Nazım Peker’in kaleme aldığı bu metin, geçmişin samimi mahalle kültürüne ve yitirilen toplumsal değerlere duyulan derin bir özlemi konu almaktadır. Yazar, günümüzün dijitalleşmiş ve bireyselleşmiş yaşam tarzı ile eski dönemin güvene dayalı insani ilişkilerini etkileyici bir tezatla karşılaştırır. Borçların güvenle yazdırıldığı bakkallar, mahalle maçları ve komşular arasındaki kopmaz dayanışma bağları anlatının merkezinde yer alır. Metinde ayrıca, eski Türkiye’deki eğitim disiplini, karşılıksız sevgiler ve çocukların sokaklarda korkusuzca büyümesi gibi nostaljik unsurlar ön plana çıkarılır. Sonuç olarak yazar, modern dünyanın getirdiği yabancılaşmaya karşı, geçmişin o sade ama huzurlu toplumsal yapısını yücelten duygusal bir panorama sunar.
Sevgili okurlarım!
Sizlerle şöyle eskilere bir yolculuk yapalım, Neler kazandık neler kaybettik bir anımsayalım mı?
Başlayalım öyleyse:
Kredi kartı nedir, bankamatik nedir bilmezdik o yıllar. Bakkalımız Ahmet amca, Mehmet amcamız vardı sevecen. O yüzden bakkala falan borç yazdırırdık. Bakkallar, AVM olmadıkları için, ödeyemediğimiz borç için eve sarı taksilerle icra da gelmezdi.
Öğretmenler saygı görürdü. Öğretmen gibiydiler, bakımlı, traşlı ve kravatlı idiler. Ana baba okul basıp öğretmene, idareye höt demezlerdi. Onlar da öğrencileri evlatları bilir dövmez, başka gözle bakmaz tecavüz etmezlerdi.
Öğretmenlerden gizli sigara içmek bir heyecan ve cesaretti. Tuvaletlerde kaçak içilirdi de okul önünde uyuşturucu satanlardan uyuşturucu almak şeytanımızın bile aklına gelmezdi.
Çok rahattınız, komşunun çocuğunu kucağınıza alır; istediğin gibi öper, koklar oynardın, yanağından makas alırdır. Kimse “ulan çocuğu taciz mi edecek” diye seni kollamazdı, aklına bile gelmezdi.
Semtlere göre okul başarı farkı yine vardı ama kimsenin anası babası: “benim çocuğum onunla, bununla aynı sınıfta olamaz” diyemezdi. Ayıptı, günahtı, gerçekten Tanrı’dan da kuldan da utanırdı veliler.

Caddeler, sokaklar böyle boş ve ruhsuz değildi; herkes sokaklardaydı aksine kimse eve girmezdi, büyükler çay, kek, börek sohbete dalarken, çocuklar sokaklarda tipi tip, gazoz kapağı, misket, yakar top, çelik çomak, uzun eşek, saklambaç, misket, aşık oynarken mahallenin zıpkın gençleri mahalle maçları yapardı, sokak aralarında.
O yıllarda her evde bir radyo vardı, genelde kısa dalga polis radyosundan türküler dinlenirdi. Televizyon vardı ama her evde yoktu, siyah beyazdı; fakat yaşamımız coşkulu ve renkliydi. Böreğimizi, çekirdeğimizi, limonatamızı alır Tv olan komşumuza, sinemaya gider gibi giderdik. Neden geldin denmezdi. Baş köşede yerimizi alırdık.
Filmler, diziler kısıtlıydı ama bizim Teksas, Tommiks, Zagor, Mandreke gibi ders kitaplarımızın arasına koyup; ders çalışıyormuş gibi okuduğumuz çizgi kahramanlarımız vardı.
Ya o tadına doyamadığımız, görmesek, gitmesek bir yanımızın eksik olduğu komşularımız, komşuluklarımız. Bayramlar da bambaşkaydı, öyle seyahatler, tatil gibi kaçamaklar yoktu. Ayırım, ötekileştirme, öteleme yoktu. Müslüman gayrimüslİm fark etmez; komşularımızla bayramlarımızı ve bayramlarını beraber kutlardık.
Sabah evden çıkar akşama kadar doya doya, yorulana kadar oyun oynardık. Komşu evinden Zehra teyzeden ya da Suna abladan su içer, yemek yer yine oyuna koşardık yüzümüz terli terli. Şimdi çocuklarımızı, bırakın sokakta oynatmayı kapının önündeki bahçemizde bile tek başına bırakıp da oynatamıyoruz, korku ve endişeden.
Aynen anlatıldığı gibi, şimdiki gibi gelecek korkumuz yoktu. Kin, nefret nedir bilmezdik. Öteki, beriki bilmezdik. Alevi-sünni bilmezdik. Kürt-Türk-Çerkez-Arap bilmezdik. Yanımızda, karşımızda insan var, arkadaş var, dost var bilirdik.
Evet eski Türkiye’miz, çok güzeldi sade, samimi ve sevecen.
Acılarımızı, sevinçlerimizi paylaşırdık. Cenazemizde bütün sokak yas tutarken sevinçlerimizde de coşku yaşardık.
Sevmek öyle sıradan ve kolay değildi. Aşk, emek isterdi, yürek isterdi, öyle üç günlük atom aşkları, yazlık-kışlık-tatil aşkları yoktu, Sevgi, yıllarca içinden sever ama söylemeye korkardın, sevdin mi adam gibi severdin.
Komsu kızları, komsu erkek çocuklarına emanetti. Çocuklar oynarken gece yarılarına kadar anne baba bahçelerde komşularla oturur sohbet eşliğinde çay içer; bizler oynardık ama hiç kimse kimseye kötü gözle bakmazdı.
Sıkımı bir başka mahalledeki bir kimsenin çocuğu senin mahallende çapkınlık yapacak, kızlara laf atacak?!
Komşu Nermin abla, bana iki ekmek alıver dese, sorgulamadan, düşünmeden dört nala koşar giderdik.
Yani sevgili okurlarım! Geçmişi özlemiyorum desem yalan olur. Nasıl özlemem o sıcaklığı ve samimiyeti çünkü; İnsanlar insandı, adamlar adam, komşular komşu, hüzünler ve sevinçler ortaktı, yaşamda bir tat, lezzet, saygı, sevgi ve sonsuz bir hoşgörü vardı.
Özetle yaşamaktan da zevk alırdık doyarcasına, mücadeleden de zevk alırdık yorulurcasına. Çünkü o yıllarda; biz, bizdik.
Esen kalınız.