Prof. Dr. Fuat Gürdoğan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Hayvancılıkta Asıl Mesele: Hesabın Tutmaması

Hayvancılıkta Asıl Mesele: Hesabın Tutmaması

featured
0
Paylaş

Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu yazı, Türkiye’deki hayvancılık sektörünün mali yapısını ve tarımsal desteklemelerdeki yasal eksiklikleri ele almaktadır. Yazar, 2026 bütçesinde öngörülen desteklerin yasal sınır olan milli gelirin yüzde birinin oldukça altında kaldığını savunarak üreticinin ekonomik güvencesinin zayıfladığına dikkat çekmektedir. Özellikle yem maliyetlerindeki aşırı artış ve piyasadaki belirsizlikler, devlet desteklerinin işletmeleri büyütmek yerine sadece borçları döndürmeye yaramasına neden olmaktadır. Metne göre, planlama eksikliği ve fiyat istikrarsızlığı gençleri üretimden uzaklaştırırken sektörü ithalata bağımlı hale getirme riski taşımaktadır. Çözüm olarak ise maliyet düşürücü stratejilerin, öngörülebilir fiyat politikalarının ve kanuni destek oranlarının tam olarak uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Nihayetinde kaynak, hayvancılığın sürdürülebilirliği için sadece rakamsal büyüklüğün değil, üreticinin net kazancının ve geleceğe dair güveninin esas olduğunu ifade etmektedir.

 

2026 yılı için açıklanan bütçe teklifinde tarım sektörüne ayrılan toplam kaynak yaklaşık 888 milyar lira olarak ifade edilmektedir.

Ancak bu 888 milyar liranın tamamı çiftçimize karşılıksız verilen bir destek değildir; bunun içinde kredi hacmi, faiz sübvansiyonu, vergi avantajları ve çeşitli finansman kalemleri de yer almaktadır.

Yani bu rakam sektörün toplam finansal büyüklüğünü gösterir, doğrudan hibe edilen parayı değil. 2026 yılı için açıklanan doğrudan tarımsal destek ödeneği ise 168 milyar liradır.

Ama Tarım Kanunu’na baktığımızda mesele aslında gayet açık ve nettir.

Kanuna göre her yıl ayrılacak tarımsal destek bütçesi, o yılın gayri safi yurt içi hasılasının en az yüzde 1’i olmak zorundadır.

2025 yılı milli geliri yaklaşık 57 trilyon lira seviyesindedir.

Bunun yüzde 1’i yaklaşık 570 milyar liraya karşılık gelmektedir.

Yani kanunun işaret ettiği destek büyüklüğü 570 milyar lira iken, 2026 için açıklanan doğrudan destek 168 milyar lirada kalmaktadır.

Aradaki fark yalnızca teknik bir oran meselesi değildir; bu fark, üreticiye kanunla verilmiş bir güvencenin eksik bırakılması anlamına gelmektedir.

Hayvancılıkta giderin en ağır kalemi yemdir.

Toplam giderlerin yüzde 60 ila 70’i yemden oluşur.

Yem fiyatı bir yıl içinde yüzde 40 artarken hayvancılık destekleri aynı hızla artmıyorsa reel destek düşmüş demektir.

Bu durumda üretici kâr etmiyordur, sadece ayakta kalmaya çalışıyordur.

Ortalama 100 başlık bir küçükbaş hayvan işletmesinde yıllık yem maliyeti 600 bin lirayı bulabiliyor.

Veteriner, aşı, işçilik ve amortisman eklendiğinde gider 900 bin liraya dayanıyor.

İyi bir yılda kuzu geliri 850–900 bin lira olabilir; kötü yılda bunun altına iner.

“Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesi kapsamında, 95 dişi + 5 erkek küçükbaş için aylık 15 bin, yıllık 180 bin lira bakım-besleme desteği verileceği açıklanmıştır.

Devletin verdiği 180 bin liralık bakım-besleme desteği hibe niteliğindedir; ancak bu tutar mevcut maliyet tablosunda işletmeyi büyütmeye yetmez, en fazla artan giderleri bir ölçüde dengeler.

Öte yandan faizsiz kredi ayrı bir başlıktır; adı faizsiz olsa da sonuçta geri ödenecek bir ana para vardır ve bu da üretici için ilave bir yük anlamına gelir.

Fiyat istikrarı sağlanmadan verilen kredi, üreticimizi yatırımcı değil borçlu haline getirir.

Burada asıl ve en can alıcı sorun para bulmak değil, yarın ne kazanacağını bilmektir.

Süt fiyatı geç açıklanırsa planlama çöker.

Et piyasası dalgalıysa iki yıllık üretim döngüsü üç aylık fiyat hareketlerine teslim olur.

Hayvancılık biyolojik bir süreç olduğundan verilen kararın sonucu ancak bir yıl sonra görülür.

Ve politika kısa vadeli reflekslerle yürütülürse üreticimiz uzun vadeli risk taşımak zorunda kalır.

Kanunda yazan yüzde 1 kuralı sembolik değil, sektörün sürdürülebilirliği için konmuş yapısal bir orandır.

Bu oran yakalanmadığında sistem tamamen çökmez ama maalesef zayıf kalır.

Zayıf kalan sistem üreticimizi daha da sıkıntıya sokacak olan ithalatla dengelenmeye çalışılır.

İthalat arttıkça üreticimiz fiyat baskısı altında kalır.

Fiyat baskısı arttıkça da gençlerimiz ekmeğini kazandığı köyü terk eder.

Çözüm aslında hiç de karmaşık değildir.

Önce yem maliyetini düşürecek kalıcı bir üretim planı kurulmalıdır.

Sonrasında mera ıslahı ve yem bitkisi üretimi gerçek anlamda desteklenmelidir.

Süt ve et fiyatları önceden açıklanmalı, üretici en az bir yıllık ufku görebilmelidir.

Destek takvimi net olmalı, üretici ne zaman ne alacağını bilmelidir.

Ve en önemlisi, kanunda yazan yüzde 1 hedefi kademeli de olsa hayata geçirilmelidir.

Üretici borçla değil, kesintisiz ve öngörülebilir bir kazançla ancak ayakta kalabilir.

Bugün köylerimizde hayvancılık yapanların yaş ortalamasının yükselmesi tesadüf değildir.

Sorun gençlerimizin tembelliği değil, çok acı bir şekilde üretimde hesabın tutmamasıdır.

Bir sektörün büyümesi için destek miktarı kadar öngörülebilirlik de gerekir.

Eğer üreticimiz yarın ne kazanacağını bilmiyorsa, aldığı destek güven vermez.

Açıklanan rakamlar kulağa büyük geliyor olabilir.

Ama üreticimiz yıl sonunda borcunu kapatamıyorsa, gerisi lafta kalır.

Hayvancılık sözle değil, kasada kalan parayla ayakta durur.

Hesap başa baş dahi gelmiyorsa, üreticimizin cebine para girmiyorsa, soru “Neden üreteyim ki?” diye değişir.

Çünkü üreticimiz artık zarar etmek istemiyor; sadece emeğinin karşılığını istiyor.

Ve ülkede üreticimizi ayakta tutamazsak, yarın sofraya ithalata olan bağımlılığımızın pişmanlığı ile otururuz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!