesini savunanlar için bir uyarı metni, onu dönüştürmek isteyenler için ise bir mutabakat belgesidir.

Kavramsal Kuşatma: “Kürt Sorunu” Mu, “Terör Sorunu” Mu?

Siyasette bir meseleyi nasıl adlandırdığınız, ona nasıl müdahale edeceğinizi de belirler. Zafer Partisi ve Genel Başkanı Ümit Özdağ, en başından itibaren bu terminolojik tuzağa karşı barikat kurmuştur. Özdağ’ın ifadesiyle; “Türkiye’de bir Kürt sorunu yok, net ve sınırları belli bir terör sorunu vardır”. Bu basit bir kelime tercihi değil, devletin bekasına dair bir ontolojik duruştur. “Kürt sorunu” ifadesini kullanmak, sorunu etnik bir zemine çekmek ve dolayısıyla çözümü de etnik statü paylaşımlarında aramak demektir.

Tarihsel sürece baktığımızda, soruna verilen isimlerin nasıl evrildiğini görmek, emperyal aklın Türkiye üzerindeki planlarını da ifşa etmektedir. 1984-1987 yılları arasında mesele saf bir “bölücü terör” iken, zamanla “Güneydoğu Anadolu sorunu” ve nihayetinde “Kürt sorunu” haline getirilmiştir. Zafer Partisi perspektifinden bakıldığında, bu ülkede bir “Kürt sorunu” olduğunu iddia etmek, kendisini bu milletin bir parçası olarak gören milyonlarca Kürt kökenli Türk vatandaşına hakarettir. Mesele, bir etnik grubun hak arayışı değil, emperyal destekli bir “Kürtçülük” ve bölücülük sorunudur.

Terminolojik Evrim ve Siyasal Hedefler

Dönem Kullanılan Terim Siyasal Arka Plan Zafer Partisi Eleştirisi
1984 – 1987 Bölücü Terör Sorunu Askeri müdahale ve güvenlik odaklı yaklaşım. Gerçekçi ve devlet aklına uygun tanımlama.
1987 – 1990’lar Güneydoğu Anadolu Sorunu Coğrafi ve ekonomik kalkınma vurgusu. Terörün ideolojik karakterini gizleme çabası.
2000’ler – Günümüz Kürt Sorunu Etnik kimlik siyaseti ve müzakere arayışı. Üniter devleti tasfiye etme ve federasyona zemin hazırlama.

 

Ümit Özdağ’ın vurguladığı üzere, herhangi bir ciddi sosyoloğun Türkiye’de etnik bir çatışma yaşandığını ileri sürmesi mümkün değildir. Halk arasında bir sorun yokken, siyasal elitlerin ve terör aparatlarının “sorun” yaratma çabası, Türkiye’yi bölünme senaryolarına hazırlamaktadır. Bu noktada, Millî Dayanışma Komisyonu’nun “Kürt meselesinden söz etmeden rapor yazmış olması bir “başarı” değil, aslında sorunun özünü halı altına süpüren bir kurnazlıktır.

60 Sayfalık “Kardeşlik” İllüzyonu: Komisyon Raporu Analizi

TBMM’de kabul edilen 60 sayfalık Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, 88 saatlik bir mesainin ve 47 kabul oyunun ürünüdür. Raporun adı her ne kadar kulağa hoş gelse de, Zafer Partisi’nin üniter devlet anlayışından bakıldığında, devletin terörle mücadele azminin “toplumsal rıza” ve “diyalog” gibi kavramlarla seyreltildiği görülmektedir.

Raporun İçeriği ve “Kırmızı Çizgi” Aldatmacası

Raporda ‘üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe’nin resmi dil statüsü’ gibi kavramlara yer verilmesi, milliyetçi kamuoyunun gazını almaya yönelik bir hamledir. Ancak aynı raporda; şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu sayılmaması gerektiği, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin terörle ilişkilendirilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu, bölücü propagandanın yasal güvence altına alınması riskini taşımaktadır.

Raporun 7 bölümden oluşan yapısı, süreci bir “Türkiye Modeli” olarak sunmaktadır. Peki, bu model neye hizmet etmektedir?

  1. Müzakere Meşruiyeti: Süreci TBMM zeminine taşıyarak, terörün siyasi uzantılarını meşru birer muhatap haline getirmektedir.
  2. Hukuki Yumuşama: “Umut hakkı” ifadesi raporda geçmese bile, infaz düzenlemeleri ve “müstakil geçici yasalar” aracılığıyla bir af beklentisi oluşturulmaktadır.
  3. Devlet Aklının Değişimi: Terörle mücadeleyi bir güvenlik meselesinden çıkarıp “sosyal bir mutabakat” meselesine dönüştürmektedir.

Tarafların Tutumları: Meclis’teki Garip İttifak

Raporun oylama sürecinde ortaya çıkan tablo, Zafer Partisi’nin “merkez siyasetin iflası” tezini doğrular niteliktedir. AKP, CHP, MHP ve DEM Parti’nin (her biri farklı şerhlerle de olsa) aynı paydada buluşması, milli çıkarların nasıl siyasi konjonktüre feda edildiğinin kanıtıdır.

  • AK Parti ve MHP: Milliyetçi bir retoriğin arkasına sığınarak, üniter yapıyı koruduklarını iddia ederken; aslında 2015 öncesindeki hatalı süreçlerin bir benzerini “Terörsüz Türkiye” başlığıyla topluma dayatmaktadırlar.
  • CHP: Demokratikleşme ve hukuk devleti vurgusuyla rapora destek verirken, Türkan Elçi gibi isimlerin “faili meçhul” ve “yüzleşme” talepli çekimserlikleri, partinin devletin bekası konusundaki kafa karışıklığını sergilemektedir.
  • DEM Parti: Raporun “terör” terminolojisine itiraz etmekte, ancak süreci Öcalan’ın muhataplığına ve yerel demokrasi adı altında özerkliğe evriltmek için “evet” demektedir.

Bu “mutabakat”, Zafer Partisi için bir dayanışma değil, üniter devletin tasfiyesi yolunda atılmış bir geri adımdır. Özellikle MHP’nin, Anayasa’nın ilk 4 maddesi ve 66. maddeyi tartışma dışı tutma söylemine rağmen, bu raporun parçası olması büyük bir çelişkidir.

Zafer Partisi’nin Çözüm Doktrini: Demir Güvercin Stratejisi

Zafer Partisi, sadece eleştiri getirmekle kalmayıp, terörü kökünden kazıyacak, üniter devlet yapısını tahkim edecek bilimsel ve operasyonel bir program sunmaktadır: “Demir Güvercin”. Bu program, terörle mücadeleyi “müzakere” değil “stratejik tasfiye” üzerine kurgular.

11 Aşamalı Stratejik Eylem Planı

Mücadele Alanı Stratejik Yaklaşım
Siyasi Bölücü ideolojinin siyasal alandaki meşruiyet devşirme çabalarının engellenmesi.
Psikolojik Terör örgütünün halk üzerindeki korku ve aidiyet baskısının kırılması.
Mali / Ekonomik Terörün finansman kaynaklarının (uyuşturucu, haraç, dış destek) kesilmesi.
Hukuki Terör suçlarına sıfır tolerans ve anayasal düzenin ödünsüz korunması.
İstihbarati Örgütün iç dinamiklerine sızma ve operasyonel felç yaratma.
Diplomatik PKK’nın yurt dışındaki güvenli limanlarının ve lojistik hatlarının kapatılması.

Demir Güvercin, terörle mücadeleyi sadece askeri sahada değil, devletin tüm hücrelerinde eşgüdümlü bir çalışma olarak görür. Ümit Özdağ’ın “PKK Neden Bitmedi, Nasıl Biter?” adlı 450 sayfalık çalışması bu planın teorik temelini oluşturur.

 

Zafer Partisi’ne göre terör, taviz vererek değil, ancak “devlet kararlılığı” ile biter. Komisyon raporunun aksine, Demir Güvercin politikası teröre ve teröre taviz verene “sıfır tolerans” ilkesini esas alır.

Anayasa 66: Türklük Tanımı ve Üniter Devletin Omurgası

Türkiye’de yürütülen terminoloji tartışmalarının nihai hedefi, Anayasa’nın 66. maddesindeki Türk tanımını değiştirmektir. Zafer Partisi, bu maddeyi devletin kurucu çimentosu olarak görür. “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesi, ırkçı değil, kapsayıcı ve bütünleştirici bir Atatürk Milliyetçiliği tanımıdır.

Komisyon raporunda bu maddelerin “pazarlık konusu olmayacağı” söylense de, süreç içerisinde “toplumsal rıza” adı altında bu tanımların esnetilmesi planlanmaktadır. Zafer Partisi, köylerde üretimin yeniden başlaması ve her okulda Andımızın okunması gibi sembolik ama hayati hamlelerle milli bilinci yeniden inşa etmeyi hedefler.

Demografik Tehdit ve Milli Güvenlik

Terör sorunu, Türkiye’nin sığınmacı sorunuyla da doğrudan ilişkilidir. Ümit Özdağ’ın paylaştığı rakamlar, sınır illerimizdeki demografik kırılganlığı gözler önüne sermektedir: Gaziantep’te 700 bin, Şanlıurfa’da 700 bin, Hatay’da 700 bin Suriyeli bulunmaktadır. Bu kitlelerin varlığı, PKK ve diğer terör örgütleri için hem bir lojistik taban hem de toplumsal huzursuzluk kaynağı oluşturmaktadır. Zafer Partisi, sığınmacıların ülkelerine gönderilmesini, terörle mücadelenin ve milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak görür.

“Mandelalaştırma” Çabası ve Millî Onur

Son dönemde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın bir “barış mimarı” gibi sunulması, Nelson Mandela ile kıyaslanması gibi fecaat girişimler kamuoyunda tartışılmaktadır. Zafer Partisi için bu, Türk milletine ve şehitlerimize yapılmış en büyük ihanettir. Bir terörist başının TBMM zeminine taşınan bir süreçte muhatap alınması, devletin diz çökmesi demektir.

Komisyon raporu her ne kadar “terörsüz Türkiye” hedefi dese de, 2026 yılına kadar evrilen bu “Yeni Çözüm Süreci”, 2015 Nusaybin olayları gibi acı tecrübelerin tekrarına kapı aralamaktadır. Zafer Partisi, Kemalist devlet anlayışının “üniter yapı” ve “ulus devlet” ilkeleriyle taban tabana zıt olan bu mecrada yürümeyi reddetmektedir.

Sonuç: Millî Direncin Adresi

Netice itibarıyla, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından sunulan 60 sayfalık rapor, Türkiye’nin üniter yapısını korumaya yönelik değil, onu “yeni bir dönemin eşiği” adı altında dönüştürmeye yönelik bir belgedir. Zafer Partisi’nin “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” teşhisi, bugün her zamankinden daha hayati bir önem taşımaktadır.

Gerçek bir kardeşlik; teröristle masaya oturarak değil, bin yıldır omuz omuza savaşan Çanakkale ruhunu ihya ederek ve üniter devletin kurumlarını “Demir Güvercin” disipliniyle yeniden ayağa kaldırarak tesis edilebilir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, egemenliği paylaştıran raporlar değil, egemenliği kayıtsız şartsız millete ait kılan ve bölücülüğü her alanda tasfiye eden milli bir iradedir. Zafer Partisi, bu iradenin ve Türk milletinin bekasının yegâne savunucusu olarak, terminoloji tuzaklarına ve üniter devlet karşıtı her türlü girişime karşı durmaya devam edecektir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!